Kadir Canatan Yazdı: Epistemik Kavramlar: Hıfz, Şehadet ve Yakin

20.05.2024

Geçtiğimiz haftalarda belli başlı epistemik kavramları ele aldık. Bu hafta ve gelecek hafta son birkaç kavramı da ele alarak bu yazı dizimizi sonlandırmaya çalışacağız. Geriye bıraktığımız epistemik kavramların ortak bir özelliği var: Hepsi de şu veya bu şekilde bilgi, hikmet ve kavrayışın farklı derece ve derinliklerine işaret etmektedir. Bu kavramsal yapısının gerisinde hem ontolojik bir anlayış hem de epistemolojik bir vizyon yatmaktadır. Eşyanın çeşitli boyutları olduğu gibi bizim bu boyutları tam olarak kuşatmamız da söz konusu değildir. Eşya bize kendini farklı biçimlerde sunar ve biz ona göre farklı kavrayışlara sahip oluruz.

Geriye kalan epistemik kavramlara, listemizdeki “Hıfz” kavramıyla başlamak gerekirse, bu kavram bilinen şeylerden sadece işitsel olanları bilmektir. Sadece kelam konusunda kullanılır. Görülebilir varlıkları bilme anlamında hıfz kullanılmaz. Hıfz, araya bilgisizlik ya da unutulma girmeksizin halden hale dönüşen şeyi bilmektir. Arapça’da bu kelime “korumak, ezberlemek” mânasına gelir ve buradan “koruyan, ezberleyen” anlamına gelen hafız sıfatı türetilmiştir. Sözlü kültürün hâkim olduğu dönemlerde hafıza ve hıfzetme oldukça önemli bir yer işgal etmektedir. Hafıza, belleği veya hatırlama yeteneğini ifade eder. İnsanların bilgi ve anıları saklama ve hatırlama kapasitesine atıfta bulunur. Hıfzetme ise, işitilen ya da okunan şeyleri hafızaya aktarma ve orada saklama faaliyetini ifade eder.

Hafıza, hıfz, hıfzetme ve hafızlık yoluyla Kur’an yüzlerce yıl ve nesiller boyu aktarılarak günümüze kadar gelmiştir. Başlangıçta hem çeşitli nesneler üzerine kaydedilen Kur’an pasajları hem de hafızlar tarafından hıfzedilen Kur’an, Hz. Osman döneminde kitaplaştırılmış ve böylelikle yazılı kültüre geçirilmiştir. Kur’an, bize mütevatir haber olarak aktarılmıştır. Mütevatir haber, yalan söylemesi mümkün olmayacak kadar kişi ve farklı kaynaktan bir haber veya bilgiyi edinmek demektir. Yazılı kültürle birlikte, bu kaynak zayıflasa da halen önemini korumaktadır. Bugün mütevatir haberin bir örneğine gazetecilik mesleğinde rastlamaktayız. Eğer bir haber birkaç kanal veya ajans üzerinden gelmişse, o zaman güvenilir bir haber olarak görülür, değilse zayıf veya uydurma bir haber olabilir ve dolayısıyla da kontrol edilmedikçe itibar edilmez.

Geriye kalan epistemik kavramların ikincisi “Şehadet”tir.   Şehadet, ilimden daha özel bir kavramdır. Çünkü şehadet başkası vasıtasıyla değil, eşyanın varlığını bizzat bilmektir. Yani duyu organları ve zorunlu olarak bilinen şeydir. Müşahid, bir şeyi görerek idrak edendir. Bu kavramı yerli yerine oturtmak için, bir başka epistemik kavram olan “Yakīn” kelimesiyle birlikte ele almak açıklayıcı olacaktır.

“Yakīn” kavramı, Arapça kökenli bir terim olup İslam felsefesinde ve tasavvufunda önemli bir yer tutar. Yakīn, “kesin bilgi, sağlam inanç veya şüphe götürmez doğruluk” anlamına gelir. İslam düşüncesinde yakīn, bir kişinin iman seviyesini ve Allah’a olan kesin inancını ifade eder. Yakīn kavramı genellikle üç aşamalı olarak sınıflandırılır:

  • İlm’el Yakīn (İlmi Kesinlik): İlim yoluyla yani bilgi veya delil aracılığıyla elde edilen kesinlik anlamına gelir. Bu aşamada kişi, bir şeyin doğru olduğuna dair akli ve mantıki delillere dayanarak kesin bilgiye ulaşır. Sözgelimi bir kişinin ateşin yakıcı olduğunu kitaplardan okuyarak veya başkalarından duyarak bilmesi. Bu bilgi doğrudur ve kişide bir kesinlik oluşturur.
  • Ayn’el Yakīn (Görsel Kesinlik): Gözle görerek veya doğrudan tecrübe ederek elde edilen kesinlik anlamına gelir. Bu aşamada bilgi, duyusal deneyimlerle doğrulanır ve kişi, gördüğü veya tecrübe ettiği şeyin gerçekliğine tam bir kesinlikle inanır. Sözgelimi Bir kişinin ateşin yakıcı olduğunu bizzat ateşi görerek ve onun sıcaklığını hissederek anlaması. Bu doğrudan tecrübe, kişinin inancını pekiştirir. İşte bu düzeydeki faaliyet ve bilgiye aynı zamanda “Şehadet” denilir.
  • Hakk’el Yakīn (Hakikatin Kesinliği): Yaşanarak ve bizzat tecrübe edilerek elde edilen kesinlik anlamına gelir. Bu en yüksek yakīn seviyesidir ve kişi, hakikati doğrudan tecrübe ederek kesin bilgiye ulaşır. Bu aşamada bilgi ve deneyim tam bir bütünlük içindedir. Sözgelimi bir kişinin ateşin yakıcılığını ateşe dokunarak bizzat yanması ve bu acıyı hissetmesi. Bu deneyim, kişinin ateşin yakıcılığına olan inancını en yüksek seviyede kesin kılar.

Yakīn, İslam inancında derin bir imanın ve Allah’a olan kesin bağlılığın ifadesidir. İslam tasavvufunda, yakīn derecelerini elde etmek, bir Müslümanın Allah’a olan yakınlığını artırmak ve manevi yolculuğunda ilerlemek için çabalaması gereken bir hedeftir. Tasavvufi pratikler ve ibadetler, kişinin yakīn derecelerini tecrübe ederek Allah’a daha yakın olmasını hedefler.

Özetlersek: Okuyarak ya da işiterek bilgi elde etmek, ilimde ilk seviye olup buna “Hıfz” denir. Bu aşamadan (ilm-el yakīn) ikinci aşamaya geçmemizde (ayn’el yakīn) “Şehadet” önemli bir rol oynar. Üçüncü aşamada (hakk’el yakīn) ise, “Tecrübe” (tasavvufta Zevk ya da Tatma) esastır. Bu demektir ki, ilim bir süreçtir; sürekli çaba ve gayret gerektirir. Bir aşamadan diğer aşamaya geçmek üzere sürekli olarak cehd etmek gerekir.

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

 

Kadir Canatan’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.