Hasan Postacı Yazdı: Siyaset Kurumu Karşısında Toplumsal Yönelimlerin Sahiciliği

01.04.2023

Sosyolojide toplumu şekillendiren, değer üreten kurumların başında siyaset kurumları gelir. Aile, medya, eğitim, hukuk ve din diğer değer üreten ve toplumsal yaşamı şekillendiren kurumlardır. Değer üreten kurumlar arasında kaçınılmaz ilişkiler vardır. Bu ilişkiler çatışmalar veya dayanışmalar olarak farklı boyutlarda ortaya çıkabilir.

Değer üreten kurumlar arasındaki her çatışma olumsuz ve ya her dayanışma olumlu, faydalı şeklinde bir kategorilendirme yapılamaz. Bazen dayanışmalar bir toplumsal çözülmeye, çürümeye yol açabileceği gibi kimi çatışmalarda toplumsal yapıyı geliştirebilir.

Çoğu kez değer üreten bu kurumlar arasındaki çatışma ve dayanışmalar, birlikte farklı şiddet ve düzeylerde iç içe devam eder. Seçim gibi dönemsel olaylar bu kurumlar arasındaki ilişki biçimlerini ve siyaset, din, medya gibi kurumsal yapıları daha yoğun ve baskın bir şekilde süreci şekillendirdiği görülür.

Eğitim düzeyi yüksek toplumlarda değer üreten kurumlar arasındaki bu tür çatışma ve dayanışmalar toplumsal yapıyı geliştiren, güçlendiren sentezler üreterek geleceğe yönelik değişimler üretir. Eğitim düzeyi düşük, yoksullaşmaların kitleselleştiği toplumlarda ise bu tür kurumlar küçük bir azınlığın çıkarları üzerinden manipüle edilerek toplumsal çözülmeye yönelik bir barajı biriktirir.

 İktidar pastası küçük bir azınlığın elinde rant paylaşım kavgasına veya perde arakası uzlaşılar üzerinden şekillendiği için çoğu kez kimin ve hangi partinin iktidara geldiğinin bir önemi olmaz. Her durumda toplumsal düzen ve yapı aynı çürümüşlük içerisinde mevcut durumunu sürdürmeye devam eder.

 Bu durum sitem artık taşınmaz hale gelip toplumsal bir patlamaya dönüşünceye kadar devam eder. Statüko böyle bir durumun oluşmaması için din ve medya gibi ideolojik kurumsal aygıtlar üzerinden toplumsal patlamayı deşarj edecek meşrulaştırmalar üretir. Kadercilik, iç ve dış düşman algıları, beka sorunu, güvenlik kaygıları gibi kötümser algı mühendislikleri yanında, matematiksel olarak olanaksız vaatler, geleceğe dair büyük umutlar, geçici, aldatıcı, ertelemeci bir takım sözüm ona iyileştirmeler, dozajı artırılmış milliyetçi retorikler topluma servis edilir. Maaş artışları, elektrik, su, doğalgaz vb. temel tüketim kalemlerinde indirimler, finansal göstergeleri baskılayacak uygulamalar, yasal aflar, gibi konjonktürel durumu akredite edebilecek düzenlemelere büyük bir propaganda eşliğinde gidilir. Bütün çabaların odaklandığı yer seçimlerde bir dönem daha iktidarı elde etmek üzerine kurgulanır. Siyaset kurumu bu hedefe ulaşmak için her türlü şeyin meşrulaştırıldığı bir arenaya dönüşür.

Günümüz dünyasında kitleleri yönlendirmenin psikososyal mühendislikleri bir hayli geliştiğini ve sonuç alıcı deneyimler yaşandığını gözlemlemek mümkün. Bu tür mühendisliklerin odaklandığı iki temel strateji vardır. İlki üretilen temel mottolar üzerinden iktidara gelecek partiyi toplumsal kitlelere taktikleri ayrıntılı hesaplanmış programlar çerçevesinde pazarlamak. İyi hazırlanmış taktiklerden oluşan seçim programlarının çok güçlü bir bilgi ve veri tabanı üzerinden gerçekleştirilmesi önemlidir. Yapılacak mitingler, kapalı salon toplantıları, sosyal medya paylaşımları, ilden ile hatta ilçeye kadar yerelden bölgesele, oradan ülke geneline ve tüm dünyaya uzanan bir skalada verilecek her bir mesajın, atılacak her bir adımın planlaması yapılır. Türkiye gibi ülkelerde bölgesel uçurumların ve sorunların radikal düzeyde farklılaştığı ülkelerde bu hassas dengeleri gözetmek, mayınlı bir alanda yürümek kadar büyük bir hassasiyet ister. Bazen bir aşiret reisi veya tarikat şeyhi ile anlaşmak kadar kolay bir taktikle öneli bir seçmen kitlesinin oyları devşirilebilirken, bazen de söylediğiniz yanlış bir söz size toplumsal kesimlerin bir bölümünü küstürebilir. Örneğin Kürt ve alevi seçmen kitlelerine yönelik her bir mesajın bu bağlamda üreteceği sonuçlarını kılı kırk yararcasına ölçmek gerekir.

İkinci önemli strateji ise rakip parti temsilcilerini yıpratacak, etkisizleştirecek taktikleri kullanmak. Bu bağlamda geçmişin tüm kirli çamaşırları araştırılır, kişinin özelinde inancından etnisitesine kadar, eşine çocuklarına, aile yakınlarına kadar her türlü bilgi ve durum malzeme olarak kullanılmaktan çekinilmez. Çünkü seçimi bir rakibe karşı kazanmak için onun her türlü sözüm ona zaaflarından, aleyhine olabilecek her türlü detaydan faydalanmak meşru hatta siyaset yapma becerisi olarak görülür.     

Bu iki temel strateji araştırma kurumlarının satın alınmış anketleri üzerinden her bir parti ve grup kendisinin iktidara daha yakın olduğunu, rakiplerinin geride bıraktığını sofistike istatistiksel verileri kamuoyuna servis ederek desteklenir.

14 Mayıs seçim sürecinin kızıştığı süreçte söylemlerin, vaat ve tehditlerin dozajı da her geçen gün karşılıklı olarak arttırılıyor. Korku, kaygı, umut gibi duygu ikliminin toplumsal kesimlerde alabildiğine ajite edildiği seçim ikliminde siyasetin sahiciliğinin güven vermediği görülür. Cumhur ve Millet ittifakının iki ana aktör olarak boy gösterdiği seçimlerde ülkenin temel kronik sorunlarının her iki ittifak program ve söylemlerinde yer almadığı, geleceğe dair umur ve güven verici bir iklim üretemediği söylenebilir. Temelde ekonomi ve Kürd sorunu üzerinde görünür olan sistemsel sorunun ancak toplumcu siyasetin ilke ve değerleri ile ancak çözülebileceğinin altı çizilmelidir. Seçmen kitlelerinin geleceğe dair derin kaygıları ancak sisteme yönelik yapısal değişimlerin açık yüreklilikle konuşulabildiği bir zeminde giderilerek güven verici bir gelecek inşa edilebilir.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün güvence altına alındığı, eleştirel aklın değerli kılındığı, öteki ile bir arada yaşayabilme kültürünün derinleştiği bir Türkiye geleceğin güçlü ülkesi haline gelebilir. Siyasetin kurumunun, terör, bölücülük, milliyetçilik, beka sorunu, yerlilik gibi kutuplaştırıcı sığ söylemler kıskacından kurtulmasına odaklanılmalıdır. Aklın, bilimin, hikmet ve ahlakın merkeze alındığı siyaset kurumunun ehliyet, liyakat merkezli kadrolaşmalar üzerinden şekillendiği, adalet ve özgürlük merkezli önceliklerin yaşatılmaya çalışıldığı, tüm toplumsal kesimlerin ortak gelişimini, faydasını merkeze alan bir siyaset anlayışına, bakış ve duruşuna ihtiyaç var. 

Tüm süreçlerde hukukun, yasa ve kamu kurumsal işleyişinin şeffaf, tarafsız, ayrımcılıktan uzak,  değerlerin güçlendirildiği siyasi söylem ve programların yarıştığı ve seçmenlere sunulduğu yeni bir Türkiye siyasetine ihtiyaç var. Aksi bir iklim 14 Mayıs seçimleri Türk siyaset tarihinde geçmişte kahir ekseriyette görüldüğü gibi toplumsal kesimlerini yönelimlerinin sahiciliğini göstermekten uzak olacak ve toplumsal siyasetle statükonun dizayn ettiği siyaset arasındaki makas biraz daha açılmaktan kurtulmayacaktır.

Hasan Postacı’nın Tüm Yazıları 

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.