Hasan Postacı Yazdı: Saray Mustazaaflığı

09.09.2023

Mustazaaf, Kitab-ı Kerim’de özellikle şirk toplumlarındaki toplumsal ilişkileri açıklamada başvurulan önemli kavramlardan biridir. Müstekbirin zıt anlamlısı olarak kullanılır. Müstekbir kendisinde olmayan büyüklükle kibirlenen anlamına gelir. Kelime anlamı olarak mustazaaf da güçsüzler, güçsüz bırakılanlar anlamındadır. Ancak müstekbirin zıt anlamlısı olması bakımından bir kavramsallaştırmaya gidilirse zayıf olmadığı halde kendini zayıf gören, bu güçsüzlüğü içselleştiren, değişmez kabul eden anlamı daha çok ön plana çıkar.

Diyalektik bir yaklaşımla mustazaaflık ve müstekbirlik birbirinin varlık sebebidir denilebilir. Yani birinin varlığı diğerine bağlı olduğu bir toplumsal düzende ortaya çıkarlar. Böyle bir toplumsal düzende kitlesel çoğunluk mustazaaflardan oluşur. Müstekbirler güç ve otoriteyi, yönetimi, zenginlik ve serveti elinde bulunduran azınlık kesimdir.

Kitab-ı Kerim, mustazaafları üç gruba ayırarak tanımlar. Birinci grup kadın, çocuk, yaşlılardan oluşmuş biyolojik güçsüzlükler üzerinden tanımlanan kesimleri oluşturur. İkinci sınıfta yer alanlar, içinde bulunduğu ağır zulüm ve sömürü koşullarını sorgulayan, kabul etmeyen, değişmesi için mücadele eden mustazaaflardır. Bu kesim peygamberlerin davetlerine icabet eder. Küfür ve şirk ile ifsat olunan toplumsal düzenin değişimi için mücadele etmekten geri durmazlar. Üçüncü grup mustazaaflar ise güçsüzlüklerini içselleştirmiş, düzenin bir parçası olmayı kabullenmiş ve hatta bunun devamı için çaba gösterenler olarak kategorize edilir.

Kuran, birinci grup için inananlara sorumluluk yükler. Yaşlı, kadın ve çocuklardan oluşan mustazaaflar için mücadele edilmesi gerektiğin emreder(4/98).

İkinci grup mustazaaflar için onlara yardımda bulunulacağını ifade ederek onları yeryüzünün mirasçılıları olarak tanımlar (28/5).

Üçüncü grup ise kınanır. Zülüm ve sömürü düzeninin sorumluları olarak görür. Mazeretlerini ne suçladıkları müstekbirler kabul eder ne de bir metafor olarak meleklerin sorularına karşı verdikleri yanıtlar kabul edilir (34/32-4/97).

Günümüz küresel istikbar düzeninde üçüncü grup mustazaaflığın küreselleştiğini söylemek mümkün. Öyle ki bu üçüncü grup mustazaaflığın küresel düzenin devamında kilit, belirleyici rol üstlendiğini ifade etmek gerekir. Özellikle küresel sermayenin sömürü çarklarının dönmesinde en kritik rolü, orta sınıf diye tanımlanan kendi alanlarında uzman, ekonomistler, mühendisler, askeri ve idari bürokratlar, akademisyenler, doktorlar, medya uzmanları, sanat, sinema ve spor idolleri, moda ve eğlence dünyası organizatörleri, mafya ve uyuşturucu baronlarına uzanan geniş bir yelpazeden bahsedilebilir.

Fıtratın ifsat edildiği mevcut küresel düzenin yerel tonlarında niceliksel değişimler görülse de tüm yerkürede işleyen hakim düzenin niteliksel yapısının değişmediğinin altını çizmek gerekir. Kitab-ı Kerimin öğretisi ile kabilelerin putlarının isimleri değişse de zülüm düzeninin niteliğinin hep aynı olduğu görülür.

İşte tamda bu küresel düzenin taşıyıcı kitlesi üçüncü grup, “Saray Mustazafları” diye tanımlanabilecek olan güçsüz bırakılmışlığını içselleştirmiş, bunu bir kadermiş gibi kabullenmiş, kendi durumundan memnun ve bunun korunması, devam ettirilmesi için çaba gösteren gönüllü mustazaaflıklardır.

Dünyaca ünlü yazar George Orwell, 1984’ü yazdıktan sonra değerlendirmesi ve görüşlerini almak için bir kopyasını öğretmeni Aldous Huxley’e gönderir. Huxley, kitapla ilgili şöyle bir not düşerek karşılık verir:

“Gelecek nesil içinde dünyayı yönetenlerin, bebekleri şartlandırmanın ve narko-hipnozun bir yönetim aracı olarak sopalardan ve hapishanelerden daha etkili olduklarını keşfedeceklerine ve iktidar arzusunun, insanları itaat etmesi için kırbaçlamak ve tekmelemek kadar kulluklarını sevmelerini telkin ederek de tatmin edebileceğini göreceklerine inanıyorum.” 

Huxley, Orwell’in distopyasını bir adım daha ileri götürerek adeta günümüz dünyasının yapa zekâ teknolojileri ile yönetilen, daha acımasız gelişmiş biyoteknolojilerle endokrinal yönetişim teknikleri üzerinden yönlendirmelere uzanacak küresel zulüm ve sömürü düzeninin kitleleri gönüllü kulluklara, saray mustazaaflığına hızla sürüklenmesini resmediyor.

Saray mustazaaflığı bilinç düzeyinde içselleştirilmiş bir kabullenişi tanımlar. Bu durumu ancak yine yeni bir bilinç farkındalığının yaratacağı değişimi ile aşılabilir. Bunun en güçlü adresi ise tarihsel birikimin gösterdiği gibi evrensel özgürlükçü nebevi davet ve tebliğden geçer.

Steril iyilik üzere bir dünya düzeni gibi tamamen ifsat olunmuş kötülük üzere bir dünya düzeni de ütopiktir.

Var olan gerçeklik korunmuş Kitab’ın rehberliğinde kitleleri kuşatan saray mustazaaflığı karşısında yeni bir bilinç kuşanmaktır. Adalet, özgürlük, fıtri izzet ilkeleri ikliminde kadim muvahhit insan, geleceğin en güçlü umudu olarak var olmaya devam edecektir. 

Hasan Postacı’nın Tüm Yazıları    

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.