Muhittin Bağcı Yazdı: Pazarlanan Hayırseverlik

04.05.2021

“Hayatı değerlendirmenin en iyi yolu, hayatı, hayatın kendisinden daha uzun süren bir şey için harcamaktır” W. James

Uluslararası ölçekte “Philanthropy” kelimesi ile özdeş olan hayırseverlik; öz olarak bireylerin dini, vicdani, duygusal ve geleneksel güdülerinden hareketle yaptıkları çalışma ve yardım faaliyetlerine karşılık gelmektedir. Bunun yanında, kişi ya da kurum veya kuruluşların, bulundukları toplumlarda refah seviyesini yükseltmek ve toplumun gelişmesine katkı sağlamak amacıyla yaptıkları oluşum, faaliyet ve bağışlar da hayırseverlik olarak tanımlanmaktadır.

“Verme” ya da “infak” ağırlıklı bir davranış olarak bağışları ve yardımları içeren hayırseverlik, sadece parasal değerleri verme değil, insanın ve insanlığın yararına olan iyi, güzel, faydalı ve arzulanır olan her şeyi içermektedir. Yani sadece varlıklıysanız toplumda bir şeyler yapabilirsiniz ya da başarılı bir hayırsever olabilirsiniz gibi bir anlayış, tek başına kaim değildir. Toplumda çok daha kıt imkanlarla çok muteber işler yapanlara rastlamak mümkündür. Çünkü hayırseverlik, varlıklılıktan önce istek, tercih, yöntem ve çeşitlilikle daha çok ilgilidir. Belki varlıklılık, kolay hayırseverliğin bir yoludur, ama sıradan görünen bir davranışın, sade bir sözün veya manevi bir desteğin de hayırseverlik mefhumunda her zaman yeri vardır.

Bulunduğu topluma, ekonomik sisteme, sosyokültürel ve dinsel yapıya göre, niyete ve amaca göre değişiklik gösterebilen hayırseverlik, bağış, destek ve geliştirici faaliyetlerle gerçekleştirilebildiği gibi, etkili ve stratejik hayırseverlik adı altında kuruluşların, şirketlerin hesaplı, kitaplı, popülist organizasyonlarıyla da yaygın bir şekilde gerçekleştirilebilmektedir.

Geçmiş dönemlerde hayırseverlik genellikle stratejik, iş veya etki odaklı olarak düşünülmez, inandığı, değerli gördüğü bir eylem olarak yardım etme, destek olma, bağış yapma odaklı olarak gerçekleşirdi. Bu nedenle de pek afişe edilmez, sağ elin verdiğini sol el bilmezdi.

Genelde bireysel, belli oranda da kurumsal olarak gerçekleşen hayırseverlik örnekleri gittikçe yerini iş, kurum ve kuruluş odaklı; yanına etkin, stratejik, kurumsal ve benzeri sıfatlar eklenerek daha popüler ve sektörel hayırseverliğe bırakmaya başladı. Bu yöntemle, kısmen maddi problemleri çözmenin, belli oranda ihtiyaçları gidermenin etkili ve pratik bir yolu bulunmuş gibi görünse de, hayırseverliğin ruhunun ve tabiatının kaybolması tehlikesini de beraberinde getirdiği söylenebilir. Yaygınlaşan bu popüler hayırseverlik anlayışı, bireysel özendiriciliğin ve sahiplenmenin azalmasına sebep olduğu gibi popülist yaklaşımı daha fazla öne çıkararak asıl amacından saptırabilmektedir. Yaygınlaşan bu yeni tip hayırseverlik anlayışı fakirliği müesseseleştirerek kişinin kendi şahsi gayretini de öldürmektedir.

Yoğun ve spekülatif bir alan olan hayırseverliğin çalışmalarını ve yöntemlerini çoğaltmak ve çeşitlendirmek mümkündür. Bir grup insan, açları ve yoksulları doyurmayla, giydirmeyle, barındırmayla ilgilenirken, başka bir grup insan fikirler, düşünceler ve eğitim üzerinde, başka bir grup bilgi ve kültür üzerinde, yine başka bir grup insanların tutum ve davranışlarını geliştirmeyle ilgilenebilmektedir.

Bu alanda, son dönemlerde en gözde hayırseverlik, iş dünyasının kendi yapısına ve bakış açısına göre tasarladığı organizeler ve fonlar olarak öne çıkmaktadır. Hedefte, dünya çapında yoksulluğu ve yoksunluğu azaltma, toplumları refaha kavuşturma olmasına rağmen ve bunun için milyarlarca para harcanmasına rağmen, özellikle dünyanın bazı kesimleri kronik bir şekilde her geçen gün daha da yoksullaşmakta ve yoksunlaşmakta, toplumsal yetersizlik daha da derinleşmektedir. Bu durum dünya çapındaki büyük hayırseverlik organizelerinin varlığıyla ve onların gerçekleştirdikleri ile tezat teşkil etmektedir. Bu alanda, neden işlerin daha iyiye gitmediği sorusu her zaman cevabını aramaya devam etmektedir.    

İş dünyasının hayırseverliğe stratejik ve etkili yaklaşımı, bu alanda büyük organizelere sahiplik etmeleri, aslında kendi iş ve kar imkanlarını daha da geliştirmek maksatlı yapıldığı izlenimi vermektedir. Bu alandaki çalışmalar ve planlamalarda söylenen; “geleceği tasarlamak, dünyayı değiştirmek, toplumlardaki refah düzeyini yükseltmek, yoksulluğu kader olmaktan çıkarmak, paylaşımı çoğaltmak” gibi zirve söylemler, ortada gerçekleşenlere bakılınca, bol seyircili bir arenada top çevirme gibi algılanmaktadır. Tüm söylem ve kurguların sonunda da; “bu alanda yapılan çalışmaların çok daha uzun vadeli bir iş” olduğunun dile getirilmesi ise bu konudaki asıl maksatları ele vermektedir.

Bu söylem ve yöntemle, iş dünyası, birçok alanda çalışanlarını asgari şartlarda, asgari ücretle çalıştırmaya devam ederken, yer aldığı sosyal platformlarla kendini azami hayırsever olarak gösterebilmektedir. 

Tek bir biçime sığınmayan, hangi yöntemle yardım edilmeli tartışması ile zaman kaybetmeyen, seçimleri ve tercihleri ihtiyaç sahibi veya sahiplerinin durumunun belirlediği organizasyonlar daha net, daha çözüm odaklı ve daha çok kabul gören hayırseverlik uygulamalarıdır. Amacın doyurmak, barındırmak, darda olana yardım etmek, hasta olanı tedaviye ulaştırmak, insanlar için istihdam oluşturmak gibi yönelişlerin oluşturduğu örnekler, her zaman en saf ve en pak hayırseverlik örnekleridir.

Belirli sınırlar koyarak veya yönlendirmeci hesaplar yaparak, indirgemeci yaklaşımlarla pek çok noktayı gözden kaçırarak yapılan yardımlar, destekler ve bağışlar, her ne kadar faydalı olsa da, hayırseverliğin anlamını tam olarak yansıtmamaktadır. Bu tür uygulamalarda, bedenen ve madden yaklaşılan hayırseverliğe ruhen yaklaşılamamaktadır. Dolayısıyla böyle bir durumda fayda, sınırlı ve savruk kalmaktadır. Zira hayırseverlik, sadece maddi olguların planlı bir organizesinden ibaret değildir.

Bütünlük ve tamamlayıcılık yönüyle hayırseverlikte sivil toplum kuruluşlarının rolü büyüktür. Ancak onların da bir standart tutturamama sorunları vardır. Çünkü bu tür kuruluşların, kendileri dışında, sınırlandırılmış ve aşırı kontrolden kısıtlanmış halleri, üretken çalışmalar yapmalarını engellemektedir. Belki olumsuz örnekler bunu zorunlu kılmış olabilir ama yine de meşru zeminlerinde hareket etme özgürlüğüne sahip olmalılardır.  

Sivil toplum kuruluşlarının ve sosyal oluşumların, küresel fakirlikle mücadele, toplumsal adaletin sağlanması, çevreyle ilgili sorunlar, sağlık, beslenme, eğitim ve diğer sosyal sorunlara çözüm üretmelerinin yanı sıra, karar alma mekanizmalarında da sorumluluklarının olduğu muhakkaktır. Ancak birçok karar alma mekanizmaları, meşru sivil toplum kuruluşlarının yardım ve organizelerine müdahale etmekte bir beis görmezken, onların kendi alanları ile ilgili konularda karar verme yetkinliklerini pek hoş karşılamamaktadır. Oysa refah düzeyinin tutturulamaması, fakirliğin ve yoksunluğun artması çoğunlukla iş ve para dünyasının, yerel ve küresel karar alıcıların, kararlarının ve uygulamalarının ürünüdür.   

Dünya ölçeğinde, öz değerlerinden hareketle varlığını sürdürmeye çalışan münferit organizeleri saymazsak, zenginler kulübünün oluşturduğu zengin hayırseverler kulübü gibi oluşumların hızla yaygınlaştığı bir gerçektir. Genelde aile veya şirket vakfı gibi oluşan bu kulüpler, hayırseverliklerini, özellikle muhtaç toplumların yönlendirilmesinde ve yönetilmesinde etkin olarak kullanmaktadırlar. Bu durum, zaman zaman, gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkelerin yönetimlerini de zor durumda bırakabilmektedir. 

Ulusal ve uluslararası alanda faaliyet gösteren birçok şirket, kurum ve kuruluşların, kurumsal hayırseverlik kapsamında eğitime ve kültürel çalışmalara destek, özürlülerin sahiplenilmesi ve bakımı, hastaların iyileştirilmesi, kaynakların paylaşımı, sosyal faaliyetler gibi pek çok alanda bağış, hibeler ve diğer hizmetler olarak, organizeli bir şekilde katkı sağlamaları elbette takdir ve tebriği hak etmektedir. Ancak, bu durumda yapılan faaliyetlerin zaman zaman hayırseverliğin ötesine geçtiği, yaşamsal niteliklerin belirleyicisi olmaya yöneldiği, hatta kimi zaman hayırseverliğin gerçekleşeceği kesimin tercihinde; inanç ve kimliğin ön plana çıkarıldığı da sık rastlanan bir gerçektir. Özellikle batının ve onun hayırseverlik anlayışını ve yöntemini birebir benimseyen kuruluşların uygulamalarında bu durum net olarak görülmektedir. Dünyanın tüm muhtaçları, dezavantajlıları için var olduklarını söyleyen, destek ve yardım uygulamalarında kültürel ve coğrafi sınırlamalarının olmadığını vurgulayan kuruluşlar, dünya coğrafyasının özellikle Asya, Afrika ve İslam ülkelerinin yer aldığı kısmına, hayırseverliğin küsuratı ile bakmakta oldukları da bir gerçektir.

Kültürden, inanç ve gelenekten kaynaklanan farklılıklardan hatta kişisel veya toplumsal tercihlerden kaynaklanan hayırseverlik anlayış ve uygulamalarının çeşitlilik arz edebileceğini kabul etmek mümkündür. Ancak hayırseverliği ticari ve tarafgir bir boyuta sürükleyen, bu sıfatla kazanç, kar ve kendine yabancı değerleri benimsemeye yönelik, yönlendirmeci anlayışın muteberliğini ve samimiliğini kabul etmek ne kadar mümkün olabilir? Günümüzde, ticari manada gelişen bu akım, bırakalım dünyayı, kendi çevremizde, meslek alanlarımızda, meslektaşların dayanışması ve yardımlaşması amacı ile kurulmuş olan birçok kuruluşun hayırsever projelerinde bile öne çıkmakta, yapılan hayrı ve iyiliği nesneleştirmekte ve faydasını sınırlamaktadır.

Hayırseverliğin bu şekilde nesneleştirilmesinde, dünya genelinde yaygın olan sadece kariyer ve parasal değerler üzerine kurulmuş popüler hayırseverlik anlayışının etkisi çok büyüktür. Bu durumun ortaya çıkması, toplumların ve bu amaçla kurulmuş gönüllü kuruluşların, kendi özündeki doğal ve olağan hayırseverlik anlayışını oturtamamanın, olgunlaştıramamanın ve yaygınlaştıramamanın sonuçlarından biridir. Ayrıca bu anlayış, zincirleme olarak insanın, insanlığın karakterine etki ederek, toplumsal barışı, insanlar arası ilişkileri, önyargıları, değerlerin yaşanırlığını ve inanca bakışı etkilemektedir. Öte yandan dünyanın sermayesini elinde bulunduran iş ve ticaret kulüpleri, toplum genelinin dayanışma ve yardımlaşma isteklerini, kültürel ve sosyal faaliyetlerini, parasal gücüyle, büyük oranda kontrol altına alabildiği ve yönlendirebildiği için, böyle bir hayırseverlik anlayışında işin ucu, onların destekledikleri olaylar meşru, desteklemedikleri olaylar gayrimeşru mevzusuna kadar gidebilmektedir. Böyle bir durumda bu gibi geniş çaplı hayırseverlik organizasyonları, adeta güçlü bir onay merkezi haline gelmekte, ülkelerin ve toplumların, kendi içinde gönüllülerden oluşan hayırseverlik platformları farklı gösterilebilmekte ve bazı kısıtlamalarla muhatap edilebilmektedirler.

Hayırseverliğin insanlık gereği zorunlu bir sorumluluk olduğu, yöntemlerin ve uygulamaların çeşitlendirilebileceği; toplumun her kesimden insanların rol alabileceği ve hatta rol alması gerektiği gönüllü bir platform olduğu gerçeğinden yola çıkarak; dini, vicdani, duygusal ve geleneksel güdülerinden hareketle yapılan hayırseverlik sürecinin, herhangi bir gerekçe ile pazarlanamayacağı hakikatini doğru pencereden görmek gerekir.

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir