Murat Fırat: Milliyetçilik ve Kürtler

14.03.2021

Milliyetçilik, sosyal bilimlerde incelenmeye başlandığı tarihten bugüne kadar tanımı ve ne zaman doğduğu üzerine tartışmaların devam ettiği bir kavramdır. Milliyetçiliğin ilk dönemlerden beri varolduğunu savunan görüşlerin yanı sıra, modern dönemlerin ürünü olduğunu savunan görüşler de bulunmaktadır. Milliyetçilik nedir sorusuna cevap aranırken millet, etnik kimlik ve ulus gibi kavramlar ile birlikte kavim, ümmet ve kabile gibi kavramların da incelenmesi gerekir. Bu kavramlar çoğu zaman birbirleri yerine kullanılmakta fakat epistemolojik ve terminolojik olarak birbirlerinden farklı kavramlardır.

Milliyetçiliğin doğuşundan itibaren din ile yoğun bir etkileşimi bulunur. Bazı toplumlarda dinin milliyetçilik üzerine etkisi olumsuz yönde olmuşken, bazı toplumlar da ise din ve milliyetçilik birbirlerini beslemişlerdir. Batı toplumunda 1648 tarihinde imzalanan Westphalia Barış Antlaşmaları ile ulus devletlerin oluşum süreçleri başlamıştır.

Milliyetçilik hem Batı’da (Avrupa’da) hem de İslam’ın egemen olduğu bölgelerde din ile ciddi bir etkileşim içerisine girmiştir. Avrupa’da 1648 yılında Westphalia süreci yaşanmış, bu süreçte Papalık özelinde dini kurumların etkisi azalmış ve Prensler özelinde ise seküler güçler etkinlik kazanmıştır. Ortadoğu toplumlarında ise ‘milliyetçilik’ kavramı ele alındığında birincil etkenin salt bir şekilde ırk ve kavimler olmadığı, din ve özellikle mezhep milliyetçiliğinin çok daha güçlü bir parametre olarak karşımıza çıktığı görülmektedir.

Milliyetçilik uzun bir tarihsel sürecin eseridir. Antik çağlarda yaşayan Mısır ve Mezopotamya toplumlarından beri izlerine rastlanan bir süreçtir. Yine Ortaçağ’da başta İngiltere, Fransa ve İtalya’da birçok millet ve şehir-devlet ortaya çıkmış ve bir milli kimlik bilincinden bahsedildiği görülmektedir. Milliyetçilik Rönesans ve Reform Süreçleri, Westphalia Barışı, Aydınlanma Süreci, Sanayi Devrimi, İngiliz Devrimi, Amerikan Devrimi ve Fransız Devrimi gibi tarihi süreçlerle beslenmiş ve her geçen gün daha da güç kazanmıştır. Ulus-devlet ve sekülerizm ile de toplumda bir din gibi benimsenip değer görmüştür.

Yazının konusu milliyetçiliğin doğuşundan günümüze kadar geldiği süreçte din ile olan etkileşimini Kürtler açısından incelemektir.

Bu incelemeye gelecek olursak Kürt tarihinde yer alan hemen hemen tüm milli kahramanların, şair ve yazarların dini sıfatlar taşıdığı görülmektedir. Örneğin; Şeyh Aliyé Hariri, Mela Ahmedé Cizire, Şeyh Ahmedé Hané, Maleyé Baté, Feqiyé Teyran, Şeyh Ubeydullahé Nehri, Şeyh Said, Seyyid Abdulkadir, Şeyh Mahmudé Berzenci, Şeyh Abdusselam Barzani, Melle Mustafa Barzani, Seyyid Ali, Şeyh Rıza Talabani, Kadı Muhammed, Seyyid Rıza, Şeyh Ahmed Barzani… bunlardan bazılarıdır.

Kürt tarihi, edebiyatı, toplumsal yapısı ve milli bir kimlik bilincinin oluşum sürecinde  başta tarikatlar ve medreseler olmak üzere dini kesimin etkinliğini ve rolünü açıkça görmekteyiz.

Kürt milliyetçiliğinin gelişim sürecine bakılacak olunursa, bu sürecin modernist bir bakış açısıyla değil, etno-sembolcü bir bakış açısıyla değerlendirmenin daha doğru bir yaklaşım olacağı görülebilir. Milliyetçiliğin modern öncesi dönemlerde olmadığı görüşü, Kürtler gibi tarihleri boyunca güçlü bir devlet geleneği (ulus-devlet) olmamış bir halkı göz önünde bulundurursak bugüne kadar tarihleri, kültürleri ve dillerini hala koruyabilmiş oldukları görülmektedir. Burada ise sembollerin, mitlerin, geleneklerin, sosyal ve toplumsal yapıların etkisi yadsınamaz.

Kürtler’in ulusal tarihi ve kültürel faaliyetleri incelendiğinde yine en önemli şahsiyetlerin dini liderler olduğu görülecektir. Kürt milliyetçiliği tarihinin en önemli sembol şahsiyetleri olan Şeyh Ubeydullah Nehri, Şeyh Abdusselam Barzani, Şeyh Mahmud Berzenci, Şeyh Said Palevi, Molla Mustafa Barzani, Kadı Muhammed gibi kişilerin hepsi Nakşibendi ve Kadiri tarikat şeyhleridir. Ayrıca Kürt kültür ve edebiyatındaki Ahmedé Xani, Melayé Ciziri, Faqiyé Teyran ve Said Nursi gibi kişilerin hepsi de yine dini eğitimle yetişmiş mollalar ya da alimlerdir.

Ernest Gellner’in de vurguladığı gibi ulusal kimliğin oluşmasında bazı ülkelerde olumsuz rol oynamasına karşın -örneğin Kürtler’de- İslamiyet genellikle kimlik oluşmasında olumlu bir işlevi yerine getirmiştir. Bu minvalde Prof. William F.Tucker de Robert Olson’un kitabının giriş kısmında şeyhlerin Kürt milliyetçiliği ve özerklik talep eden siyasi ve askeri Kürt hareketlerinde çok mühim bir rol oynadıklarını vurgulamış, Kürtler için milliyetçilik ve dinin başlangıçtan itibaren iç içe olduğunun altını çizmiştir.

İslami ve özelikle de Nakşibendi damarın Kürtlük üzerinde asimile edici rolü olduğunu savunan sol-seküler kesimden söylemlere de rastlanmaktadır. Dini kesimin Kürt milliyetçiliğinde oynadığı başat rol incelendiğinde sol kesimin iddialarının tamamen asılsız ve abartı olduğu görülecektir. Kürt tarihinden medreseleri, tarikatları, şeyhleri, mollaları, fakihleri (feqi),  çıkardığımız vakit ortada sosyolojik, tarihi, edebi ve kültürel anlamda birkaç istisna dışında gözle görülür bir şey kalmayacaktır. Kürt tarihinin ana damarı Nakşibendilik üzerinden hayat bulmaktadır.

Kürt tarihindeki tüm ciddi ayaklanma ve mücadelelerin içerisinde ya Nakşibendi Tarikat şeyhlerinin liderlik yaptığı görülmektedir ya da Kadiri Tarikat şeyhlerinin liderlik yaptıkları.

Kürt tarihi incelemesinde karşımıza çıkan en önemli sonuç tarikat şeyhlerinin milli ve dini hassasiyetleri birarada bulunduran toplumsal liderlikleridir. Bahsedilen bu şeyhler dini önderler olduğu gibi Kürtler için aynı zamanda milli önderlerdir.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir