Kamil Ergenç Yazdı: Bilinçli Körlük ya da Direnişin Aşikar Ettiğine Kayıtsız Kalmak

07.07.2024

Kudüs/Gazze direnişi, çok büyük bedeller ödeyerek, özelde Müslümanlara genelde insanlığa hem ırkçı /emperyalist/ kolonyalist düzene karşı duruşun /tavrın /tarzın /mücadelenin /mücahedenin imkanlarını öğretiyor hem de 17.yy’ den günümüze değin sert ve yumuşak sömürgecilik aracılığıyla mevcudiyetini ve meşruiyetini temin ve tahkim eden “Westfalya Düzeni” nin kavramsal ve kurumsal hegemonyasından kurtuluş reçetesini  (adeta) gözümüze sokuyor. Lakin gelin görün ki bu büyük fedakarlık, bu özgün duruş, bu hakikatperverlik, bu tam inanmışlık, bu haysiyet ve onur mücadelesi Westfalya Düzeni tarafından kalbi ve beyni dağlanmış, bilinci yaralı Müslümanların (hususi) katkısıyla önemsizleştiriliyor, görmezden geliniyor, hafife alınıyor. Hikemi ve irfani derinliği yadsınıyor… Sabır ve sebatla yoğrulan ilmi-entelektüel yetkinliği, uzun erimli/nitelikli ceht ve gayreti, yılgınlığa-bedbinliğe-gevşekliğe papuç bırakmayan ciddiyeti, laubaliliğe ve lakaytlığa kurban ediliyor. Yaklaşık üç asırdır “paradigma içi” mücadeleyle (yani Batı’yı mağlup etmek için Batılılaşarak) felaha er/iş/eceğini, onurlu ve izzetli yaşayacağını zanneden ve fakat “beyaz adamın” elinde kullanışlı aparat olmaktan bir türlü kurtulamayan ( böyle devam etmesi halinde asla ve kat’a da  kurtulamayacak olan) İslam dünyası aydın-entelektüel havzalarının, direnişin tefekkür dünyasıyla ünsiyet kesbetmekten özenle kaç/ın/ması ne anlama geliyor? Sömürgeci bilgiyle barışık yaşamaya razı (ve bu bilgiye yaslanarak inşa edilmiş gerçeklikten hoşnut) olmaktan başka…

Kendisi de bir Yahudi olan tarihçi İlan Pappe “Siyonizmin İflası”nı yazdı geçenlerde…(1) Yazının ana omurgasını dekolonizasyon (sömürgesizleşme) ve “etno-kültürel dayatmaya karşı duruş” oluşturuyordu. Bizde bu tarz yazılara tesadüf etmek oldukça zordur… Sömürgeci bilginin tahakkümüne razı bir akademimiz var ne yazık ki…  Üniversitelerimiz, merhum İsmail Raci Faruki’nin ifadesiyle “şarkiyat enstitüleri” gibi çalışıyorlar… Yani bilerek ve isteyerek oryantalizmin değirmenine su taşıyorlar… Sosyal Bilim/ler departmanları burjuva Protestan kültür kodlarının bize nasıl enjekte ve endoktrine edileceğinin formüllerini aramakla meşguller… Bu ülkenin İslam’la mümkün olan varoluşunu tahkim etmek ve/veya İslam’ın bir bütün olarak hayata nasıl vaziyet edeceğinin yol ve yöntemlerini ara/ştır/mak için değil… Siyonizmin, Batı Hıristiyanlığıyla ünsiyetinin (hatta evanjelik Protestanlıkla içiçeliğinin) farkında bile değildir aydınlarımız… Modernitenin, Judeo-Hıristiyan ittifakın projesi olduğunun farkında olmadıkları gibi… Netanyahu kadar (bile) müdrik değiller olup biten şeyleri… Macron’a “biz kaybedersek Batı medeniyeti kaybeder “ demişti Netanyahu… Biliyordu çünkü siyonizmin Ortadoğu’da “beyaz adamın” temsilcisi olduğunu … Ve direnişin sadece siyonizmle değil aydınlanma ideolojisinin ilham verdiği Westfalya Düzeniyle (de) savaştığını ve her ikisinin surlarını darmadağın ettiğini… İslam Dünyası toplumları şayet direnişin bu özgün duruşunu takdir edebilmiş olsalardı, onurlu-haysiyetli bir yarına uyanmaları için umutlu olabilirdik. Ancak aksine mikro milliyetçilikler ve mezhebi bencillikler güçleniyor… Bütünü değil parçayı, tümeli değil tikeli, külliyi değil cüziyi öne çıkaran yaklaşımlar terviç ediliyor… Post-modern paradigmanın ruhuna uygun olarak… Sevgili Akif bugünler için söylemiş sanki…

Ey bu toprakta birer nâş-ı perişan bırakıp

Yükselen, mevkib-i ervâh! Sakın arza bakıp

Sanmayın: Şevk-ı şehâdetle coşan bir kan var

Bizde leşten daha hissiz, daha kokmuş can var!

Bakmayın, hem tükürün çehre-i murdarımıza!

Tükürün: Belki biraz duygu gelir ârımıza!

Tükürün cebhe-i lâkaydına Şark’ın, tükürün!

Kuşkulansın, görelim, gayreti halkın, tükürün!

Tükürün milleti alçakça vuran darbelere!

Tükürün onlara alkış dağıtan kahbelere!

Tükürün Ehl-i Salîb’in o hayasız yüzüne!

Tükürün onların aslâ güvenilmez sözüne!

Medeniyet denilen maskara mahlûku görün:

Tükürün maskeli vicdânına asrın, tükürün!

 

Türkiye özelinde bir yandan ulus-devlet retoriğinin (Türklük bağlamında) yeniden öne çık/arıl/ması, diğer yandan oryantalizmin havariliğini üstlenen bazı ilahiyatçıların “şeriatı” mahkum edip laikliği öven beyanları (bir bütün olarak değerlendirildiğinde) direnişin “paradigma dışılığını” gölgelemek ve kafası zaten hercümerc (teşevvüş) içinde olan toplumun modern/post-modern değer sistemiyle barışık yaşamasını temin etmek için sistemli bir çaba olarak okunabilir… Nebevi geleneğin billur ırmağından kana kana içip kalbini-zihnini berraklaştırmak yerine, müşrik atalarının zihin kodlarına iltica ederek “Kurt Sembolü” üzerinden kimlik/kişilik inşa etmeye çalışmak yeniden cahiliye değerlerine dönmek değilse nedir? Sykes-Picot nizamının (!) belirlediği sınırları ezeli ve ebedi gerçeklik gibi telakki eden Müslüman zihin asla ve kat’a yarına umutla bakamaz. Vaktiyle İslamcı olmakla iftihar edenlerin bile bu nizamın müdafiliğine soyunması emperyalist-sömürgeci perspektife rıza ve  mahkumiyet anlamına gelir. Hangi etnik kimlik adına olursa olsun etno-kültürel homojenleşmeyi teşvik eden ve dayatan her türlü yaklaşım siyonizmle dayanışma halindedir. Oysaki direniş etnik ve mezhebi bencillikleri aşarak doğrudan siyonizme ve onun teolojik/teopolitik istinatgahı olan Batı Hıristiyanlığına (ve bu istinatgahın ilham verdiği ırkçı-seküler-pozitivist bilgi biçimine) meydan okuyor ve yeni bir (bilgi-fikir-yorum) sistemi önerisinde bulunuyor. İlahi vahiy bilgisi, nübüvvet pratiği ve bu bilgi-pratikle mütenasip geleneksel birikimden esinlenen bu sistem önerisi ulus-devlete ruh üfleyen “Westfalya Düzenini” tarihin çöp sepetine göndereceği için hem “beyaz adam” hem de onun efsunladığı halkı Müslüman beldelerin yönetici-aydın-bürokrat havzaları direnişin boğulması için canla başla çalışıyor. Halbuki direniş çoktan kazandı… Cari düzenin/müesses nizamın (modern/post-modern paradigmanın) mağlup edilebileceğini göstererek kazandı… Gazze’nin üzerine yağmur gibi yağan bombalardan daha yıkıcı olan/lar/ı soyut düzlemde (kelimeler-kavramlar-tasavvur ve telakkiler, hasılı kelam, yumuşak sömürgecilik aracılığıyla) her gün her saat her dakika zihin dünyamızın derinliklerinde büyük yarıklar-çukurlar açıyor. Öyle ki hayata mümin/mümine olarak şahitlik etme imkanımız elimizden kayıp gidiyor… Direnişin yanında olmak bu imkanı kaybetmemek anlamına geliyor… Her gün verilen onlarca şehit “insan kalmak/insanca yaşamak” isteyenler için birer ilham kaynağı oluyor…

 

1-https://serbestiyet.com/featured/ceviri-i-ilan-pappe-siyonizmin-iflasi-172587/

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.