Kadir Canatan Yazdı: Trafiğin Sosyolojisini Yapmak!

16.03.2021

İstanbul başta olmak üzere büyükşehirlerde trafik büyük keşmekeş! Günlük şikâyetlerin büyük bir kısmı, trafik ve ulaşım sorunları üzerinde yoğunlaşıyor. Genellikle insanlar trafikteki kural ihlallerine ve kendilerine karşı yapılanlara isyan ediyor. Anlaşılan o ki, engellenme büyük stres yaratıyor ve insanlar, salt boşalmak amacıyla durmadan şikâyet ediyorlar. Böylelikle bir şikâyet kültürü ortaya çıkıyor. Şikâyet kültürünün amacı, bir sorunu mercek altına almak, tahlil etmek ve çözümler önermek değildir. Bu entelektüel ve analitik bir girişimdir ve genellikle sosyal bilimcilerin çalışma şeklidir. Oysa güncel hayatta şikâyetin sosyal ve psikolojik bir işlevi vardır. Şikâyet kültürü, insanların üzerinde konuşabileceği ortak konular üretmeye ve sohbet etmeye yaramaktadır. İlk işlevi budur. İkinci olarak da insanlar şikâyetlerini başkalarına ileterek, boşalırlar ve streslerinden arınırlar.

İstanbul trafiğine araba ile girmek ve yaşamak, dışarıdan korkutucu geldiğinden, bu şehre yerleştiğim zaman arabamı satmayı düşünmüştüm. Fakat ilk etapta mesafelerin büyük olması ve bir taşınma işleminin ardından düzenlenmesi gereken pek çok şey olduğu için bu fikirden hemen vazgeçtim. İkinci aşamada ise, İstanbul trafiğine alışmaya ve korkularımdan uzaklaşmaya başladım. Anladım ki, korkulardan kurtulmanın yolu korkuların üstüne gitmekten geçiyor.

İlk bir ay içinde bulunduğum mahalle ile başka mahalleler arasında gidip gelirken birçok kez hata yaptım. Fakat bu hata yapmanın öğrenme için bir vesile olduğunu düşünerek bunlardan dolayı kendimi suçlamaktan vazgeçtim. İlk öğrendiğim şeylerden biri, İstanbul’da trafiği zorlaştıran şeyin, insan davranışlarından ziyade sistem olduğunu görmem oldu. Şüphesiz ki Türk insanının trafikte kendine özgü davranışları var ve bu davranışlar bazı sorunlar yaratıyor. Sözgelimi trafikte insanların ısrarlı ve düzenli bir şekilde sol şeridi takip etmeleri, (ki ben buna “trafikte solculuk” diyorum) hızlı trafiğin akması gereken yolu kapatmak anlamına gelmiyor, aynı zamanda soldan sağa geçişleri ve çıkışları zorlaştırıyor. Çıkış yapması gereken bir kişi, bazen hızla soldan sağa geçmeye çalışıyor ve bu trafiği yapay olarak kilitliyor. Bazen de kişi çıkışa zamanında geçmediği için ilerlemek zorunda kalıyor ve tekrar yolunu bulabilmesi için epeyce dolaşması gerekiyor. Bu da büyük bir zaman israfı yanında mali israf anlamına geliyor.

Bir başka yanlış trafik davranışı, iki şeridi meşgul etmek; zaman zaman sola, zaman zaman da sağa kaymak. Doğrusu bu taktik sürücüye büyük fırsatlar sağlıyor. Sol kapanırsa sağa, sağ kapanırsa sola kayıyorsunuz ve böylece kilitlenmeden yol alıyorsunuz. Fakat bu davranış, başka sürücüleri hesaba katmayan aşırı bireycil ve oportünist bir davranış olduğu için trafiği epeyce zorluyor. Sadece trafiği değil, ilkesel hareket eden sürücüleri de epeyce sinirlendiriyor.

Ama bunlar bir tarafa esas sorun, trafiğin düzenleniş biçiminden kaynaklanıyor. İki tane sistemsel soruna işaret edeceğim. Birincisi, otoyollarda çıkışlar için olması gereken iki uyarıcı levha yerine tek levha kullanılması. Eğer nereden çıkış yapacağınızı tam olarak bilemiyorsanız ve de sol şeritten hızla araba kullanıyorsanız, birden bire ayrılmanız gereken çıkışın verildiğini görüyorsunuz ama çıkışa geçiş yapmanız mümkün olmuyor. İstanbul trafiğini düzenleyen trafik mühendisleri, sürücünün “ön bilgisi” olduğunu varsayıyorlar. İstanbul trafiğinde herkes nereden ayrılacağını ve ne zaman çıkışa geçeceğini biliyor! Eğer bu ön bilgi sizde yoksa, ayrılmanız gereken yerde ayrılmanız mümkün olmuyor.

Bu noktada “günlük bilgi” kavramı çok önemli. Bilgi sosyologları bilginin farklı türlerinden bahsederler: Teknik bilgi, bilimsel bilgi, estetik bilgi vs. Günlük bilgi de bu bilgi türlerinden biridir ve günlük hayatta işlevlerimizi yerine getirebilmek için bilmemiz gereken bilgilere göndermede bulunur. Mesela bulunduğunuz şehir ya da ilçenin belediye binasının, hastanesinin, postanesinin ve benzer kurumlarının nerede olduğunu bilmiyorsanız, bunların yerlerini öğreninceye kadar hayatınız normal olarak işlemez. Trafik bilgisi de “günlük bilgi” stokunun önemli bir parçasını oluşturur. Nereden nereye gideceğinizi önceden bilmeniz lazım, değilse zorlanırsınız.

Fakat insanlar günlük hayatta yollarını bilsinler diye bazı düzenlemeler yapılmıştır. Mesela önemli caddelerde önemli kurumlara sizi yönlendiren levhalar vardır, onları takip ederek varmak istediğiniz yere varırsınız. Trafikteki işaret ve levhaların da böyle bir işlevi vardır. Fakat İstanbul trafiğinde bu levhalar yetersiz ve daha da kötüsü, olması gereken yerde değiller. Demin söylediğim gibi çıkış levhaları tek bir yerde görülüyor, o da çıkış esnasında. Eğer daha önce çıkış yapmak üzere kendinizi hazırlamadıysanız, başka bir deyişle günlük yol bilginiz yoksa, o zaman geç kalıyorsunuz ve bu sizin için büyük bir zaman israfı demektir. Sadece zaman israfı mı?

İkinci sistemsel sorun, birinci sorunla bağlantılı. Diyelim sapmanız gereken sapakta çıkamadınız ve geçtiniz. Büyük otobanlarda bunun bedeli de büyük oluyor. Uzunca bir süre gittikten sonra karşı yola çıkıyorsunuz, geriye dönüyorsunuz; sonra tekrar gitmeniz gereken karşı yola geçerek, bu kez zamanında çıkışa yanaşmanız gerekiyor ki çıkabilesiniz. Buradaki sorun, trafikte bir hata yaparsanız bunu düzeltmek için ikinci bir şansınız olmamasıdır. İstanbul trafiğini düzenleyenler şöyle düşünmüşler: Bizim vatandaşımız hata yapmaz, yaparsa da canı cehenneme!

Avrupa ülkelerinde bu iki sistemsel sorunu çözmek için ikili bir çözüm düşünmüşler. Çıkış levhaları bir değil iki kez veriliyor. İlk çıkış levhasını gördüğünüzde sağa yanaşıyorsunuz, ikincisinde ise çıkıyorsunuz. Hata yapma riski iyice azaltılmış. Ama diyelim ki hata yaptınız. Bunun da çözümü var: İlk gelen sapakta çıkarsınız, ya karşı yola geçerek tekrar eski yolunuzu bulursunuz ya da yan yolla gerisin geriye dönebilirsiniz. Fakat sapaklar arası mesafeler fazla olmadığı için hızla geri dönüş yapma ve hatanızı tamir etme imkânınız bulunmaktadır.

Bununla Avrupa’yı model olarak almamız gerektiğini söylemiş oluyorum maalesef. Bundan da gocunacak bir şey yok. Çünkü Avrupalılar bizden önce sanayileşmiş oldukları için bizden önce trafik tasarımı yapmışlar, hatalardan ders çıkarıp daha gelişmiş sistemler kurmuşlardır.

Ama bana kalırsa, iyi bir trafik tasarımı yapmak için Avrupa’ya gitmeye hiç gerek yok. Biraz aklımızı çalıştırırsak, biraz da sürücü ve yaya vatandaşlarımızın deneyimlerinden faydalansak, bu sorunları çözeriz. Burada sosyologlara da bir eleştiri yapmamız lazım. Bizim sosyologlarımız, “trafik sosyolojisi” diye bir şey olduğunu bilirler ama bunu çalışan Türkiye’de kaç tane sosyologumuz var acaba? Ben bir kişi bile olduğunu bilmiyorum! Peki, neden yok? Bu soru daha derindeki bir soruna işaret eder: Sosyologlarımız insan hayatına dokunan gerçek sorunlarla değil, kendi dünyalarına ait olmayan yapay sorunlarla uğraşıyorlar! Sosyolojimiz, tercüme bir sosyoloji olunca, kendimize bir türlü gelemiyoruz, hep başkalarının söyledikleri ve yaptıklarıyla meşgulüz. Bu da doğal olarak bizi kendi toplumumuzdan uzaklaştırıyor. Topluma en yakın olması gereken sosyolog, onun en uzağına düşüyor!

Kadir Canatan’ın Tüm Yazıları

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir