Kadir Canatan Yazdı: Yeni Bir Çağ: “Kamusal İşler” (2015)

26.01.2021

Güçlü bir sinema sektörüne sahip olmasa da Hollanda, zaman zaman iyi yapıtlara imza atmaktadır. 2015 yılında vizyona giren ve toplam maliyeti 6 milyon avroya ulaşmış olan “Kamusal İşler” adlı film de bunlardan birisidir. Hollandalı yönetmen Joram Lürsen tarafından çekilen film, 19. yüzyılın ikinci yarısında (1888) yaşanan olaylarla bağlantılı tarihsel bir drama niteliğindedir. Film, Thomas Rosenboom’un aynı adlı romanından esinlenerek yapılmıştır.

Film, kendi evinde ailesinin gözü önünde tecavüze uğrayan bir kız ve ailesinin dramıyla başlar ve bunun hemen ardından bir firmanın görkemli bir inşaat projesi gündeme gelir. Çok farklı iki olayın birbiriyle bağlantısı olmadığı için izleyici büyük bir merak içine sokulur ve daha sonra adım adım söz konusu olayların bağlantıları ortaya çıkmaya başlar. Yönetmen, iki farklı şehirde yaşayan iki farklı kesimin hikâyesini ilginç bir biçimde birleşmiştir. İlk hikâyede, Hoogeveen şehrinde bir kömür işçisi olarak çalışan bir Yahudi ailenin başından geçenler, ikinci hikâyede ise Amsterdam’daki merkez tren istasyonunun karşısındaki Viktorya Otel’inin yapılışı anlatılmaktadır. Aslına bakılırsa bu iki hikâye birbirinden bağımsızdır, ama biri Hoogeveen, biri Amsterdam ve biri de Amerika’da yaşayan üç kuzen yoluyla buradaki olaylar arasında bağlantı kurulmuştur.

Amsterdam’daki inşaat projesinden dolayı dükkânı yıkılmak istenen keman yapımcısı Walter’ın Hoogeveen’deki kuzeni Chris’i ziyaretiyle iki hikâye arasındaki bağlantı kurulur. Chris, güzel karısıyla kasabada iyi çalışan bir eczane işletmektedir, ne var ki sefalet ve yoksulluk içinde yaşayan kömür işçileri onu “doktor” olarak bilmektedir. Zaman zaman onlara doktorluk yapması başına belalar açacaktır. Kuzenine ziyareti sırasında Walter, Yahudi ailenin kendisine verdiği bir kemanı satmak üzere alır ve Amsterdam’da dükkânına gelen Amerikalı kuzenine iyi bir fiyata satar.

Bu arada otel inşaatının planları hızla ilerlemesine rağmen Walter, dükkânını ucuz olarak elden çıkarmak istememekte ve bir komşusuyla proje sahibi firmaya karşı direnmektedir. Ama bu direniş, onun ve komşusunun başına çok işler açacaktır. Çünkü firma, otelin yapılacağı alandaki tüm ev ve dükkânları satın almış ve inşaat sürecini başlatmıştır.

Walter, ikinci kez kuzeni Chris’e gider ve burada Yahudi aileye keman parasını ödemek ister. Fakat akşam yemeğinde bir fikir ortaya çıkar. Eczacı Chris kömür işçileriyle yakından ilgilenmekte ve onlara empatiyle yaklaşmaktadır. Amerika’dan gelen kuzen, Hollanda’dan Amerika’ya gitmek isteyen kişilere aracılık yapmaktadır. Kızı tecavüze uğrayan Yahudi aile başta olmak üzere burada çalışan kömür işçilerini Amerika’ya göndermek ister. Bu konuda kuzeni Walter’ı ikna eder. Chris, kömür işçilerini ikna ve organize edecek, Walter onların yolculuğunu finans edecek, diğer kuzen ise onların Amsterdam’dan Amerika’ya göç etmelerine ve oraya yerleşmelerine yardımcı olacaktır.

Peki neden böyle bir şey yaparlar? Dertleri nedir?

Yoksul kömür işçileriyle empatik bir ilişki kurmuş olan eczacının kafasından çıkan bu fikrin bir ahlaki ve sosyal yönü var ki, bununla sefalet içinde yaşayan işçiler kurtarılmış olacaktır. Bir de işin ticari yönü var: Walter ve Amerikan hayranı kuzeni Alexander ile bu işi birlikte finans ve organize ettikleri için, işçilerle bir sözleşme yapacaklar ve bu sözleşmeye göre kendilerinden kredi almış olan işçiler, Amerika’da çalışıp bu krediyi faizleriyle birlikte ödeyecekler ve bu şekilde iyi bir para kazanacaklardır.

Walter ve Chris, keman parasını ödemeye gittikleri sırada kömür işçilerini Amerika’ya gitmek konusunda ikna ederler. Fakat bu plan istedikleri şekilde işlemez. Walter, daha az bir paraya dükkânını firma sahiplerine satmak istemesine rağmen firma, Walter’ın dükkânını almaktan vazgeçmiştir. İnşaat projesinin içinde kalmasına rağmen dükkânın etrafında proje yeniden şekillendirilir. Ama bu arada kömür işçileri hareket geçmiş ve bir trenle Amsterdam’a gelmişlerdir.

Uzun bir hikâyeyi kısaca özetlemek gerekirse, işçiler Amerika’ya gider, parayı alamadığı için Amerika’daki kuzen işçilere sahip çıkmaz, hatta ortadan kaybolur. Fakat polis evini aradığı sırada antik bir keman bulur. Yahudi ailenin bu kemanı tüm işçileri kurtarır. Antika değerindeki bu kemanı yüksek bir fiyata satarlar, hem geliş hem de yerleşme harcamalarını karşılarlar. Geride kalan Walter, istasyon binasının açılışı sırasında panik haller yaşar ve binanın tepesinden aşağı düşerek ölür. Kuzeni Chris ise, Yahudi ailenin kızının doğumuna “doktor” sıfatıyla müdahale ettiği ve bebeğinin ölmesine sebep olduğu için dava konusu olur. Bu arada karısı da onu terketmiştir.

Dramatik bir hikâyeye sahip olan film, aslında 19. yüzyıl atmosferini ve kalkınmanın ne tür bedellere mal olduğunu göstermesi bakımından önemlidir. Birkaç kez aktörlerin ağzından çıkan şu sözler, dönemin atmosferini çok çarpıcı bir şekilde resmetmektedir: “Yeni bir çağdayız”, “Yeni bir çağ başlıyor” ya da “İlerleme beklemez.” İlerlemeci 19. yüzyıl pozitivizmi kadar kapitalizmin optimist dünya görüşünü de bu sözlerden başkası daha iyi anlatamaz. Amsterdam’daki merkez istasyon binası gibi oteller ve köprüler de bu dönemde yapılmış olup, Hollanda kalkınma hamlelerini bu dönemde gerçekleştirmiştir. Filme de isim olan “Kamusal İşler” ile bu dönemin eserleri anlatılmak istenmektedir.

Öte taraftan film, kömür işçilerinin nasıl bir sefalet içinde yaşadıklarını ve bu ortamdan kurtulmak için ne tür maceralara girişebileceklerini anlatmaktadır. İşçiler içinde yer alan bir Yahudi ailesinin başından geçenler ise, 19. yüzyılda Hollanda’da Yahudilerin maruz kaldıkları aşağılanmayı göstermektedir. Kızının tecavüzüne keman çalarak eşlik etmekten ve gözleri kapalı olarak izlemekten başka bir şey yapamayan babanın eczacıya söylediği şu sözler, Yahudilere karşı önyargı ve kötü muameleyi çarpıcı bir biçimde yansıtmaktadır: “Bir Yahudi ağladığında diğerleri güler.”

Son olarak filmde Hollandalıların Amerikan hayranlığı, aracı ve komisyoncu Alexander’ın kuzeniyle konuşurken ağzından dökülen sözlerle dile getirilmektedir. Amsterdam’a gelen kuzene “Nerede kalıyorsun?” diye sorduğunda “Ben bir Amerikalıyım ve doğal olarak Amerikan otelinde kalıyorum” der. Amerikan hayranlığı Hollanda’da 20. yüzyıl boyunca da devam etmiştir. Hollandalıların hepsinin iyi İngilizce bilmesi sadece eğitim sistemlerinin bir başarısı değildir, ülke halkının İngilizce konuşan halklarla kurduğu özdeşlik duygusu ve taklit yeteneğinin de bir neticesidir.   

Kadir Canatan’ın Tüm Yazıları

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir