Kadir Canatan Yazdı: Epistemik Kavramlar: Kitap ve Hikmet (II)

01.04.2024

Kur’an’da “Hikmet” kelimesi çoğu kez “Kitap” kelimesiyle birlikte ve artarda geldiği için bu hafta ele alacağımız epistemik kavramlar listesinde bu iki kavrama yer vermek istiyoruz. Hikmet, eski Yunan’da felsefeyi ifade eden bir kavram olup bu kavram felsefenin İslam dünyasına intikal etmesinden sonra Kur’an’da geçen “Hikmet” kelimesiyle iç içe geçmeye başlamış, bu da yetmez gibi tasavvufçular da ona kendi epistemik sistemleri içinde özel bir mana vererek işi daha da karmaşık hale getirmişlerdir. Bu sebeple sırayla Yunan felsefesi, İslam felsefesi, Tasavvuf ve Kur’an’da hikmetin neyi ifade ettiğini anlatarak, bu kavramı zihnimizde bir yere oturtmaya ve ayrıca Kitap ile Hikmet ilişkisini de kurmaya çalışacağız.

Felsefede hikmet ya da bilgelik, bilginin çeşitli yönlerini, anlayışı ve gerçekliğin doğasına, insan varlığına ve yaşamın uygun şekilde yürütülmesine ilişkin pratik içgörüyü kapsayan karmaşık ve çok yönlü bir kavramdır. Farklı felsefi gelenekler ve düşünürler bilgeliğe ilişkin incelikli yorumlara sahip olsalar da, bu kavramla yaygın olarak ilişkilendirilen birkaç temel tema vardır. İlk olarak bilgelik, dünya, insan doğası ve evren hakkındaki temel gerçeklere ilişkin derin ve kapsamlı bir anlayışa sahip olmayı içerir. Bu anlayış salt olgusal bilginin ötesine geçer ve altta yatan ilkelere ve olguların birbirine bağlılığına dair içgörüyü kapsar.

İkinci olarak bilgelik, yaşamın karmaşıklıklarında yol almak, sağlam yargılar ve kararlar vermek için bilgi ve anlayışı uygulama yeteneğini içerir. Aristoteles’in belirli durumlarda ahlaki açıdan doğru eylem tarzını ayırt etme yeteneği olarak tanımladığı pratik bilgeliği veya phronesis’i içerir.

Üçüncü olarak bilgelik, öz farkındalık ve öz yansımanın yanı sıra kişinin kendi bakış açısını ve önyargılarını aşma kapasitesini de gerektirir. Kişinin varsayımlarını, önyargılarını ve sınırlamalarını tanımayı-sorgulamayı ve daha fazla kişisel gelişim için çabalamayı içerir.

Dördüncü olarak bilgelik, şefkat, adalet ve dürüstlük gibi değerlerin derin bir şekilde takdir edilmesini içeren etik ve ahlaki içgörüyle yakından bağlantılıdır. Akıllı bireyler, etik ilkelere göre yönlendirilir ve ahlaki erdemlere uygun davranmaya çalışarak kendilerinin ve başkalarının refahını ve gelişmesini ararlar.

Son olarak bilgelik, alçakgönüllülük ve yeni fikirlere, bakış açılarına ve deneyimlere açıklıkla karakterize edilir. Bilge bireyler kendi bilgilerinin sınırlarının farkındadırlar ve farklı bakış açılarına ve kültürel perspektiflere değer vererek başkalarından öğrenmeye isteklidirler.

Özetle; felsefede bilgelik, pratik muhakeme, etik içgörü ve kişisel ve toplumsal gelişmeye bağlılıkla birleşen bütünsel ve entegre bir gerçeklik anlayışını temsil eder. Bireylerin hayat boyu öğrenme, düşünme ve ahlaki gelişim yoluyla gelişmeyi arzuladığı bir idealdir.

  Meşşai filozoflara göre hikmet, eşyanın hakikatlerini bilmek ve bu hakikatlerin gerekleri ile amel etmektir. O halde, hikmetin birisi teorik, diğeri de pratik olmak üzere iki yönü vardır ve bu anlamda nazari ve pratik yönüyle felsefenin eşanlamlısıdır. Bu tarife göre hikmet, eşyanın hakikatlerini mahiyetleri üzere bilmekten ibaret olan “ilim”den ya da bu idrake çalışmaktan daha genel olduğu gibi, “marifet”ten de daha geneldir. Bu, hikmet kelimesinin yaygın terimsel anlamıdır.

İlk dönemlerden itibaren sufiler, hikmeti özel bir anlamda kullanmışlardır. Bu anlam, bir açıdan felsefi içeriği ile uyumlu, bir açıdan da beşeri bilginin mahiyeti ve onu elde etme yöntemleri hakkındaki genel nazariyelerinin ışığında kendisine baktığımızda ondan farklıdır. Şöyle ki, sufiler, “Size, aranızdan bir resul gönderdik. Ayetlerimizi size okur ve sizi tezkiye eder, size kitabı ve hikmeti öğretir” (Bakara, 2:151) ayetine dayanarak, “hikmet” ile “kitap” arasında bir mukayese yapmışlardır. Onlar, burada “kitap” ile kast olunan şeyin, dinin şeriat ve hükümlerine ait öğretileri ya da genellikle “zahir ilim” diye isimlendirdikleri şey; “hikmet” ile kast olunanın ise, Hz. Peygamber’in sahip olduğu ve kendisinden sonra da varislerinin tevarüs ettikleri “batıni öğretiler” olduğunu ileri sürerler. Buna da “ilm-i batın” ismini vermişlerdir. Onlara göre ilm-i batın, sufi yolun bilgisi ve sufilere açılan eşyanın hakikatleri ve gaybın anlamlarından başka bir şey değildir (E. Afffi, Fususu-l Hikem İçin Anahtar, Sh. 68-69).

