Hasan Postacı Yazdı: Yerel Yönetimler Üzerine Analizler-3

20.01.2024

-Kurumsal Kültür Dinamikleri-

Türkiye kamusal örgütlenme modellemesinde yerel yönetimlerin, özelde belediyelerin şekilleniş süreçleri ve sonrasında merkezi idare ile olan simbiyotik ilişkinin ürettiği kırılmalara üzerinde durulmuştu. Özellikle bu ilişki biçiminin iktidar partisi belediyesi olma ile muhalefet partilerinin belediyesi olması bağlamında niteliksel farklılıklar gösterdiğini ayrıca vurgulamak gerekir.

Diğer kamu kurumlarından farklı olarak belediyeler siyasi yönü belirgin olmasının ürettiği kendine özgü dinamiklerin kurum dışı ilişkilerde iktidar ve muhalefet olma bağlamında niteliksel farklar göstermesine rağmen kurum içi ilişki dinamiklerinin aynı kurumsal genetik ile malül olduğu görülür.

İktidar partisi yerel yönetim politikaları kendinden olan belediyelere merkezi idarenin oldukça toleranslı, destekleyici ve başarılı olması bağlamında katkı sağlayıcılığı belirgin bir şekilde muhalefet belediyelerinden ayrılmaktadır. Tersine muhalefet belediyelerinin ise tökezlemesi ve başarısız olması için her türlü direnç ve zorluklar merkezi idare tarafından sergilenir.

Bu uygulamalar özellikle Kürd sorunu bağlamında siyaset yapan partiler ve bunlarla olumlu diyalogları olan aktörlere yönelik daha bir pervasızlaşır. Kriminalize edilmemiş suçlamalar üzerinden bu tür  belediyelere kolaylıkla kayyum atamaları yapılır. Kayyum atama uygulamaları neredeyse sıradanlaşma düzeyine indirgenmiştir. Atanan kayyumlar genellikle merkezi idare bürokratları, özellikle vali, kaymakam gibi atanmış idarecilerden tercih edilir. Belediye meclisleri de görevden alınmış başkanla beraber tümden cezalandırılır.

Oysa belediyelerin yasal güç ve imkanlarını usulsüz kullanılması, suç işlenmesi gibi yargısal konular bireysel suçlar kapsamında adli süreçlere tabi tutularak suçlu kişiler ile sınırlı tutulması gerekir. Eğer söz konusu bir belediye yönetimi ise ilgili başkan veya yöneticiler görevden alınması sonrası seçilmiş belediye meclisi yeni bir yönetim ve başkan seçerek belediye yönetimi devam ettirilir. Bunun zemini kaybolmuş ise bu durumda da ilgili belediye için seçime gidilerek yeni yönetim seçimle belirlenir. Mevcut durumda ki gibi seçim hemen sonrası kayyumlar atanarak yıllarca belediyeler kayyum yönetiminin sürdürülmesi bu tür belediyelerin seçim iradesini anlamsızlaştırarak merkezi idarenin bir kurumuna dönüşmesini kaçınılmaz kılar. Nitekim bugün Kayyumlu belediyelerde bu uygulama nerdeyse birkaç seçim dönemi devam ettirilerek rutin bir uygulama haline dönüştürülmüştür.

Belediyelerin kurumsal kültür dinamiklerinin iktidar veya muhalefet partileri ayırt etmeksizin benzer bir yönetim iklimine sahip olduğunu ifade etmek gerekir. Kurumsal kültürün en sorunlu dinamiği her yeni yönetimin kendi yakın çevresine dönük ürettiği neopizm ve partizanlık yaklaşımlarıdır. Aynı partiden bile olsa başkanın değişimi ile beraber üst ve orta düzey yönetim kadrosunun kahir ekseriyetinin değiştiği görülür. İştirak şirketleri gibi iş güvencesini daha zayıf olduğu  özerk bütçeli yerlerde ise çalışana yönelik partizanlık giyotini daha acımasız devreye girer.

Mevzuattaki son düzenlemelere artık kamuda çeşitli pozisyon ve ünvanlarda memur olmak için yapılan KPSS sınavlarının belediyeler üzerinden anlamsızlaştırıldığı görülür. Belediyelerde 2018 yılı çıkan ve 4734 sayılı kamu ihale yasasında hizmet alımlarını uygulamadan kaldıran kararname ile iştirakler üzerinden personel istihdamı sözleşmeli işçi alımları ile sağlanmaktadır. İstihdam edilen personel sayısı ile ilgili sınırlayıcı bir düzenleme olmadığı veya genel bütçe giderlerinin yüzde 40 seviyelerinde olma tavsiyesi düzeyinde oldukça zayıf, bağlayıcı olmayan mevzuat yaklaşımları olduğu için alınacak personel sayısı belediye başkanının insiyatifine bırakılmıştır.

İştirakler üzerinden alına personeller yine belediye başkanlığının insiyatifi ile sözleşmeleri personel statüsüne geçirilerek üç yıllık bir çalışma sonrası doğrudan memur ve eşdeğer pozisyonlarda istihdam edilmesinin önü açılmıştır. Böylece belediye yönetiminin istihdam imkanlarını, nepoizm, partizanlık veya dolaylı rant dinamikleri üzerinden kullanılacak etkin verimli bir politik enstrumana dönüştüğü görülür.

Her yeni dönem yönetici kadrolarının değişmesi, bu yöneticilerin daha alt görevlerde çalıştırılamaması belediyelerde atıl kalan, düzenli mesailerine bile gitmeyen deneyimli kamu çalışan sayısının şişerek artmasına yol açmaktadır. Mali açıdan artan personel giderinin yanı sıra iş deneyim ve birikimleri bakımından yararlanılamayan önemli sayıda insan kaynağının heba edilmesini beraberinde getirmektedir.

Bu durumun kurumsal kültürde önemli başka kırılmalara da yol açtığı görülmektedir. İş adaleti sorgulanmasını kaçınılmaz kılarken kurumsal aidiyet duygusunun da zayıflattığı görülür. Ayrıca örgütsel sinizmi olumsuz yönde beslediği söylenebilir.

Her seçim sonrası pasif hale getirilen yöneticilerin memuriyet üzerinden 657 sayılı yasaya ve sendikal sözleşmelere dayalı elde ettiği iş güvencesi üzerinden çalıştırılamadıkları halde başka yerlerde de değerlendirilemeyen bu yetişmiş insan gücü karşısında benzer iş güvencesine sahip olmayan iştirak çalışanları ve sözleşmeli personellerde ise iş akitlerinin fesh edilmesine kadar uzayan bir ayrımcılık, ötekileştirme ve kurumsal mobing’in yarattığı mağduriyetleri ayrıca belirtmek gerekir.

Hasan Postacı’nın Tüm Yazıları     

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.