Kadir Canatan Yazdı: Günahın Bedeli: “Günahkâr Rahibeler” (2002)

22.02.2021

Orijinal adı “The Magdalene Sisters” olan “Günahkâr Rahibeler” filmi, İngiliz-İrlanda yapımı olup Peter Mullan tarafından yönetilmiştir. Filmin hikâyesi, “Soğuk Bir İklimde Cinsellik” (1998) adlı bir İngiliz belgesinin tanıklarına dayanmaktadır. Yönetmen, bu filme kendi cebinden de çok para ve enerji harcamıştır. Bunun karşılığı olarak da Venedik’te (Mostra) Altın Aslan ödülünü almıştır. Ayrıca bu filme daha birçok ödül verilmiştir.

Film, İrlanda’nın başşehri Dublin’de Magdalene Manastırı’na gönderilen dört kızın hikâyesini anlatıyor. Manastır, sıkı bir disipline sahip olan rahibe Bridget tarafından yönetilmektedir. Rahibe hiçbir eleştiri, şikâyet ve karşı koymaya fırsat tanımamaktadır. Kızların manastıra gönderilme nedeni, onların ıslah edilerek topluma yeniden kazandırılmasıdır. Fakat burası dua ve eğitimle zamanın geçirildiği bir ıslahevinden ziyade dışardan gelen çamaşırların yıkandığı ve kurulandığı bir ticari çamaşırhane olarak işletilmekte ve para kazanılmaktadır. Bir anlamda ucuz işgücü olarak çalıştırılan “günahkâr rahibeler” üzerinden ticaret yapılmaktadır.

Film, düğün şenliği yapılan bir evde kuzeni tarafından tecavüz edilen bir kızın hikâyesiyle başlar. Genç kız Margaret’in bunu ailesine ve arkadaşlarına anlatması üzerine aile kararıyla önce kiliseye, oradan da manastıra gönderilir. Aile, her nedense kuzeni sorgulamak yerine kızlarını günahkâr ilan edip manastıra yollar. İkinci kız Rose gayrimeşru bir çocuk sahibi olduğu için, daha hastaneden çıkmadan çocuğu elinden alınır ve Katolik bir aileye evlat olarak verilir. Rose ise soluğu manastırda alır. Üçüncü kız Bernadette yetimevinde yaşayan oldukça güzel bir kızdır. Ona ilgi duyan gençler okul bahçesinin duvarına gelirler ve onunla konuşmaya çalışırlar. Bu konuşmayı izleyen okul müdiresi onu derhal manastıra sevk eder.

Aynı gün bu üç kız için manastırda yeni bir hayat başlar. Burada rahibeler yönetiminde ve kızlardan oluşan toplu bir yaşam vardır. Buradaki hayat günlük rutin işlerle uğraşmaktan geçmektedir: Yemek, dua ve sıkı bir çalışma. Akşam erkenden yatıp ertesi günü yine aynı işlerle meşgul olmaktadırlar. Dış dünyayla ilişkileri sadece çamaşırları getirip götüren iki erkeği görmekten ibarettir. Burada yapılan her hata ya da isyan anlamına gelen her hareket sert bir biçimde cezalandırılmaktadır. Bununla birlikte manastırda toplu olarak dini film izlemek ve bazı dini günleri kutlamak gibi faaliyetler de yapılmaktadır.

Çamaşırları getirip götüren genç erkek Bernadette’in güzelliğinden etkilenir. Bernadette bunu fırsata çevirip onun vasıtasıyla manastırdan kaçmak ister, ama oğlanın cesaretsizliği yüzünden bu plan akamete uğrar. Bu arada üç kız kendileriyle aynı kaderi paylaşan ve nasıl bir suçtan içeri girdiği pek belli olmayan Crispina adlı bir kızla arkadaş olurlar. Crispina bir çocuk annesidir ve kız kardeşinin zaman zaman onu manastır kapısına getirmesi sayesinde uzaktan görmektedir. Diğerlerine kıyasla Crispina manastır yaşamına uyum sağlamış ve kendi kaderine razı olmuştur.

Bu kızlar içinde galiba en şanslı olanı Margaret’tir. Çünkü bir gün manastıra bir genç erkek çıkagelir ve onu alıp götürür. Gelen kişi erkek kardeşidir. Yaşı küçükken evden uzaklaştırılan kızkardeşini merak eden genç, biraz büyüyünce gelip ona sahip çıkar. Margaret bundan sonraki hayatını bir ilköğretim okulunda öğretmen olarak geçirir ve sonra müdür yardımcılığına yükselir. Filmin yapıldığı tarihe kadar hiç evlenmemiştir.

Daha sonra Bernadette ve Rose manastırdan kaçmak için yeni bir plan yaparlar ve bunu başarırlar. Bernadette, İskoçya’ya yerleşir ve orada kendi kuaför salonunu açar. Evlenir ve üç kez boşanır. Filmin yapıldığı tarihlerde yalnız yaşamaktadır. Rose, evlenir ve iki çocuğu olur. Yıllarca önce kendisinden alınan ilk çocuğuna ölmeden iki yıl önce kavuşur. Ölünceye kadar dindar bir Katolik olarak yaşar.

En şanssız kız, Crispina’dır. O, bir klinikte 24 yaşında iken anoreksi (iştahsızlık) hastalığından ölür. Bu hastalık, muhtemelen manastırda yaşarken papaz tarafından cinsel istismara uğramasından kaynaklanmaktadır.

Bu film sosyolojik olarak nasıl bir gerçekliği yansıtmaktadır?      

Yönetmen, bu filmde sadece yakın zamanlara kadar İngiliz ve İrlandalıların hayatında yeri olan bir manastırın iç dünyasını ve işleyişini anlatmakla kalmıyor, aynı zamanda bu ülke ve toplumların toplumsal “günah” olgusuyla nasıl ilişki kurduklarını ve buna nasıl karşılık verdiklerini de betimlemektedir. Hem manastırların iç işleyişini gösterdiği, hem de 2002 yılında Venedik’te Altın Aslan ödülüne layık görüldüğü için film Katolikler tarafından şiddetle protesto edilmiştir. Vatikan’ın resmi gazetesi filmi “ruhani karşıtı” olarak damgalamıştır. Hatta Vatikan filmin izlenmemesi için resmi tavsiye kararı bile almıştır. Buna karşın manastırın eski sakinleri, burada geçen hayatın gerçeklerinin daha vahim olduğunu dile getirerek filmin yetersiz olduğunu belirtmişlerdir. Magdelene Manastır’ında çocuk mezarlarının bulunması çeşitli tartışmalara yol açmıştır. Filmde de kısmen gösterildiği üzere, manastırda bu çocuk mezarlarının bulunması, kızlara karşı din adamları tarafından yapılan cinsel taciz ve tecavüzlerin sonucudur.

Magdelene Manastırı’nda İrlanda çapında 30 bin kadının kaldığı tahmin edilmektedir. Son manastır ya da “çamaşırhane” 1996 yılında kapatılmıştır. Bu kurumlar İngiliz ve İrlanda toplumunun günah olgusuyla ilişkisini çarpıcı bir biçimde ortaya koymaktadır. İlk olarak günah işlediği düşünülen kızlar ve kadınlar keyfi olarak bu kurumlara sevk edilmektedir. Bu sevk işleminde aileler kadar yerel kilise ve din adamları da önemli bir rol oynamaktadır.

İkinci olarak ahlaki ıslah için gönderilen bu kurumlarda kızlar yeniden cinsel istismara uğramaktadır. Manastırın papazları başta olmak üzere burada çalışan ya da bir şekilde ilişkili bulunan kişiler, imajlarıyla oynanmış olan bu kızları kolayca istismar edebilmektedir. Filmde de gösterildiği gibi kızların manastırdan kaçmasına yardım vaadiyle kızlar dışardaki erkekler tarafından da istismar edilebilmektedir.

Üçüncü olarak manastırda kızlar ve kadınlar ucuz işgücü olarak çalıştırılmakta ve sözde ahlak kurumları olan bu manastırlarda gözünü para bürümüş olan rahip ve rahibeler ticaret yapmaktadırlar.  

Nereden bakılırsa bakılsın, uzun bir süreyi kapsayan geleneksel dönem bir tarafa, modern dönemde de manastırlar gerçek işlevlerini yerine getirmekten uzak, tefessüh etmiş kurumlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu kurumların oldukça yakın bir tarihe kadar kapatılmamış olmaları ise bu konuda toplum, aile, yönetim ve kilisenin bir uzlaşma içinde olduğunu göstermektedir. Bu uzlaşma, aynı zamanda onların söz konusu kurumlardaki yozlaşmayı görmelerini de engellemiştir.   

Kısacası özetlemek gerekirse; günahkârlık ve ahlaksızlıkla mücadele etmek üzere düşünülmüş olan manastırların yozlaşmış yapısı, bu işi yapamadıkları ve bizatihi kendilerinin ahlaksızlık ve çürümeye sebep oldukları “Günahkâr Rahibeler” filmiyle bir kere daha tescillenmiştir. Oldukça tarihsel
olan ve modern dönemde can çekişen bir kurumun, en azından modern tarihine ışık tuttuğu için film drama olmanın ötesinde belgesel bir nitelik taşıdığı da bir gerçektir. 

Kadir Canatan’ın Tüm Yazıları

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

 

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir