Hasan Postacı Yazdı: İmtidad

08.07.2023

Son seçimlerle Ak Parti 5 yıl daha hem TBMM çoğunluğunu ve hem de başkanlık sistemin kazanarak iktidarı elinde bulunduracak.  Muhalefet cephesi ise yenilginin getirdiği kaçınılmaz hesaplaşmayı yıpratıcı bir şekilde yaşamaya başladı. Yani Türkiye siyaseti yeni dönemde önemli bir değişim sürecine girmiş bulunuyor.

İmtidad Arapça kökenli bir kelime. Uzayıp gitmek anlamına geliyor. Osmanlı son dönem münevverleri bu kelimeye kavramsal bir derinlik kazandırarak bireysel ve toplumsal anlamda sürekli bir değişim içinde gelişmek gibi bir anlamsallık katmışlar. Örneğin Yahya Kemal: ‘Sürekli değişim içinde akıp dururken baki kalanı, asıl hüviyeti muhafaza etmek.’ Anlam derinliğinde bir tanımlama getirmiştir.

Değişimin kaçınılmazlığı, önlenemezliği felsefi açıdan birçok boyutta ve insanın bireysel ve toplumsal yaşamsallığı bağlamında çeşitli ekollere mensup düşünürler tarafından vurgulanmıştır. Kitab-ı Kerim de bu değişime birçok ayete farklı şekillerde vurgu yapmaktadır (13/11).

İktidar ve muhalefet cephesinde yaşanan sarsıcı değişimlerin bir imtidad ikliminde yaşandığını söylemek çok zor. Değişimin toplumsal geleceği inşa etmede en fazla etkisi olan siyasal kurumlar üzerinden gerçekleştiği ve alınan her kararın, yaşanan her değişimin doğrudan gelecek kuşakların yaşamlarını etkilediği ve bu değişimin tüm olumlu(suz)luklarının faturasının gelecek zamanları kuşattığın, belirlediğini altını çizmek gerekir.

Millet ittifakı bileşenleri üzerinden bu değişimin ilk izleri gözlemlendiğinde ilk sarsıcı hamlenin İyi Parti ile geldi ve yapılan genel kongrede yeniden Meral Akşener’in genel başkan seçildi. Bu tercih seçim yenilgisinin faturasının Meral Akşener’e kesilmediğini gösterir. Zaten kendisi de yeni seçilmiş başkan olarak yaptığı ilk konuşmada oldukça öfkeli ve meydan okuyan bir dil kullandı. Satır aralarında Millet ittifakına artık herhangi bir minnet üzerinden bağlı kalmayacağını da okumak mümkün.

CHP’de işler daha faklı seyrediyor. Hedef tahtasında Kemal Kılıçdaroğlu var. İmamoğlu değişim manifestosu üzerinden kartlarını açarken, Bolu Belediye başkanı Tanju Özcan ‘Değişim ve Adalet’ yürüyüşü üzerinden Kılıçdaroğlu’nu hedef alarak çıkış yaptı.

CHP içinde genel kongreye kadar sular gittikçe daha fazla ısınacak gibi duruyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun adalet yürüyüşü ile başlayan değişim süreci, ‘Helalleşme’ ve ‘Halil İbrahim Sofrası’ ile zihinlere kodlanan açılımları seçim başarısı ile taçlanmayınca yenilginin faturasını ödemek gibi bir baskı ile karşılaştı. 2024 yerel yönetim seçimlerine mutlaka genel kongre üzerinden taban desteğini yenilemiş, güçlenmiş bir genel başkan olarak gitmek isteyecektir. CHP’nin millet ittifakı üzerinden ürettiği yeni sinerji seçim yenilgisi ile önemli bir yara aldı. Genel başkanlık desteğini kongre ile yenilemeyi başarabilirse Kılıçdaroğlu’nun yeniden Millet İttifakını toparlayabilme gibi önemli bir konusu daha olacak. Tersine CHP yeni bir genel başkanla devam ederse yeni bir ittifak süreci ve bileşenlerinin neler olacağı ayrı bir sorun olarak ortaya çıkacak.

Düşünsel anlayış ve yaklaşımları, siyasal tabanları birbirine yakın Saadet Partisi, DEVA Partisi ve Gelecek Partisi seçimle başlayan süreçteki rekabetçi duruşları yanlış taktik ve stratejilerin uygulamasına yol açtı. CHP listelerinden girmek zorunda kalınması mütedeyyin oy potansiyelinin başta Yeniden Refah partisi olmak üzere diğer partilere kaymasına yo açtı. Sonrasında yeniden bir araya gelme görüşmeleri de sonuçsuz kalınca ortada muhalefet cephesinde muhafazakâr, mütedeyyin oylara adres olabilecek bir adres kalmamış görünüyor.

HDP açısından durum daha yıpratıcı. Net yüzde 5 düzeyinde bir oy kaybı var. bu seçimlerden bağımsız parti iç dinamikleri ve dengeleri üzerinden ayrıca masaya yatırılması gereken bir durum. Selahattin Demirtaş’ın eleştirel çıkışı bu sorunsala parmak basıyor. Temel problem silahlı kandil iradesinin ağır vesayeti. Sadece silahlı örgütsel yapının çıkarlarına endekslenmiş bir siyaset programı. İktidar eleştirisi kadüklüğünden, sığlığından kurtaramadığı söylem. İttifak bileşenlerindeki dağınıklık ve parçalanmışlık. Toplumsal karşılığı olamayan siyasi figürlerin marjinal temsilciliği gibi sivil siyasal mücadelenin ikliminden uzaklaşmış bir siyasi parti görüntüsü veriyor HDP.

Ak Parti iktidarının yeni dönemi herkesin tahmin ettiği gibi ağır ekonomik programlarla kendini göstermeye başladı. Ekonominin başına neoliberal düntyanın küresel kurmaylarının akredite ettiği isimlerin getirilmesi, Erdoğan merkezli yeni ekonomik teorinin çöktüğünü, vazgeçildiğini gösteriyor. Nitekim ilk yapılan işlerden biri resmi politika faizini anormal denecek bir düzeyde arttırmak oldu. Bu artış bile piyasaların gerçeklik koşullarına hala bir paralellik üretmiyor.

Mehmet Şimşek’in yeni dönem yol haritasının ipuçlarını verdiği açıklamalarının ardından yağmur gibi artışlar her alanda görülmeye başlandı. MTV, KDV, ÖTV ve diğer harçlardaki ek artışlar yükü yine yoksul kitlelerin sırtına yüklemeyi kaçınılmaz kılacak. Çalışanlara yönelik asgari ücret, maaş sözleşmelerindeki rakamsal artışlara karşılık gelen mali yükler sonrası oluşan hayat pahalılığı kaçınılmaz olarak kitlesel yoksulluğu derinleştirmek gibi bir durumu hızlandıracaktır.

Kur korumalı mevduat gibi enstrümanların sürdüğü, kamu kurum ve kuruluşlarına yönelik hiçbir tasarruf programının açıklanmadığı, varlık fonu üzerindeki tasarrufların, batık kredi ve fonlanmaların masaya yatırılmadığı bir ekonomik programın toplumsal kesimler üzerine yüklenen çözümlerle sınırlı kalması küresel sömürü düzenin işleyen çarklarına Türkiye’nin mümbit bir liman olması dışında bir sonuç doğurmayacağı görülüyor.

İç ve dış politikanın Kürd sorunu bağlamında ise bir değişim sinyali görülmüyor. Terörle mücadele üzerinden güvenlikçi politikalara terkedilmiş bir konu olarak Kürd meselesi yeni dönemde de baskılanmış, ötekileştirilmiş, susturulmuş bir konu olmaya devam edecek.

Genel olarak İktidar ve muhalefet cephesinin seçim sonrası yaşadığı değişimin bir imtidad olmaktan öte, bozulma, savrulma ve dağınıklık olarak tanımlamak daha isabetli. Etkili, nitelikli bir muhalefet cephesinin oluşamaması siyasal sürecin en temel problemi olmaya devam edecek gibi görünüyor. İktidar bağlamında imtidad fıtratın evrensel kodlarına sadık kalmak ve muhafaza etmek gibi bir değişimden çok küresel düzene eklemlenme çaba ve teslimiyetine boyun eğmiş ve ancak kendi insan kitlesine de alabildiğine kör bir itaate mahkum eden, kendi dışındakine ötekileştiren derin bir polarizasyona terk eden bir yönetim ikliminin kuşatılmışlığında kaldığını ifade etmek gerekir.

Hasan Postacı’nın Tüm Yazıları 

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.