Kadir Canatan Yazdı: İslami Kozmoloji Üzerine Bir Mülahaza IV

09.01.2024

Bu haftaki yazımızda İslami kozmolojiyle ilgili olarak sorduğumuz dört temel sorumuzdan üçüncüsü üzerinde konuşacağız. Sorumuz şudur: “Kozmos (evren) ya da alemlerin yapısı nasıldır?”

Bu sorunun cevabına geçmeden önce iki hatırlatmada bulunmak istiyoruz. Birincisi, Kur’an’da edebi tasvirler çok fazladır ve kozmolojik konularda da bu söylemlere rastlıyoruz. Daha önce belirttiğimiz üzere kozmoloji, bilim ile dinin ortak alanıdır. Ancak bilim ve dinin bu alanda konuşurken kullandığı dil farklıdır. Bu dil farkı göz önüne alınmadan bilim ve dinin verileri birebir karşılaştırılamaz, bir dilden diğerine çeviri gerekmektedir. Bu çeviri işlemini yapamayanların kafası genellikle karışıktır.

İkincisi, Allah evreni ve dünyayı anlatırken kendi nazarından değil, çoğu zaman insanın bakış açısından hareketle anlatır. İnsanın anlama ve algılama düzeyine göre konuştuğu için evrenin bu açıdan da birebir bilim diliyle anlaşılması zordur. Sözgelimi Kur’an insan nazarından bakarak yer ve gökten bahsederken “arz” ve “sema” kelimeleriyle konuşur. Oysa astronomik açıdan yer ve gök diye bir şey yoktur. Astronomi, uzay ve uzayda yüzen gezegenlerden ve gezegen topluluklarından bahseder.

Evrenin yapısı oldukça karmaşık olup atom altı parçacıklardan kozmik ölçekli yapılara kadar farklı ölçeklerde incelenmektedir. Evrenin yapısını anlamak, gözlemlere, simülasyonlara ve teorik araştırmalara dayalı olarak sürekli gelişen bir süreçtir. Evreni farklı dalga boylarında incelemek ve onun yapısı ve evrimi hakkında daha fazla bilgi edinmek için teleskoplar ve uydular gibi çeşitli astronomik araçlar kullanılmaktadır. Evrenle ilgili bilgilerimiz bu araçların sunduğu imkanlar ölçüsündedir.

Evrenin yapısı hakkında İslami kozmolojiye göre en başta söylenmesi gereken nokta, evrenin belirli bir ölçüye göre yaratılmış olması ve bu yüzden düzenli bir işleyişe sahip olmasıdır. Düzen fikri hem bilim hem de dinin ortak önkabulüdür. Bununla birlikte düzen fikrinin kullanım amaçları farklıdır. Bilim, evrenin düzenliliğini kendi başına bir konu olarak ele alırken, din bu düzenden hareketle evrenin bir tasarımcısı olduğu fikrini ileri sürer. Bu şekilde düzenli evren fikri, Tanrı’nın varlığının bir delili (Düzen delili) olarak kullanılır.

Evrenin bir ölçüyle yaratıldığını açıklayan ayetlerde “ölçü”, “kader” kelimesinin tercümesidir. “Şüphesiz ki biz her şeyi bir ölçüyle yarattık.” (Kamer, 54:49) Kader kelimesi, Kur’an’da 15 kez geçer ve geçtiği her yerde “ölçü, takdir, yasa, belirleme” gibi anlamlarda kullanılır. Kader kelimesi, halk arasında kullanılan şeklinden farklı olarak yaratılışla ilgili (ontolojik) bir kavramdır ve insan fiilleriyle bağlantılı değildir. “Her şey O’nun katında bir ölçüyledir.” (Rad, 13:8)

Allah ölçüyle yaratıyorsa, o zaman evrende bir düzenin olduğu açık bir gerçektir. Kur’an’da bu düzen, birden fazla Tanrı varsayımını da geçersiz kılmak üzere kullanılır. “Göklerde ve yerde ne varsa O’nundur. O’nun yanında bulunanlar O’na kulluk etmekten büyüklenmez ve usanmazlar; gece, gündüz ara vermeksizin tesbih ederler. Eğer ikisinde de Allah’tan başka ilahlar olsaydı, ikisi de kesinlikle fesada uğrardı. Arşın Rabb’i olan Allah, onların niteledikleri şeylerden münezzehtir.” (Enbiya, 21:19-22)

Kur’an oldukça edebi bir biçimde evrende her şeyin Allah’ı teşbih ettiğini beyan eder. “Yedi gök, yeryüzü ve içindekiler, O’nu tesbih ederler. Onu hamd ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur. Fakat siz, onların tesbihlerini kavrayamazsınız. Kuşkusuz O, Çok Hoşgörülü’dür, Çok Bağışlayıcı’dır.” (İsra, 17:44) Burada tesbih etmek, O’nun koyduğu yasalara göre -zorunlu olarak- hareket etmek anlamındadır.

İkinci olarak evrendeki düzen, farklı unsurların ve alt-sistemlerin birbirleri için işlevsel olduğu bir bütünlük arz eder. Kur’an’ın kozmoloji anlayışının bir diğer veçhesini burada aramak gerekir. Sözgelimi şu ayet bu işlevselliği çarpıcı bir biçimde anlatmaktadır. “Düzenli bir hareket içinde olan Güneş’i ve Ay’ı hizmetinize verdi. Geceyi ve gündüzü de hizmetinize verdi.” (İbrahim, 14:33) Dünyanın yaşanılır bir yer olması için Güneş ve Ay gibi gezegenler ona hizmet etmektedir. Yine yeryüzündeki hayvanlar, bitkiler ve meyveler insanın yararına sunulmuştur. “Sizin ve hayvanlarınızın geçimi için yerden suyunu ve bitkilerini çıkardı. Dağları yerleştirdi. (Naziat, 79:33) “Orada meyveler, salkımlı hurma ağaçları, yapraklı taneler ve güzel kokulu bitkiler vardır.” (Rahman, 55:11)

Düzenlilik ve işlevsellik yanında evren çokluk ve mükemmellik üzerine kuruludur. Bunu anlatmak için Kur’an, şu ayette görüldüğü üzere sembolik bir ifade kullanmaktadır. “O, yeryüzünde olanların tümünü sizin için yarattı. Sonra gökyüzüne yönelerek, yedi gök olarak onları düzenledi. Çünkü O, her şeyi Bilendir.” (Bakara, 2:29) “Sizin üstünüze sapasağlam yedi gök bina ettik.” (Nebe, 78:12) “Yedi gök” ifadesi, Kur’an’da birçok kez tekrarlanır. Kur’an’ı zahiri ve selefi perspektiften okuyanlar, bu ifadeyi harfi harfine okumakta ve kendilerini içinden çıkılmaz bir tuzak içine çekmektedirler. Oysa kadim zamanlardan bu yana “yedi gök” veya “yedi iklim” gibi ifadeler hem kesreti (çokluğu) hem de mükemmelliği ifade etmek üzere kullanılmaktadır. Daha önceki yazımızda da bu ifade geçmişti ve bu konuda Hristiyan düşünür Augustinus’un görüşlerini aktarmıştık. Aynı görüşleri Razi’nin tefsirinde de, öncekilerden nakledilen bir görüş olarak bulmaktayız.

Dördüncü olarak Kur’an, her şeyin (dişil ve eril) olmak üzere çift yaratıldığını bildirmektedir. “Ve her şeyden çift çift yarattık ki ibret alasınız.” (Zariyat, 51:49) Çift yaratılış evrensel bir ilkedir: “Toprağın verdiği her türlü ürünü, insanların bizzat kendilerini ve hakkında (henüz) bilgi sahibi olmadıkları şeyleri çift çift yaratan Allah ne yücedir!” (Yasin, 36:36) Bu ayet bitkiler, hayvanlar ve insanların çift yaratıldığını haber vermektedir. Çift yaratılış, canlıların ve varlıkların kendilerini yeniden üretmeleri ve soylarını sürdürmeleri için konulmuş bir yasadır. Tek olan ve kendi varlığını sürdürmek için başka birine muhtaç olmayan tek varlık Allah’tır.

Beşinci olarak evren, daha önce de değindiğimiz gibi genişlemektedir. Kur’an’da evrenin bu özelliği bir kez vurgulanmaktadır. “Bütün bir göğü kendi güç ve kudretimizle Biz inşa ettik ve onu sürekli genişleten de Biziz.” (Zariyat, 51:47) Evrenin genişlemesi meselesi teorik olarak ilk kez 20. yüzyılın başlarında Rus fizikçi Alexander Friedmann ve Belçikalı gökbilimci Georges Lemaître tarafından kanıtlanmıştır. Bu teoriler daha sonra Edwin Hubble’ın gözlemleriyle desteklenmiş ve o zamandan beri kozmolojinin temel anlayışını şekillendirmektedir.

Evrenin hızla genişlemesi, “karanlık enerji” adı verilen gizemli bir güce bağlanıyor. Karanlık enerji negatif basınç uygulayarak evrenin yerçekimine karşı genişlemesine neden oluyor gibi görünüyor.

Altıncı olarak uzayda çokluk (milyonlarca gezegen) olmasına rağmen herhangi bir kaotik durum söz konusu değildir. Kur’an bu hususu, her bir gezegenin kendi yörüngesinde akmasıyla açıklamaktadır. “Geceyi ve gündüzü, Güneş’i ve Ay’ı yaratan O’dur. Onların her biri kendi yörüngesinde yüzmektedir.” (Enbiya, 21:33) “Ne güneş aya ulaşabilir ne de gece gündüzün önüne geçebilir. Her biri kendi yörüngesinde hareket eder.” (Yasin, 36:40) Nesnelerin Dünya’ya doğru düşmesi, gezegenlerin yıldızların etrafında hareketi, galaksilerin oluşumu gibi olaylardan yerçekimi sorumludur.

Son olarak dünya ve diğer gezegenlerin biçimi konusunda ne söylenebilir? Bu konuda Kur’an’da veriler var mıdır?

Kur’an, doğrudan dünyanın yuvarlak olduğunu söylemez, ancak bazı ifadelerden bu çıkarım yapılmaktadır. Bu ifadelerden birisi şudur: “(Allah) gökleri ve yeri bir amaç ile yarattı. Geceyi gündüzün üzerine bürüyüp örtüyor; gündüzü de gecenin üzerine bürüyüp örtüyor. Güneşi ve ayı emri altına almıştır. (Bunların) her biri belirlenmiş bir süreye kadar akıp gitmektedir. Dikkat edin! O güçlüdür, çok bağışlayandır.” (Zümer, 39:5) Yorumculara göre örtmek kelimesinden maksat, yuvarlayarak dürmek demektir. Bu da gecenin dünyayı top şeklinde dairesel bir biçimde örten karanlığının şekline mutabık olarak dünyanın yuvarlak olduğunu gösteren bir delildir.

Her ne kadar gezegenler ve aylar gibi birçok gök cismi yerçekimi nedeniyle az ya da çok yuvarlak bir şekle sahip olma eğiliminde olsa da, tam olarak yuvarlak olmayan birçok nesne de bulunmaktadır. Bir gök cisminin şekli, dönüş, kompozisyon ve tarih gibi çeşitli faktörlerden etkilenir. Asteroitler ve kuyruklu yıldızlar gibi daha küçük gök cisimleri çok düzensiz şekillere sahip olabilir. Bazıları patateslere benzerken, bazıları daha karmaşık şekillere sahiptir.

Gelecek hafta son sorumuzla bu bahsi kapatacağız.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Kadir Canatan’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.