Klasik sözlüklerde hikmet kelimesinin (çoğulu hikem) “yargıda bulunmak” anlamına gelen hükm masdarından isim olduğu belirtilir; ayrıca “engellemek, alıkoymak, gemlemek; sağlam olmak” mânalarına gelen ihkâm masdarlarıyla anlam ilişkisi kurulur. Arap dilinde hikmet kelimesinin çok anlamlı olduğu ve bağlamına göre farklı anlamlar kazanabileceği anlaşılmaktadır. Müfessir Elmalılı, Bakara Suresi’nin 269.uncu ayetini tefsir ederken farklı kaynaklardan ve disiplinlerden hareketle hikmetin 22 adet tanımını aktarmaktadır:

  1. Sözde ve fiilde doğruyu tutturmak;
  2. Bilmek ve bildiğiyle amel etmektir;
  3. İlim ve fıkıh demektir;
  4. Varlıkların özündeki mânâları anlamaktır;
  5. Allah’ın emrini anlamaktır;
  6. Anlamak demektir;
  7. İcad demektir;
  8. Varlık düzeninde herşeyi yerli yerince koymak demektir;
  9. Güzel ve doğru işlere yönelmektir;
  10. Siyasette, insanın gücü yettiği kadarıyla yüce yaratıcıya benzemeye çalışmasıdır;
  11. Allah’ın ahlâkı ile ahlaklanmaktır;
  12. Allah’ın emirlerini düşünmek ve ona uymaktır;
  13. Allah’a tâat, fıkıh ise din ve ameldir;
  14. Bir nurdur ki, vesvese ile gerçek makâm arasındaki fark bununla kestirilir;
  15. Doğru ve hızlı karar verebilmektir;
  16. Doğruya iletmektir;
  17. Ruhların sükûn ve güvenliğinin son durağıdır;
  18. Sebepsiz işarettir;
  19. Bütün hallere hakkı tanık tutmaktır;
  20. Din ve dünya düzenidir;
  21. Ledünnî ilimdir;
  22. İlham vârid olması için sırrı saklamaktır;

Kur’an’da hikmet kelimesi bağımsız ve bileşik olarak birçok yerde geçmektedir. Bileşik geçtiği yerlerde “Kitap ve Hikmet” kelimeleri hep artarda gelmektedir. Buna bağlı olarak Kur’an terminolojisine dair günümüze ulaşmış en eski metinlerden biri olan Mukātil b. Süleyman’ın eserinde hikmetin beş “boyutu” olduğu belirtilmektedir.

1)  Kur’an’da emir ve nehiy kipleriyle geçen öğütler;

2)  Anlayış (fehm) ve ilim anlamında hüküm;

3)  Nübüvvet;

4)  Kur’an’ın tefsiri;

5)  Bizzat Kur’an.

Birçok ayette kitap ve hikmetin peygamberlere verildiği açıkça ifade edilmektedir. Bu durumda kitap ve hikmet bilgisi ilk etapta “nebevi” bir bilgidir. Bu bilginin kapsamı içinde Kur’an’ın tamamı veya bir kısmı olduğu gibi Kur’an’ı tefsir eden peygamberin yorumları ve talimatlarını da içermektedir. İkinci kısmı kastederek, birçok alim ve fakih hikmeti “sünnet” olarak algılamıştır. Kur’an teorik hikmet ise, sünnet de pratik hikmettir.

Ancak bazı ayetlerde hikmetin nübüvvetle sınırlı olmadığı anlaşılmaktadır. Nitekim Elmalılı yukardaki tanımları, Bakara Suresi’nin 269.uncu ayetini tefsir ederken aktarmaktadır. Bu ayet tam olarak şöyle çevrilebilir: “O hikmeti dilediğine verir. Kime hikmet verilmişse ona pek büyük bir hayır verilmiş demektir. Bunu ancak sağlıklı düşünen akıl sahipleri anlar.” Hikmetin yukarıdaki tanımları ve geniş anlam içeriklerine bakılırsa, hikmetin farklı düzeyleri ve dereceleri olduğu ve bunun pekâlâ ilim sahiplerinin erişebileceği bilgi, değer, hüküm ve tutumları ifade ettiği anlaşılmaktadır. Sonuç olarak hikmeti; felsefe, düşünce ve ilmin tamamı olarak da görebiliriz. Bu durumda ilim ve düşünce tarihini de hikmetin tarihi olarak tanımlayabiliriz. Nitekim Müslümanlar tarihlerinde dini bilimler kadar felsefi bilimleri de hikmet olarak görüp bunları kendi dillerine çevirmişler, bunlardan faydalanmışlar ve hatta Batı’ya da aktararak modern dünyanın şekillenmesine de dolaylı olarak katkı sunmuşlardır.

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

 

Kadir Canatan’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.