Kadir Çiçek Yazdı: İnsan, Hakikat ve Arayış Üzerine…

15.06.2022

Ölüler, kalplerini hakikate kapatanlardır. Asıl ölüm, manevi dünyanın yönüne yabancılaşmaktır. Kalbe kirli yükler yükleme telaşında olanlar, yüklerini gereğinden fazla çoğaltanlar ve hiç eksilmeyecek dünya kavgası verenler kendi yürek acılarını arttıranlardır.

Kalbin mühürlenmesini, zihnin teslim olduğu sapma noktası belirler. Bu sapma noktası hakikate yaklaşımın katledilmesi gerçeğidir. Hakikat ölmez, ölümü gerçekleşen şey, hakikati dışlayan yaklaşımımızdır. Bu, ömür yolculuğumuzun tamamını etkileyen yaklaşımdır.

Kalbin mühürlenmesi, reddedilenin veya inkar edilenin, sonradan kabulünü imkansız duruma dönüştüren bir kapanış perdesidir. Düşünce ve karar verme kaynağının, diğer adıyla aklın ve yüreğin ölüm serencamı üzerine sarsıntı geçirmesi inkar haddini arttırır.

İnkara meyilli zihinlerin gözleri hakikate kapalıdır. Daldıkları inkar rüyası, bir gün gelir de kabus olur onlar için. Kalp kör kesildi mi tüm görmeler yarım görüntülerden ibaret olur. Bütün bakışlar, kendilerini görmekten mahrum bırakmış boşluktan ibaret olur. Bakarken görmemenin, görürken düşünmemenin neticesi hakikate ve aşkın iradeye yabancı kalmanın öteki adıdır.

Yalanlayanlar; yani karanlıklara gömülmüş sağırlar; kulaklarını karanlığın koyu tarafına odaklayanlar; bütün alıcı fonksiyonlarını sahteciliğe ayarlayanlar, kalbin ölüm merasimini organize eden içi kararmışlardır. Bunların kendi iç dünyalarını sapmanın eşiğine maruz bırakmaları, onların yükseklere çıktıkça sıkışan ruhlarına vurulan bir darbe gibidir. Bütün girişimleri kendi prangalarını ağırlaştırmaktan ibarettir. Bu yüzden daldıkça boğulmakta; her boğulma tehlikesi geçirdiklerinde ise inadın katı tarafına tutunmaktadırlar.

Yalanlayanlar, yani hakikate kapalı diller…İç dünyanın saflığına, kibrin harcını sürenler… Kinin bataklığını, arınma fırsatına tercih edenler… Yani kelimelerine ahlakı öğretemeyenler… Kavramlarını eğitime tabi tutmayanlar… Evet şımarık yaşantılar büyüten bu insanlar, öfkenin ve inkârın temsilcileri olmayı tercih ederler.

Çaresizliğin iktidarında sığınılan ne ise, gücün gerçek sahibi odur. Felaketin söz sahibi olduğu anlarda, dilin ve gönlün yöneldiği kim ise hakimiyet alanı onundur. Tüm kapıların kapalı olduğu çıkmazlarda, kapı açılsın diye acizliğin sunulduğu makam ne ise yetki sahibi odur. Bu gerçekten yola çıkarak, insan kendi acizliğinin farkında olmasına rağmen inkârın çekici tarafına teslim olmayı seçerse, bir anlamda kendi varlığını sonsuz bunalıma ve giderek büyüyen depresyonlara atmış olur. Çünkü insan büyüklenişinin geçersizliğini, ancak güç yetiremediği durumlarda fark eder. Kalbin mutlak ve merhamet kaynağa teslimiyet gösterebileceği yegâne nokta da belki de burasıdır. İnsan, insan olduğunu yani noksan olduğunu bu gerçeğin farkına vararak görebilir. İnkar kirinden de ancak bu farkına varmayla kurtulabilir.

Yerin en karanlıklarındaki bir taneyi bile bilene teslim olmak gibi onurlu bir eylem varken; insanın kendisi gibi yarına dair kesin sözü olmayanlara teslimiyette bulunması, kendi özgürlüğünü esarete tercih etmek demektir. Kör kesilen insan, hakikate açılan yoldan haberdar olabilir mi? Aydınlığın rotasına gönül kapını kapattıktan sonra hangi karanlığa yolcu olduğunun ne önemi var?

Her günün sonunda bedene ölümler yükleyen, evlere derin sessizliğin hakimiyetini çöktüren, ağırlıkları gecenin karanlığında eriten ve her yeni sabaha yeni dirilişler yükleyen bir güce tutunmayı yenilgi addeden bir zihin, her gün geceye yenildiği halde hakimiyet mücadelesi veren buyurgan ve bencil sese teslim olmayı özgürlük sanıyor. Özgürlüğün ülkesinden köleler dünyasına göç etmeyi, kendi zaferini elde etmek olduğunu sanıyor. Bunun, kalbi uçuruma sürüklemek olduğunu anlamak için gayret göstermiyor.

***

İnsan, hakikatte dünyaya ait olmayan ama dünyada mükemmelliği sergileyebilecek varlıktır. Hayatında bazen musibetler bazen verimlilik ön planda olabilir. Aslında insan yaşadığı bütün durumlarda bulunduğu konumu ile olması gereken konumun rengini görebilir. Eksikliklerini ve artılarını görebilme ikazları olarak bakıldığında insan, yaşadıklarından, olması gerekenleri ayıklayabilir.

İnsan, tefekküre bürünerek ve derinlemesine iç dünyasına dalarak hakikatin açık tarafını görme başarısını gösterebilir. Ancak ruhu silinmez kirlere maruz bırakma telaşlarında diretmesi ile bazı olaylarla da karşı karşıya kalabilir. Bu olaylar, onun dünyasında sıkıntı olarak tanımlansa da aslında aklın ve kalbin istikametini bulması açısından oldukça önemlidir. “İnsanın başına gelenlerin hepsinde hikmet vardır” demek elbette ki doğru değildir. Ancak istikamete yabancılaşan ve doğrunun yolundaki pusulayı aramak gibi bir derdi de olan insan için bazen belalar yön gösterici olabilir.

Bela, bazen insanın kendini toparlama dürtüsü, bazen de ikazların naklini yapan taşıyıcıdır. İnsan belayla kendini düzeltmezse sonun başlangıcı yakınlığını hissettirecektir. Başa gelen belalar, ruhun tatmin dünyasına yolculuk için fırsat iken; kötülüğün müttefiki olma tercihi, belaya direnme değil yenilmek güçsüzlüğünü gösterir.

Bolluk, yokluğun etkisini anlama mesajıdır. Bolluğun sadece ödül olarak görülmesi, imtihan alanının kavranması önündeki engeldir. Bolluk, darlığa şükür; darlık içinde kıvrananlara kucak açma yoludur. Bollukta şımarmak, nimeti küçümsemeyi ve nimeti vereni unutmayı doğurur. Bolluğun temel mesajı hatırlamak ve unutmamaktır. Nimetin yokluk günlerini unutmamak ve şükrü hayatına söz sahibi kılmaktır.

Bollukta terkedilen kıble, yoklukta insanın sığındığı tek liman olabilir.

Bolluktaki şükür, samimiyet ve tevazu ile; yokluktaki şükür teslimiyet ile beslenir.

Aklını ve kalbini, belayla düzeltmeyenler gün gelir bolluğun vermiş olduğu şımarmayla hakikatin düşmanı olurlar. İnsan böyledir; çoğu zaman yoklukta yıkılır, varlıkta büyüklenir. Oysa her iki durum için de doyurulması ve yetinmesi gereken yönlerinin olduğunu bilmesi gerekir. Yoklukta hakikat arayışını kaybeden insan, varlıkta bulduğu sahte elleri hakikat zannederek tutabilir. İnsan için bu, inkara giden yolun başlangıcı olabilir.

Gönüllü teslimiyette bulunmayan bir insanın günü gelince zorunlu teslimiyete mağlup olması, felaket rüzgarlarının esmesinin başlangıcı olabilir. Bu yüzden bütün temiz mesajlar yani vahiyler gönüllü ve özgürlüğün tarifsiz tadına çağırırlar.

Her haber gerçekleşeceği zamanın bekleyenidir. Bütün gelecekler, şimdinin çocuğudur. Diğer bir ifadeyle, gelecek yatağını bulacak olan su, topraktan fışkıran bitki, sesin komutunu bekleyen mahşerdir. Haberin mutlaklığı, ölümün aramızda dolaşması kadar hakikattir. Her haber şartların oluşması için beklemek zorunda kalan gerçekliktir.

Hatırlamak, unutulmaya yüz tutmuş olanı zihne çağırmaktır. Hatırlatmak, zihnin sapma noktasını düzeltmek; kalbin kirli eylemler üretmesini engelleme girişimidir. Kalp ve akıl birliği, hatırlatana kulak vererek kendi lehine fayda elde ederken; kalbin ve aklın tozlu yollarda yolcu olma inadı sonu zarara çıkan neticeler biriktirmektir. Hatırlayan öğüt alır; unutan aldanır. Hatırlamak ciddiyete, unutmak lakaytlığa götürür.

Kaybolmaya meyilli, kaybolmak zorunda kalan, karanlığa gömülmek zorunda olan varlığın hakimiyeti sahte gücün temelleri üzerine yükselir. Oysa gerçek hükümranlık, geceye de gecenin içinde belirenlere de gündüzün gücüne de söz geçirene aittir. Yolunu hakikatin parıltılarından soyutlamış bir bilincin istikamet bulması ne kadar mümkündür? Ya da bulduğunu zannettiği hakikat midir? Zira hiç bir hakikat kaybolmaya endeksli değildir. Hakikat, aydınlığın zihinlere idraki ve ebedi gücün hakimiyeti amacıyla vardır.

İnancın kirletilmesi, inanılan değerlere ihanet sonucu meydana gelir. Bir inancın ikamesi, kirden arınmış teslimiyetle dolayısıyla güvenle mümkündür. İnancını kirletenler, gönlünü iki sevdaya zorlayanlardır. Bir gönül iki sevda taşıyamaz. İki sevdadan sadece biri gerçektir. Yöneldiğin, uğruna emek verdiğin, sakındığın sevdandır. Kalbin mutmain, ruhun hoşnut, aklın teskin olduğu inanç senin gönül evindir. Bu gönlü iki sevdaya zorlamak inanca leke bulaştırmak, hakikate darbe vurmaktır. İnsan inancını mesajın temiz olanıyla beslediğinde kirli mesaj onu esir alamayacak kadar etkisiz kalır.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.