Mehmet Alkış Yazdı: Lozan Nedir? 5

20.09.2022

 Lozan ve Ulus Devlet

Konuya başlamadan önce bir belirlemede bulunmaya ihtiyaç var:

Lozan’ın öncesi ve sonrasında meydana gelen gelişmelerden sadece bu kararlara imza atanları ve onları destekleyenleri sorumlu tutmak hem hakkaniyete uygun düşmez hem yanıltıcı olur. Zira bu sürecin oluşmasında birçok dinamik rol ve sorumluluk sahibidir. Sözgelimi; adalet devletinin yerine saltanata dayalı hilafeti geçiren Emeviler ile bunu sürdüren Abbasilerin, Memlüklerin ve Osmanlıların Müslümanların gerilemesinde önemli pay sahibi olukları inkâr edilemez. Eğer onlar zaaflarına yenilmeyip başlangıçta uygulanan adalet devletine dönselerdi Müslümanlar Batı karşısında bu kadar geri kalmaz, ezilmez ve mahkûm olmazdı. Dolayısıyla, Batı’nın sömürüye dayalı küresel egemenliği kurulamaz ve Müslümanlar ile diğer Batı dışı toplumlar bu hallere düşmezdi. Bunun gibi bir çok şey sayılabilir.

Birinci derecede suçlu dış güçler değil, iç bütünlüğünü adaletle sağlamayıp dış güçlerin müdahalesine açık hale getirenler olduğu unutulmamalıdır.

Şimdi konumuza dönelim:

Lozan’ın en önemli sonuçlarından biri, Misakı Millinin belirlediği sınırların içinde yer alan; Kürt nüfusun ağırlıklı olduğu günümüzdeki Irak ve Suriye’nin kuzeyi, Batı Trakya, Ege Adaları, Kıbrıs, Batum, Nahcivan’dan oluşan yaklaşık 500.000 km2 toprağın terk edilmesidir. Türkiye’nin 783.562 km2 olan yüzölçümü düşünüldüğünde rakamın ne kadar büyük olduğu kendiliğinden ortaya çıkmaktadır. Bu yerlerin paha biçilmez stratejik değeri göz önüne alındığında ise, kayıplar çok daha büyük anlam kazanmaktadır. Osmanlı Devletinin 22 milyon kilometrekare olan toprak kaybının üzerine bunların da eklenmesi her bakımdan yıkımı inanılmaz boyutlara taşımıştır. 

Özellikle Kürtlerin yaşadığı toprakların oluşturulan dört yapay ulus devlet arasında paylaştırılması, bu halkı, büyük trajedi ve travmalara mahkûm etmiştir. Aradan yüzyıl geçmiş olmasına rağmen, Lozan’ın ürünü olan dört ulus devletin ırkçı uygulamaları karşısında varlığını sürdürmek için karşılaştıkları zorluklar, ödedikleri bedeller, yaşadıkları riskler hesaba katıldığında bu anlaşmanın sonuçlarının ne kadar vahim olduğu anlaşılmaktadır. 

Bir gariplik de şudur: Gayesi “hilafet ve saltanatı kurtarmak” olarak belirlenmiş olduğu halde yönetim merkezi olan İstanbul, yani “hilafet ve saltanat” işgal altında ama savaşın kazanıldığının, ülkenin kurtarıldığının iddia edilmesidir. İşgal devam ederken mücadelenin sona erdiği ilan ediliyor ve Birinci Dünya Savaşının galipleri tarafından organize edilen barış görüşmelerine katılım sağlanıyor. 

Türkiye tek başına, emperyalist olarak tanımladığı ülkeler ve yandaşlarından oluşan; İngiltere, Fransa, Sırbistan, Rusya, İtalya, Yunanistan, Portekiz, Belçika, Romanya, Japonya ve ABD’nin karşısında masaya oturuyor. 

Lozan’da barışla değil dayatmayla karşı karşıya kalındığını ve bu şartlarda görüşmelere devam etmenin mümkün olmadığını fark eden Birinci Meclis, Lozan heyetini geri çağırıyor. Heyetin gelmesiyle mecliste kıyametler kopuyor ve akıllara durgunluk veren olaylar gerçekleşiyor. Mustafa Kemal’in başını çektiği grup, Batı’nın isteklerini yerine getirmekten başka çare olmadığını savunuyor. Ali Şükrü Bey’in aralarında yer aldığı grup ise; Misakı Milliden taviz verilemeyeceğini, mağlup gibi değil galip gibi davranılmasını, yeniden savaşa girmekten kaçınılmaması gerektiğini ileri sürüyordu.

Tartışmaların sertleştiği bir meclis oturumunda Mustafa Kemal, Ali Şükrü Bey’e silah çekerek tehditte bulundu.  Bir kaç gün sonra Ali Şükrü Bey, Topal Osman tarafından öldürüldü. Suçlu olduğu öğrenilen Topal Osman da girilen çatışmada askerler tarafından öldürüldü. 

Bu sırada ilk darbe denilebilecek önemli bir gelişme yaşandı. Nitelikli, yani üçte iki çoğunlukla alınması gereken seçim kararı, Ankara’da bulunan az sayıda milletvekilinin katılımıyla alındı. Böylece, Birinci Meclis emrivakiyle feshedildi. Yeni meclis oluşmadığı halde, Lozan görüşmeleri yeniden başlatıldı. Görüşmeler sürdürülürken atamayla denilebilecek bir usulle ikinci meclis  kuruldu. 

Tarihler çok şey anlatıyor: 

27 Mart 1923, Ali Şükrü Bey Öldürüldü,           

10 Nisan 1923, Ali Şükrü Bey Milletvekillerinin katılımı ile Trabzon’da defnedildi,       

16 Nisan 1923, Birinci Meclis Feshedildi 

23 Nisan 1923, Lozan’ın İkinci Dönemi Başladı,

28 Haziran 1923, İkinci Meclis Seçimleri yapıldı,

24 Temmuz 1923, Lozan Anlaşması İmzalandı,

11 Ağustos 1923,  İkinci TBMM açıldı,

23 Ağustos 1923, Meclis Lozan’ı Onayladı      

6 Ekim 1923, İngilizler İstanbul’un İşgaline son verdi

29 Ekim 1923, Cumhuriyet’in İlan edildi.

Toprak kayıpları kadar önemli olan bir konu da Müslüman bloku temsil eden hilafet devletinin, Lozan’da alınan kararlarla hükümsüz bırakılmasıdır. Zira alınan kararlar, Osmanlı Devletini ve Halifeliği yok sayıyor, muhatap aldığı Türkiye’yi bir ulus devlet olarak tasvir ediyordu. Oysa anayasa, yasalar ve tüm kurucu belgelere göre Osmanlı Devletinin varlığı devam ediyordu. Nitekim Meclis  19 Kasım 1922’de yeni halifeyi seçerek bunu bir kez daha belgelemişti.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Mehmet Alkış’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.