Hasan Postacı Yazdı: İlke ve Değer Merkezli Siyasetin İmkânları-9

14.03.2021

Yerellikte Türkiye Örnekliği-Sosyolojik Analiz

Yeni Türkiye modernleşme sürecinde kadın konusu ile ilgili genel bir çerçeve çizerek kurucu ideolojinin kadını araçsallaştırması üzerinden değerlendirmelerde bulunmuştuk. Ak parti iktidar sürecindeki tepkiselliğin kadın rolünü sosyolojik olarak faklı savrulmalara evrilme potansiyeline dikkat çekmiştik. Türkiye İslami mücadele sürecinde kadın misyonu üzerine analizlerle devam edelim. 

Osmanlı’nın son dönemi emperyalizmin paylaşım savaşlarına sahne olurken savaşların yükünün taşıyıcısı olarak Anadolu kadını karşımıza çıkar. Fedakâr, mütevekkil ve mücadeleci kadın ruhunun kaynağında İslami değerler olduğunun altını çizmek gerekir. Ancak yeni Türkiye modernleşmesinin toplumda yarattığı travmanın ilk tepkisi yine kadın üzerinden belirginleşti. Toplumun statüko uygulamalarına yönelik mistik, münzevi ve derin bir hayal kırıklığının ruhuna düşürdüğü kalın gölge ile gelen suskun protestonun en ağır bedellerini yine kadın ödedi. Toplumsal yaşamdan kendini dışladı. İlk dönem kadına tanınan sosyal, siyasal haklar, İstanbul, Ankara gibi devlet işleyişinin merkezlerinde bile sitemin elitist kesimleri ile sınırlı kaldı. Yani yukarıdan aşağıya modernleşme süreci, hedef kitlesi olan Anadolu kadınından karşılık bulmadı.

Konuyla ilgili istatistikler günümüze kadar birçok teşvik edici düzenleme yapılmasına rağmen hala kadının sosyal yaşamdaki etkisinin çok düşük seviyelerde kaldığını gösteriyor. Örneğin 2014 yılı Dünya Ekonomik Forumu tarafından yayınlanan raporunda istihdam sıralaması verilerinde görülmektedir. Bu rapora göre Türkiye kadın istihdamında 142 ülke arasında 125. sıradadır.  (World Economic Form, 2014).  Kadınlarla ilgili 2000’li yıllar kadar öğrenim düzeyi bağlamında kır-kent ayrımında değerlendirildiği bir araştırmada, kırda okur-yazar olmayan kadın oranının %31.20, kentte ise %19.12 olduğu görülmektedir. Diğer öğrenim düzeyleri açısından da kadınların oranı hem kırda hem de kentte erkeklerden çok düşüktür. Kentte orta, lise ve dengi okul mezunu olan kadın oranı kırsal kesimin üç katı kadardır (Beşir Atalay, Türk Aile Yapısı Araştırması). Bu değerlerin güncel halinde kısmen iyileşmeler olduğu düşünülse de bu durumun niteliksel olarak değişmediği söylenebilir.

Bu durum sadece mevzuat düzenlemeleri ile açıklanamaz. Hatta bu yönüyle kadına pozitif ayrımcılık bağlamında Türkiye birçok ülkeden çok daha ileri adımlar atmıştır, denilebilir. Burada temel sorun statükonun topluma dayattığı yukarıdan aşağıya modernleşme uygulamalarıdır.

Şeyh Sait başkaldırısı ile kırılmaya uğrayan Müslüman Kürt halkında kadının hikâyesi ise inkâr ve asimilasyon politikalarının ağır gölgesinde çok daha can yakıcı bir şekilde kendini göstermiştir. Kurucu ideolojinin toplumda oluşturduğu iki önemli kırılma noktasını kadının sosyalleşmesinde daha trajik sonuçları oluşturduğu görülür. Türklük merkezli etnik kimlik dayatması ve laiklik merkezli inanca dayalı temel hak ve özgürlük alanlarına getirilen baskı ve kısıtlamaların oluşturduğu yırtılma, çatışma ve kırılmalar.  

