Muhittin Bağcı Yazdı: Helal Gıdayı Tüketmek

20.04.2021

Medeniyetlerin Kodları Kavramlarının Şeceresinde Gizli

Medeniyetlerin yükselişinde en bariz husus, kendi temel kavramsal fikirlerini, özüne uygun olarak, mündemiç bir şekilde kullanmaları ve yaygınlaştırmalarıdır. 

Kavramların, prensiplerin, düşüncelerin, uygulamaların ve bu uygulamaları sağlayan unsurların bütünlüğü sayesinde medeniyetler ayakta kalır. Bu olguların bütünlüğü bozulmadan yaşama dâhil edilmeleri o medeniyetleri yükselişte, güvende ve gündemde tutar. 

Kendi özünde olan, üretken ve pratik fikirlerin neşet ettiği kavramların sürekli ve özüne uygun bir şekilde kullanılması, bir medeniyetin kendi tarzını, niteliklerini, temel prensiplerini, düşünce ve sorgulama biçimlerini, öğrenme, kabul etme ve kabul edilme süreçlerini, bilinçlenme seviyelerini ortaya koyar. 

İslam medeniyeti de bu anlamda yaşamın her döneminde en dinamik kavramları tekrar tekrar, devamlı bir şekilde hayata sürmekte, toplumun ve insanlığın kullanımına açmakta, bugünü ve yarınıyla toplumsal düzeni en sıhhatli şekilde sağlamak istemektedir. 

Ancak bu temel kavramlar, tanımsal ve sözlü olarak içlerinde derin ve kurtarıcı anlamlar barındırsalar da, istenmeyen veya beklenmeyen etkenler sonucu, dönem dönem yaşamdan çekilme veya yaşama eksik dâhil olma süreçleri yaşanmaktadır. 

Müslümanlar İslam’ın temel kavramlarına sözlü anlamda kesin ve kati bağlılıklarını sık sık dile getirseler de, bu kavramların anlamsal karşılığını ve bütünlüğünü, yaşamlarında müşahhaslaştıramamaktadırlar. Çünkü İslam’ın kendine has olan ve insanlığın hizmetine verilmiş olan bu kavramlar unutulmuş veya unutturulmuş, bilinçli veya bilinçsizce, belki de iyi niyetle, aslından koparılarak kapsam alanı kısıtlanmış, etki alanı daraltılarak etkisizleştirilmiştir. 

Muazzam zenginliği ve yaşamı geliştirici niteliği ile “helal” kavramı bunlardan biridir. Son yıllarda “helal” kavramı yalnızca gıda da, gıda içinde de Et’te etkin olarak gündem edilmekte, diğer yaşam ve tüketim alanlarında bu kadar etkin bir şekilde gündem ve sorun edilmemektedir. 

Her alandaki alış verişi, ahlakı, bilimsel çalışmalardan hayvan haklarına kadar, çevresel sorunlardan kentleşmeye kadar; yönetimsel unsurlarda, yaşamı geliştirmede, refahı artırmada büyük katkı sağlama konumunda olan, dinamik bir hayat tarzının ana direklerinden olan “helal” kavramı, maalesef son zamanlarda, pratik manada daha çok gıdanın ve alış-verişin bir bölümü ile anılır oldu. Para sektöründe, sağlık sektöründe, eğitim sektöründe, sinema sektöründe, siyaset ve bürokrasi sektöründe, toplumsal ilişkilerde “helal” kavramı ya hiç gündem edilmemekte, ya da karmaşık bir şekilde gündem edilmekte ve çoğu kere pratiğe de yansımayan sözel düzlemde kalmakta “Allah affetsin” serencamıyla geçiştirilmektedir. 

Birçok kavramda olduğu gibi, kimileri, “helal” kavramının anlamını idrakten yoksun bırakılmış bir şekilde ele aldığı için yaşamı kısıtlayacak, hayatın tadını kaçıracak hissine kapılmakta; kimileri belli konularda son derece hassas bir kimliğe bürünerek ele aldığı için kavramın gücünü ve anlamını zayıflatmakta; kimileri de bilinçten çok belli kurallar dâhilinde “helal” kavramını ele aldığı için sanki belli zümrenin tekelindeymiş gibi davranmaktadır. Fıkıh’ta geçen zorunlu şartları ayrı tutarsak, bireysel ve toplumsal ilişkilerde “helal” kavramının gerçek müdavimleri sınırlı sayıda kalmaktadır. Belki yaptırım olmadığı için kavramların gereği gibi yaşanmadığı söylenebilir, ancak kavramlar yaptırımdan çok bilinçle yaşanır. 

Bu, “helal” kavramının yanına, İslam medeniyetinin zenginliğine ve dünyaya yerleşmesine büyük katkıları olan sayısız kavramları da ekleyebiliriz. Helal kavramı örneğinde olduğu gibi haram, âlim, cihad, dava, kulluk, günah, sevap, sabır, liyakat, özgürlük, hayırsever, cömert, yardımlaşma… gibi çoğu kere yerli yerinde kullanılmayan, özüne uygun yaşanmayan, bir yönüyle popülizme ve materyalizme kurban edilen ve bu nedenle de etkisi azalan, gücü zayıflayan kavramlar, yakından uzağa, İslam medeniyetinin toplumsal rayına bir türlü oturamamasına sebep olmaktadır. 

Et ve et ürünleri alırken helalliğine bakarak doğru olanı yapan Müslüman, giyiminde, takısında belli bir hassasiyetle helali ve haramı gözeten, iftar saatinin dakikasının önemine özen gösteren, bireysel ibadetlerinde, ramazan hatimlerinde hassasiyeti elinden bırakmayan, sadakasını diyanetin hesabıyla sınırlandıran ve bununla vazifesini yapmanın memnuniyetini yaşayan Müslüman, bunlarla ilgili mevzuları canhıraş bir şekilde gündem eden ve yine tekrar tekrar gündem ederek huşu duyan Müslüman; tüm bunları yaparken iyi bir Müslüman olurken; bir ürünü satarken iyi tarafını öne çıkarıp, ayıplı tarafını gizlediğinde pazarlamacı, bina veya yol yaparken eksik malzeme kullandığında Müteahhit, para döngüsünde, paranın inişli çıkışlı dolaşım sistemindeki manevralarında iş adamı, yanlış haberi gündem etmede, abartmada ve yaymada muhabir, ahlaki sınırları göz ardı ettiğinde sanatçı, ortamını ve kıvamını bulduğunda liyakatli yetkili olabilmektedir. Bu anlayışla, Müslüman kelimesinin ve içeriğindeki kavramların, özel günlerde ona bitişik, diğer zamanlarda ve işlerde ise onu uzaktan takip eden bir takipçi olması yeterlidir! İnsan eliyle oluşturulan böyle bir hengâmede hangi kavram nasıl ve ne kadar yaşanıyor olabilir? 

Yaşama sınırları daralan veya daraltılan ve hayattaki yüzdesi düşürülerek fukaralaştırılan kavramlarla İslam Medeniyetinin bir parçası olma iddiası ne kadar gerçekleştirilebilir? 

Kavramların kısıtlanma ve hayattan çekilme nedenlerinin başında gelen, gerileme korkusu, kabul görmeme endişesi gibi unsurların yanına, kendi inandığı değerlerinin fikirsel bilinç yetersizliği de eklenince yaşanması gereken kavramlar ihsas seviyesinde kalmakta ve buna da duygusallık kılavuzluk etmektedir. Duygusallık aracılığıyla değerler ve kavramlar dünyasına kendimizi verdiğimiz takdirde yeterli dirliği sağladığımızı düşünürüz. Ve alışırız. Böylece kavramların gerçek niteliklerinin farkında olamayan anonim bireyler olarak yaşamaya devam ederiz. Ancak eksik yaşanan ya da aslına uygun yaşanmayan kavramların götüreceği yer, belirsizlik ve kaotik davranışlardır.  

Zihnimizi ele geçirmek için her zaman pusuda yatan teorik ve lafzi unsurlar kavramların aslını unutturmamalıdır. Biriktirilmiş değerleri yaşamda kullanmaya engel olmamalıdır. Daha fazla kavramsal değer kaybı yaşamadan, düzensiz ve kopuk kategorilerin kullanımıyla gelen hipnozdan kurtulmak, verimden düşmemek ve tükenmemek için kavramlarla buluşma arifelerini iyi değerlendirmeli, kavramların kapsamlı ve özgün saltanatına boyun eğmeli ve tabi olunmalıdır.    

Kavramların bütünlük halinde birbirlerini tamamlayan unsurlar olarak yaşanması, aslına rücu ederek yaşamda tutulması, gerçekten faydalı hale gelmesi için; lafzilikten kurtulmalı, uygulanabilirlik alanı belli konumlarla sınırlandırılmamalı, denetimi; zengin içeriğine ve çeşitliliğine uygun bir şekilde tutarlılık ve hakikatle yüzleşme yöntemlerini içinde barındıran bir organize dâhilinde kurumsallaştırılmalı, dinamikliğine ket vurulmamalı, güncel sentezlerle aslından koparılmamalı ve bilgiye dayalı olarak ele alınmalıdır.

İslam uygarlığının en verimli dönemlerinde, en işlevsel faaliyetlerin gerçekleştiği anlarda içinde barındırdığı kavramların yürürlükteki vasfıyla insanlık zirveye ulaşmış ve medeniyet bu kavramlarla efsaneleşmiştir. 

Helal, haram, âlim, cihad, dava, sabır, sevgi, liyakat, hayırsever, cömert, yardımlaşma, özgürlük gibi sayısız kavramları içeren İslam’ın kavramsal çerçevesinin, kapsamlı ve zengin içeriği gerçek manada kabul gördüğünde ya da en kapsamlı pozisyonda hayata sürüldüğünde azgın dünyevi oluşumlar ve etkileşimler yaşamdaki yerini muayyen bir gerçeğe ve geleceğe bırakacaktır. Fakat bunun için, tarihteki örnekleri gibi, gereken fedakârlık yapılmalıdır. 

Hayatta değişkenlik çok fazladır, her şey değişebilir. Değişim mukadderat gereğidir. Bu değişim keyfiliğe veya kendi halindeliğe bırakılırsa ya da irade kullanılmazsa, sonucunun iyiliğe çıkması beklenmemelidir. Değişimin sonuçta iyiliğe ve doğruya çıkabilmesi için irade kullanılması şarttır. Şimdinin ve geleceğin yönünü tayin eden değişim ancak mündemiç kavramların ışığında doğru dönüşümü gerçekleştirir ve medeniyetin yeşermesine ve yaşamasına zemin hazırlar.

İslam Medeniyetinin havzasında yer alan kavram rezervleri, keyfilikten uzak bir iradi güçle, özüne uygun bir şekilde, sapmadan ve bencilliğe kaçmadan hayata sürüldüğünde; düşüncede, fikirde, ilimde, ahlakta, ibadette, ticarette, toplumsal ilişkilere yönelik ölçüler ve kabullerde, bilinçli bir şekilde toplumun zihninde ve davranışlarında dolaşmaya başlayacaktır. Kavramlar sadece terazinin darasıyla gündem olmayacak tamamıyla bir hayat tarzı olarak vuku bulacaktır.

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir