Hasan Postacı Yazdı: Sosyal Otoritenin Siyasal Yansımaları

21.06.2024

Kadim kültürlerden günümüze insan karakter ve tipolojileri ile ilgili oldukça geniş bir birikimden bahsedilebilir. İslam medeniyetinde kişilik analizleri çok çeşitli kriterler üzerinden yapıldığı görülür. Kişinin ana rahmine düştüğü gün ve saat, doğduğu ay ve gün üzerinden kişilik tahlilleri yapılır. Ayrıca insan suretinin ve organlarının şekilsel forumları dikkate alınarak da kişilik tahlillerine yer verilir. Bu konuda en kapsamlı çalışmalardan bir Erzurumlu İbrahim Hakkı hazretlerine atfedilen Marifetname adlı eserinden uzun ve detaylı tanımlamalar yapılarak analiz edilir.

Kişinin kaşlarının bitişikliği inatçılığa, açıklığı hoş gürülü olmaya, kulaklarının şekkli üzerinden zeki ve aptal oluşuna, el ve ayaklarının şekilleri üzerinden hangi mesleklere uygun bir kişilik olduğuna, göz büyüklük ve şekline göre sinsi, güvenilir, cesaretli, korkak vb. kişilik tahlillerine yorumlanır. Hurfilik yine benzeri tahlilleri kapalı bir cemaatin ritüellerine teşmil ederek kendi örgütlü yapısını şekillendirir.

Günümüzde astroloji geçmişin kültürel mirasını daha modern bir sentezleme ile toplumsal ilişkilere bireyin kişilik analizleri üzerinden etkilemeye devam eder. Astroloji ile ilgili meşruiyeti İslami referanslar üzerinden tanımlamaya çalışan muhafazakar yorumlarının olduğunu da bir kenara not etmek gerekir.

Astrolojinin güneş takvimi üzerinden insan tipolojilerine yönelik artık neredeyse ortak bir displine dönüşen karakter tanımlamaları günüzde bir çok insanın evliklik, iş vb. yaşamsal tercihlerinde kısmen belirleyici olduğunu gözlemlemek mümkün.

İnsan karakterinin zamana bağlı karakter analizleri kişinin irade, bilgi ve eğitim süreçleri ile değişimini kabul etmeme üzerinde şekillenir. Yani tersten bir anlayışı kodlar. Kişinin doğduğu zamanı, gün, ay ve yılı karakterinin değişmez şekillenişini belirlediğini öngörerek, bilgi, irade ve eğitimin bu gerçekliği kabul ederek en verimli gelişim planlamasına hizmet etmenin kaçınılmazlığını savunur.

İslami anlayış temelde hurfilik ve astroloji ikliminde anlayışları temelde red eder. Kişiliğin şekillenmesinde toplumun ve çevresel tüm koşulların olumlu-olumsuz etkileri olmasına karşın temel belirleyici unsurun kişinin bizzat kendi iradesi ile yaptığı tercihler ve bu anlamda ortaya koyduğu çabaların etkili olduğunu kabul eder.

Modern bilimsel disiplinlerde, psikoloji, sosyoloji, pedagoji, tıp gibi alanlarda faklı marjinal ekoller dikkate alınmaz ise genel yaklaşımlar kişiliğin doğuştan değişmez bir oluşum olduğunu kabul etmez. Eğitim ve bilgi süreçlerinin kişiliğin gelişiminde temel belirleyici süreçler olarak görür. Genetik unsurların normalizasyon sınırları içerisinde (Hastalık, doğuştan gelen engellilikler vb.)  kişilik oluşumunun nicel boyutlarına yönelik bir yüzeysel faklılıkları etkiler.

Müzikte ve resimde doğuştan gelen yetenekleri olan insanların varlığı diğer insanların müzik ve resim ile ilgili başarılı olamayacağını göstermez. Tersine doğuştan bu yeteneklerin varlığı verimli bir eğitim süreci olmadan ortaya çıkması ve geliştirilmesi de mümkün olmaz.

Sosyolojinin alt bilim dallarından olan örgütlü davranış, formal veya informal örgütlü yapılarda  bireylerin rol ve sorumlulukları üzerinden hiyerarşilerin tip ve şekillenişlerini konu edinir. Bu bağlamda aile gibi en küçük toplumsal yapılardan şirket, kamu kurumları, sivil toplum örgütlenmeleri, siyasal parti ve oluşumlar ve devletlere kadar örgütlü yapıların hiyerarşisinde bireylerin rol ve sorumlulukları ile kişilik yapıları üzerinden faklı kuram ve yaklaşımlar incelenir.

Otorite örgütlü yapıların en önemli unsurlarından biridir. Tüm örgütlü yapılarda otorite herhangi bir biçimde var olmak zorundadır. Konu ile ilgili kuramsal yaklaşımlar yaşanan deneyimlerin ürettiği olası verimlilikler ve sorunlar üzerinden nitel ve nicel istatistiksel analizler üzerinden geliştirilir.

Örgütlü yapılarda otorite üzerinden ortaya çıkan ilişki biçimleri kategorize edilebilir. Yönetim ve organizasyon, karar alma organ ve mekanizmaları üzerinden otorite kendini görünür kılar.

Otorite kişiler arasında birinin ötekine itaat etme ve kararlarını yaptırma kudreti üzerinden tanımlanabilir. Örgütlü davranış içinde oluşan işleyiş hiyerarşisi kaçınılmaz olarak otorite bir ilişki ağı üretir.

Bilinen en klasik otorite tasnifi Max Weber tarafından yapılmıştır.  Weber, geleneksel, karizmatik ve hukuksal-akılcı (demokratik) olarak otorite türlerini tanımlar. Günümüz dünyasında bu sınıflandırmaya profesyonel (uzmanlık) otorite, Güç merkezli (militarist, askeri) otorite, Moral Otorite gibi sınıflandırmalar üzerinden kuramsal yaklaşımlar da yapılmıştır.

Weber’in kuşatıcı tasnifinde, geleneksel otorite geleneklerin güçlü olduğu toplumlarda ortaya çıkar.   İnanç ve geleneklerin yerleşik olduğu bu tür toplumlarda yöneticilerin aldığı kararlar, verdiği emirler bir inançsal itaat, gülü bir görev duygu üzerinden yerine getirilir.

Karizmatik otorite tipinde liderlere atfedilen olağanüstü özelliklerinden ortaya çıkar. Kriz ve zor zamanların ortaya çıkardığı otorite türüdür. Liderliğe üst düzey bir itaat ve saygı gösterilir. Devrim liderleri, peygamberler bu tür bir otoriteye sahip olduğu söylenebilir. Ancak peygamberler yaşamsal örneklikleri ile bu otoritenin kutsallaştırılmasını önler. İstişare ve özgür aklın tercihlerini önemser ve etkin kılınmasının önünü açacak mekanizmalar oluşturur.

Hukuksal- akılcı otorite gücünü güçlü kurmsal yapı, yasa ve kurallardan alır. Otorite sınırlandırılır, denetlenir ve hesap verecek mekanizmalar üzerinden meşruiyet kazanır. Kişiler değil kurum, kural ve makamlar otoriteyi temsil eder.

Türkiye Cumhuriyeti kurucu otoritesi karizmatik liderlik üzerinden şekillendiği söylenebilir. Mustafa Kemal karizmatik lider olarak otoritenin tartışılmaz üst düzey itaat ve saygı üzerine bir yönetim anlayışı vardır. Atatürk’ü koruma kanunu, soyadının yasal güvence altına alınması karizmatik otoritenin tipk göstergelerindendir. Bu süreç “Milli Şef” döneminde nitelik değiştirmeden devam etmiş ve siyasal süreçler karizmatik otorite dönemleri darbeler üzerinden varlığını sürdürmüştür. Ak parti süreci karizmatik otoritenin Türkiye siyasal genetiğinin devam ettiğini gösterir.

Türkiye toplumsal yapısı sosyal otorite ile siyasal otorite arasında kaçınılmaz bir bağ olduğunu gösterir. Türkiye sosyolojisi bir çok kompleks dinamiği ile bir değişim ve geçiş sürecinin son evrelerini yaşıyor. Daha alt kategoride büyük aile kültüründen çekirdek aile kültürüne geçişin kentleşme ile beraber hızlandığını söylemek mümkün.

Büyük aile kültüründe ve çekirdek aile yapısında otorite niteliğinin değişmediği görülür. Karizmatik otorite iki aile tipinde de belirleyicidir. Büyük aile tipi köy ve kasaba yaşam habitatından kendini olduğu gibi kent habitatına taşıması otoritenin niteliğini değiştirmemiş ancak bunu temsil eden karizmatik liderin farklılaşmasını beraberinde getirmiştir.

Kırsalda karizmatik otoritenin temsilcisi çoğunlukla baba iken kentte bazen ekonomik gücü elinde bulunduran, bazen makam ve siyasal temsili toplumda görünür olan bazen de göçe önderlik yaparak büyük aileyi kente taşıyan ve orada yaşaması için öncülük eden karizmatik kişilikler olmuştur.

Çekirdek ailede karizmatik otoriteyi belirleyen ekonomik gücü elinde bulunduran kişilik otoriteyi temsil eder. Kadın ve erkeklik karizmatik otoritede belirleyici olmaktan çıkmıştır. Makam ve sosyal statü çekirdek ailede otoriteyi belirleyen temel dinamiktir. İşsiz veya daha düşük kazancı olan erkek, daha yüksek kazancı, makamı veya sosyal statüsü olan kadın karşısında karizmatik otoriteyi temsil edemez ve ona devreder.

Kadına yönelik pozitif ayrımcılık özellikle, siyasal ve sivil örgütlenmelerde tanınmış kotalar,  çoğu zaman kadının çok hızlı bir kariyer ve ekonomik güç kazanmasını beraberinde getirir Türkiye gibi gelişim sürecinin çarpık dinamiklerle seyrettiği ülkelerde. Dolaysıyla özellikle kentleşme süreçlerinde karizmatik otorite kadın ve erkek üzerinden şekillenmez. Tersine kadın ehliyet, liyakat,  akademik kariyer gibi dinamiklerin ötesinde çok daha avantajlı ayrıcalıklar üzerinden karizmetik liderliği çekirdek aile kültüründe temsil eder hale gelir.

Aile dışında daha üst cemaat, dernek, vakıf örgütlenmelerine aile üzerinden şekillenen karizmatik otoritenin yansımaları görülür. Dernek vakıf başkanı, cemaat lideri, tarikat şeyhi karizmatik otoriterliğin temsil eden unsurlara dönüşür.

Siyasal parti ve iktidar karakteri toplumsal yapıların niteliğinden bağımsız şekillenmez. Karizmatik otorite karizmatik liderlikler üzerinden devlet örgütlenmesi üzerinde oluşturduğu ağır manevi vesayet devletin kutsallığı ve bekası üzerinden meşruiyet elde ederek toplumcu siyaset karşısında devletçi siyaseti baskın kılar. Bu durum doğal olarak yaşamın her alanında devletin biçimlendirdiği, belirlediği, yontup tekdüze hale getirdiği jakoben karakteri kaçınılmaz kılar.

Nebevi örneklik özgür aklı özneleştirirken, istişareyi, denetim ve kontrolü,  hesap verme ve hesap sorma mekanizmalarını güçlendirir. Toplumsal gelişimin dinamikleri canlı ve organik, fıtri uyumu evrensel hak ve özgürlükler, adalet ve erdemler odaklı sitemse bir otoriter yapıyı yaşamlaştırır. 

 

Hasan Postacı’nın Tüm Yazıları 

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.