Statükonun kurucu değerleri ile çatışma stratejisi kahir ekseriyeti Müslüman olan geleneksel Anadolu halklarında içe kapanan, kendini mümkün olduğu kadar statükonun dışında tutmaya çalışma şeklinde olmuştur. Erkeklerde askerlik vb. durumlardan dolayı nüfusa kayıt olma, ticaretten dolayı mali mevzuat prosedürlerini yerine getirme zorunlulukları gibi durumlar erkekleri daha çok siteme dâhil etmesine karşın kadınlarda bu tür zorunlulukların olmamasından dolayı kimi kadınlar doğumundan ölümüne kadar hiçbir şekilde sistemin kayıtlarında bile yer almamıştır. Kimlikleri olmamış, resmi evlilikleri yapılmamış, ölüm kayıtları bile olmayan kadınların sayısı az değildir.

1960’lardan sonra yavaş yavaş başlayan köyden kente göçler, 1980’lerde metropollerin gettolarında arabesk bir kentleşmeye geçiş yapmanın sancıların yaşandığı süreçlerle sonrasında kadının görünürlüğünde kısmen bir artış olmasında özellikle illegal sol hareketler ve gelenek dışı İslami çevrelerin çalışmalarının etkisi olduğunu söylenebilir.

Sol hareketlerde kadının kendini var kılması psikolojik ve kültürel olarak çok ağır şartlara bağlı olarak ortaya çıkabiliyordu. Psikolojik boyutta cesaret, gözü karalık, sırdaşlık, fedakârlık, zorluklara göğüs germe, sadakat gibi değerlerin cinsel kimliği bastıran boyutlarda kadının erkeksiliği oranında makbullüğü gibi bir pratiğe evrildiği söylenebilir.  Kültürel boyutta ise birtakım sözüm ona tabuları yıkma, ev kadını olma mahkûmiyetine başkaldırı, bekâret, namus vb değerlerin sözüm ona aşılması gereken gerici (!) unsurlar olması üzerinden kendini var kılmaya çalıştı.  Diğer taraftan bir paradoks olarak özellikle gençlik üzerine çalışmalarda kadınların dişiliğinden sözüm ona bir taktik olarak yararlanılması gibi derin kişilik bunalımları ve/veya çatışmaları ile kadın rolü şekilleniyordu.

Özellikle PKK’nın silahlı mücadele süreci daha mütedeyyin olan Kürt kadınında daha trajik sonuçlar üretiyordu. Özellikle 90’lı yıllardan 2010’lu yıllara kadar Diyarbakır, Van, Batman gibi örgütsel tabanın güçlü olduğu yerlerde artan kadın intihar vakaları bu bağlamda incelenmesi gereken önemli süreçlerden biri olarak not edilmelidir.

Sol örgütlerin ideolojik gençlik hareketlerinde kadın rolünün günümüze kadar yansımaları beraberinde seküler feminist kadın kimliğinin baskın bir unsur olarak kentli kadına yansımasını üretti. Feminizmin İslam coğrafyalarında ürettiği çatışmacı kadın kimliğinin kuşkusuz kadının sosyal yaşamda özneleşmesi sürecine önemli etkileri olmuştur. Ancak İslam coğrafyalarındaki feminizmin ürettiği en önemli sapma kadının cinsel kimliğine olan yabancılaşmasıdır. Batı modernitesinde temel hak ve özgürlükler üzerinden büyük oranda şekillenen feminizm İslam coğrafyalarında erkek kimliği ile benzeşme ile oluşan rekabet ikliminden beslenmekte olduğunu söylemek gerekir. Örneğin bu tür bir feminizm erkek gibi giyinme, eylem yapma, sigara kullanma, dobra/argo konuşma gibi duruşlar üzerinden kendini görünür kılmaya çalışırken ekonomik özgürlük tabusu, evlilik fobisi ile kendini ajite ettiği görülür.

Yaşanan bu süreç kentleşme ile gelen ekonomik refahın etkisiyle günümüzde toplumsal cinsiyet eşitliği üzerinden şekillenen sivil hareketleri, LGBT gibi platformları fonlanmış hareketler üzerinden daha soft ve legal zeminler üzerinden yeni boyutlar kazanmaya devam ediyor.

Konuya devam etmek umuduyla…

Hasan Postacı’nın Tüm Yazıları

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir