Murat Sayımlar: Talep Farkındalığı Oluşturmak

12.07.2023

Başlık, ekonomiye dair bir cümle gibi gözükse de, aslında herkesin hayatının tam ortasından bir gerçeği ifade etmektedir.

Talep geliştirmek, hayatın en belirleyici ve etkin sabitelerinden birisidir. Yani insanların sahip oldukları şeyler ya da içerisinde bulundukları haller, talep ettikleridir. Başka bir deyişle şöyle de söyleyebiliriz; insanların mevcut halleri, icabet edilmiş dualarıdır.

“Layık olduğunuz şekilde yönetilirsiniz” biçiminde bir “söz” vardır ya.. buradaki liyakat; dille, fiille, halle, kabulle, ilişkiyle, niyetle talep geliştirilen bir durumu ifade etmektedir. Yani herhangi bir halde ve biçimde yönetilen -ki bu hayatın bütün alan ve ölçeklerinde geçerlidir- insanların maruz kaldıkları yönetim niteliği, onların ön kabul ve -bütün içerikleriyle- taleplerine uygundur.

Buna hemen itiraz gelebilir ve insanlar bu biçimde yönetimleri, ilişkileri istemediklerini söyleyebilirler. Gerçekte öyle değildir. İnsanların talepleri sadece dillendirdikleri ve hatta farkedebildikleri kadar değildir. Talep; niyet, karar ve davranışın asıl öncülü olduğu için, derinlerde, şuuraltında gelişen istekler, farkında olunmasa bile talebi belirlemektedir. Bu nedenle, “halin, talebin neticesinde oluştuğu” sabit gerçeğinin bilincinde olarak hayatı anlamaya ve yaşamaya gayret etmek lazımdır.

Talebin sadece yönetimle ilgili bir mevzu olduğu anlaşılmamıştır, herhalde. İnsanların hayatlarındaki bütün halleri belirleyen, etkileyen, ilzam eden bir olgu olarak ele alınmak zorundadır. Bu hal de, insanların, içerisinde bulundukları durumun niteliği/mahiyeti üzerindeki etki ve sorumluluğunu ortaya koymaktadır.

Yeryüzü sisteminin işleyiş gerçeği dahilinde bilinmesi gereken, bu konunun açılımında iki olgu sözkonusudur. Bunlardan bir tanesi “yaratılış” olgusudur. Herhangi birşey, yokluktan, varlık sahnesine çıkıyorsa, bu halin ismi, yaratılıştır. Bir an önce olmayan bir şey, şu anda varsa, bu şey yaratılmıştır. Yaratılış halinin tek otoritesi Allah’tır. Yani tek yaratan O’dur. Yaratılış olgusunun ne olduğu? Nasıl olduğuna dair düşüncelerin, fikirlerin; insanların geldiği son noktada, sahip kılındıkları bilgi ve imkanlar çerçevesinde geliştirilmek ve insanların bu hususta mutmain oldukları bir keyfiyete erişmek mecburiyeti vardır. Çünkü yaşadıkları hayat sisteminin hakikatlerini, bir bütün olarak bilmedikleri durumda; içerisinde bulundukları halleri ve karşı karşıya oldukları meydan okumaları; arkaik tariflerin yetersizliği ile yönetemeyip, altında kalmaları ve zaafa düşmeleri sözkonusu olmaktadır. Elbette bu yazı, yaratılış olgusunun tartışıldığı bir metin değildir, ancak bu mecburiyete dikkat çekmek mecburiyeti de vardır.

Yeryüzü sisteminde diğer bir olgu da, oluşlarda insanların rolüdür. İşte bu rol çerçevesinde insanlar; çok sofistike bir talep etmek sistemi veya oluşların sebepleri sistemi ya da Allah’ın yaratış sünneti dahilinde; yaratılışın nitelik ve niceliğini talep etmektedirler. Allah’ta, genellikle bu sisteme uygun biçimde yaratmaktadır. Genellikle diyoruz, zira Allah’ın hiçbir biçimde ve durumda, otomatik yaratmak mecburiyeti yoktur. Ancak belirlediği oluş sistemi; “talep ve yaratılış” biçiminde yürümektedir. Tabii ki sisteminin, insanların bilmesi gerektiği unsur ve inceliklerini Kitap’ta bildirmiştir. Ancak aklederek ve aklın önünü açan fiillerle, bunlar anlaşılabilir.

Burada bilinmesi gereken başka bir husus ta, sadece varlıkların yaratılmadığıdır. Bütün olgular, oluşlar, ilişkiler de yaratılır.

Yazının başlığına esas olan, sistemde insanların payına düşen “talep etmenin” keyfiyeti üzerinde bir miktar durarak yazıyı nihayetlendirmek istiyorum.

Yeryüzü hayatının anlamının tahakkukunu mümkün kılacak bir hayat niteliğinin gerçekleşebilmesi için; insanların karar ve davranışlarının mahiyetini belirleyen veri setinin/kök hükümlerin, talebin niteliğini belirlediği gerçeğinden çıkarak; insanların taleplerini belirleyen kök anlamların, ilkelerin, sınırların, değerlerin, ölçülerin, hukukun, sistematiklerin ve diğer kök hükümlerin; mutlaka insanların doğalarına özdeş olmak mecburiyeti vardır. Bunu da, Kitabʼın rehberliğinde oluşturulmuş bir bilgi sistemi çerçevesinde gerçekleştirebilirler.

“Kitap’ta, geçmiş kavimlerin aldanış nedenleri arasında gösterilen, cari talep niteliklerinden emin olup, hakikatin farkındalığı ihtiyacı hissetmeyenler; bunu da, “ateşin kendilerine sayılı birkaç gün değeceği ve cennete gidecekleri eminliği içerisinde bulunarak” ifade etmekteydiler. Bunun, yaşanan hayattaki karşılığı, referans değerler üzerinden, aklederek, yüzleşerek, hakikat üzerinde olmaya çabalamak yerine; tarif edilmiş ve kendilerine inandırılmış inançların ve hallerin üzerinde eminlik durumu, onları asla sorgulamamak ve sorgulatmamak halidir. Günümüzde “Müslümanca yaşadıklarını düşünen” pekçok kişinin de bu halde olabilmek ihtimalini oluşturan bu keyfiyet; talep farkındalığı bilincini ve mücahedesini müthiş derecede önemli kılmaktadır.”
                                 
Sözkonusu bilgi sistemi mutlaka, kök hükümleri, bunların fonksiyonlarını ve bilgi değerlerini -yani hayatta neye yarayıp, hangi sonuçlar oluşturduklarını- ve bu kavramların fıtrat içeriklerini, bugün, yani yaşanılan cari hayattaki anlam ve tekabülleri ile birlikte izah etmek zorundadır. Zira bu hükümleri ifade eden kavramların, sahih içeriklerinin, bugüne tekabül eden karşılıklarını ve fonksiyonlarını bilmeyenlerin geliştirecekleri talepleri de sahih ve bütüncül olmayacaktır.

Bu hususta birkaç örnekle meseleyi daha anlaşılır hale getirecek olursak;

Mesela din kavramının sahih içeriklerini ve fonksiyonlarını anlayamamış kişilerin, din olgusu ile kurduğu ilişki çerçevesinde geliştireceği taleplerin; onların hayatlarının anlamını gerçekleştirebilmesi, ihtiyaçlarını gidermesi, sorunlarını çözmesi, hayatlarını inşa etmesi, meydan okumalara karşı durabilmesini mümkün kılmayacağı/kılmadığı ortadadır.

Bu çerçevede, İslam dininin başlangıç unsuru olan Rab’la ilişkilerin, hamd kıvamında olmasını talep etmeyen bir kişinin, yeryüzünün orijinal varlık ve oluş sistematiğine uygun bir hayat tasavvuruna ve yaşam biçimine sahip olması mümkün olmayacaktır. Bunu talep edebilmesinin lazım şartı da, hamd kavramının fıtrat bütünlüğü dahilinde, anlam ve fonksiyonlarının farkında olmasıdır.

Benzer olarak, aynı sistematik içerisinde; doğru yol üzerinde olmak, hidayet, hak, tevhid, adalet, kök sorumluluk, paylaşmak, iyilik, doğruluk, adamlık, teslimiyet, kulluk, inşirah, itminan, sekine, rahmet, ihsan, hikmet, mücahede, sabır, istikrar, Rabbanilerden olmak, cennet vb. taleplerin olması da; aynı sistematiğin bütüncül işlemesinin mecburiyetlerindendir.

Varlık hakikatlerinin, yeryüzü sistemine uygun bir tasavvur çerçevesinde talep edilebilmesinin öncül koşulları, anahtar kavramları arasında olan bu olgular, hangi durumlarda sahih ve etkin olarak istenebilir?

Eğer bunların konuşulduğu, kültürel olarak öğretildiği bir çevrenin mensubu isek zaten otomatik olarak bu olguları, çoğunlukla lafzen, talep etmek zorundayız. Ancak asıl mesele, işe yarar, fonksiyonel talep niteliğinin ne olduğudur. Sahici talep niteliği, talebe icabet edildiği zaman ortaya çıkacak hallerin, mahiyetlerin ve hayatın; insanların fıtratlarıyla özdeş, onları itminana, rızaya, sadece Allah’a kulluğa ve cennete ulaştıracak kıvamda olmasıdır. Ortaya çıkacak hayatın; varlıkların bütüncül hukukunu, varoluşun anlamını gerçekleştirebilecek kıvamda olmasıdır. Yeryüzünden zulümün silinip, adalet ve merhametin hakim olmasıdır.

Bu talep niteliği ancak, talebi oluşturan kök hükümlerin içeriklerinin, insanların fıtratlarının kök hükümleriyle özdeş olması ve bunun; insanların özleri, onları kuşatan bütün çevre ve ilişkilerde, bugünkü karşılıklarının farkında olunması ile ortaya çıkar. Kavramların, kesitsel ve kültürel içerikleriyle geliştirilen talepler, sahici ve etkin talepler olamayabilir. Zira bunlar muhtemelen dualist tabiatlı taleplerdir. Kesitsel ve kültürel taleplerin karşında; daha derinlerde, güçlü ve samimi, bunlardan farklı taleplerin de bulunması muhtemeldir. Eğer “görünürde ve derinlerde” bulunan taleplerin niteliği tevhid olmamışsa (tek ve bütün hale gelmemişse), derinlerdeki sahici taleplere icabet oranı daha yüksek olacaktır. Bu da dille, hal arasındaki çelişkiyi ortaya çıkartacaktır.

Öncelikle talep fakındalığının oluşması, bu nedenle hayatidir. İster, özde kemalatın ve bütünlüğün oluşması adına; ister, hakikatin tebliği ya da hakkı tavsiye adına…

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.  

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.