İrfan Burulday: Yaza Dönüşmeyen Baharlar

25.03.2024

Kürtlerin sahip olduğu kısmi yetkiler Cumhuriyet ile birlikte bir çırpıda rafa kaldırılır. O yıllarda Kürtler idari ve kısmen siyasi özerkliğe dayalı hâkim konumunu büyük ölçüde yitirir. Büyük sarsıntılara neden olan “devrimler”le birlikte Kürtler, Cumhuriyetin tekçi politikalarıyla karşı karşıya kalır ve tırpanlama başlar. Kısa sürede askeri otokrasiye dönüşen Cumhuriyetin Kürt politikaları hız kesmeden devam eder. Boyun eğmek istemeyen Kürtler karşı koymak istediyseler de başarılı olamadılar.  Bir başka ifadeyle, güçlü bir merkezi otoriteden ve yanı sıra uluslararası destekten yoksun olan Kürtler, hak ve özgürlüklerine ilişkin amaçlarını hiçbir şekilde gerçekleştiremediler. Ancak şu unutulmamalıdır ki, Kürtler rejim değişikliği karşısında pek çok kez belirleyici etkiye sahip ulusal mücadele örneği ortaya koydular. Kısa vadedeki yaşanan başarısızlık irdelendiğinde farklı nedenlerin olduğu göz ardı edilemez.

Kürtlerin Türkleştikleri görüşü hâkim olsa da milli/ulusal duygunun hâlâ derin ve zengin köklerinin olduğu söylenebilir.  Bir başka deyişle, Kürtleri bir arada tutan ortak çıkarlar değil toplumsal zeminde kurdukları ulusal ve dini bağlardır.  Ancak bu zamana değin siyasal zeminde bu coşkuyu tetikleyecek ve aynı zamanda tarihi ve kültürel bağları pekiştirecek milli/ulusal bir birlik oluşturacak konuma gelinemedi.

Dolayısıyla günümüzde Kürtleri bir araya getirecek olan bütünleştirici bir kültür, ortak bir siyasi bilinç ve ulusal hassasiyet oluşturulamadı. Ancak milli bir devlet ideolojisinden yoksun olmanın bunda büyük payı olduğu inkâr edilemez. Kürdistan’daki siyasi ve toplumsal düzensizliğin sebeplerinden biri de söz konusu millet fikrinden yoksunluktur.

Cumhuriyetin en önemli başarılarından birisi Kürtleri bir labirente sürüklemenin yanı sıra Kürt karşıtı ulus merkezli monist bir siyasal yönetimin inşasıdır. Bu, resmi otoritenin sürekli biçimde kendisini yeniden üretmesine ve topluma kabul ettirmesini sağlar. Bu sayede Kürtler ve sorunları zaman zaman “derin dondurucu”ya hapsedilen ve zaman zaman da jeo-politik ve stratejik çıkarları amaçlayan patolojik bir vaka olarak kalakalır. Bu durum resmi otoriter rejimin sürekli biçimde kendisini yeniden üretmesine ve Kürtlerin şiddet yoluyla siyasetsizleştirilmenin en uygun aracı olarak devam eder.

Cumhuriyetin siyasal sosyolojisi çerçevesinde şekillenen bu ideolojik yapının temel hedeflerinden birisi, büyük ölçüde Kürtlerin “devr-i sabık” yetkilerini tümüyle işlevsizleştirmekti. Kendini “asli ulus” olarak gören buna karşılık Kürtleri hiçe sayan Cumhuriyet, ırka dayalı toplumsal, siyasal ve kültürel tüm teorilerini bu fikir üzerine kurar. Türkçülük hareketinin otorite isimlerinden Nihal Atsız da 1933’te “Türk milletinin esası dil değil, ırk ve kan olmalıdır diyerek Türkçe konuşmanın Türk sayılmak için yeterli olamayacağını savunmuş, Türklüğün ilk şartını kana bağlamıştır ” (Aktaran, Acar Sevim, Herder, Bilge Kültür Sanat, s 31). Benzer ifadeler Cumhuriyetin kurucu paradigmasını yansıtan anayasada da yer alır. Bu nedenle Kürtler açısından Cumhuriyet bir çöküşün tohumlarının atıldığı bir döneme matuftur.

Eski düzenin çöküşü de bu durumun habercisiydi. Bir kısım romantik Kürt aydının ve Kürtlerin temsilini üstlenmiş bürokratın, “Osmanlı’yı yeniden üretme”  ve Osmanlı üzerinden Cumhuriyet eleştirileri ise bambaşka bir fanteziye işaret eder. Maalesef çoğu eleştiri Osmanlı’ya dönüş tezi üzerinden gerçekleşiyordu ve tartışmalar kısa-orta ve uzun dönemde Kürtlerin geleceğine ilişkin bir içerik taşımıyordu. Ulusların kendi kaderini tayin gibi konuların ön plana çıktığı o yıllarda Kürt aydınlar Osmanlı’ya dönüşü merkeze alan anakronik tartışmalarla Kürtleri bir çıkmaza sürüklemekteydi. 

Bunun da ötesinde Osmanlı-Cumhuriyet arasında bir çatışma yaklaşımı, Kürtleri sığ bir düşünsel çerçeveye sıkıştıran anakronik bir paradigmanın gerçek anlamda gündemleştirilmesiydi. Son tahlilde Kürtler, kimlik ve farklılık taleplerini nasıl yanıtlayacaklarına ilişkin somut bir yanıta sahip değiller. Dolayısıyla bu süreçte kimlikleri inkâr olunan, ulusal değerleri dışlanan Kürtlerden başkası değildi. Benzer şekilde çözüm ne Osmanlı’ya ne de “İttihad-ı İslam”a dönüş fikrinde. Kürtler bu süreçte kendi gelecekleriyle ilgilenmekten ziyade bahis konusu bu iki fikrin siyasi geleceği için çok çaba göstermiş oldular.

Tarihi gelişmelerin de ortaya koyduğu gibi Kürt siyasetinin başat problemi yaşananları eski ile yeni arasında bir iktidar mücadelesi olarak görmesinde yatmaktadır. Diğer bir ifadeyle, dönemin Kürt siyaseti kendisini tablonun dışında görmek yerine içinde görerek neticede karşılıksız bir sonuca razı gelmiştir. Bunun neticesinde Kürt seçkinlerinin çoğunluğu kopuşa dayalı tezleri de dile getiren milliyetçiliği değil eski düzende olduğu gibi yeni düzen içinde dar ölçekli “biz tasavvuru” çerçevesinde kalarak karar mekanizmasının veya kurucu iradenin asli bir ortağı olarak rol kapamadılar. Dolayısıyla kurucu merkezi iradenin egemenliği karşısında marjinalleşerek politik etkinliklerini yitirmiş oldular.

Bu tarihi süreçteki resme bakıldığında şiddet içeren ve zorlama yoluyla Kürtler dâhil diğer ulusları kontrol altına alarak asimile eden ultra/radikal bir faşizm dönemiyle karşı karşıya gelirler. Eski rejimin merkeziyetçi tutumu, yeni rejimin ultra ulusçuluğunun Kürtlere bedeli ise daha da ağır olur.

Cumhuriyetin tektipleştirme politikaları Kürtlerle iktidar arasındaki ilişkinin şiddetli çatışmalara dönüşmesi, zorunlu iskânlar, tenkil ve asimilasyon siyasetinin izlenmesine neden olmuştur. Bir başka ifadeyle, çatışmanın temel nedeni ulus-devlet teşekkülünde Kürtlerin kurucu unsur olarak görülmek istenmeyişidir.

Osmanlıdan Cumhuriyete modernleşmenin zeminini bu düşünce şekillendirmiştir. Cumhuriyetin resmi ideolojisi haline gelen Türk ulusçuluğu/Türkçülük günümüze değin varlığını farklı şekillerde devam ettirmiştir; laiklik, İslamcılık ve Kemalizm… Irksal farklılıklar üzerinden temellendirilmeyen ulus-devlet Türklük dışında hiç kimseye ayrıcalık tanımamıştır.

Tarihsel süreç içerisinde büyük toplumsal kesimleri etkileyebilmiş, ulusal kimlik oluşumunda önemli işlevleri olan milliyetçiliğin Kürt toplumunda bir kurtuluş fikri olarak ele alınmayışı Kürt seçkinler ve aydınların eksikliğidir. Kürtleri etkilemede dönemin İslamcı ve Batıcı çevrelerin bunda etkisi olduğu söylenebilir. Batıda aydınlanmacılar, Marksistler ve liberaller dâhil birçok aydın milliyetçi politikaları tartışırken, Kürt aydınlar dil, kültür ve kimlik ayrımı yapmadan “Osmanlı millet sistemi” içerisinde hayali bir kimlik inancı ile gerçeğin üstünü örtüyordu. Bunun basit bir açıklaması da şöyle:  Günümüzde bu tez Türkiyelileşme sistemi üzerinden laik veya İslamcı Cumhuriyete doğru belirli bir sembolik tasarımla birlikte yol almaktadır.

Kürt mütefekkir ve düşünürler, Batıdaki gibi tarihsel sürecin öngördüğü toplumsal, siyasal ve kültürel dinamiklerdeki değişim olgusunun bir sonucu olarak diğer uluslar gibi kendi gelecekleri konusunda gerekli hassasiyeti göstermekten kaçındılar. Bu bağlamda tarihi ve toplumsal gerçekliği Kürt ulusal kimliğiyle algılama konusunda yeteri düzeyde entelektüel çalışma yürütemediler. Batı’da oluşan milliyetçilik/ulusçuluk düşüncesinin Osmanlı içindeki uluslarda bir bağımsızlık hareketinin itici gücü olmasını dikkate almayarak kendilerini Osmanlı milleti sistemi çerçevesinde İslamcılık hayaletine kaptırmış oldular.

1900’lere gelindiğinde Kürt aydınların kafası oldukça karışıktır. Ancak Türk entelijansiya için aynı şeyler söylenemez. Ulusçuluğun büyüsüne kapılan Türk aydınlar, özellikle Alman aydınlarından öğrendikleri eklektik düşünceleri büyük ölçüde kendi geleneksel yapılarıyla harmanlayarak uyarlamaya çalıştılar. Elbette söz konusu aydınların amacı öncelikle Osmanlı’nın devamını sağlamak ve devleti kurtarmaktır. Cumhuriyetle birlikte sekülerleşmeye başlayan devlet, milliyetçiliği ırkçılık üzerinden kendi ulusçu ve monist fikrine göre yeniden tanımlar. Bu temelde Kürtlerle ilişkisi çatışmacı bir döneme evrilir. Sonuç olarak asıl Kürtlere yönelik belli başlı dönüşümleri bu noktada aramamız gerekir.

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.