Nuri Yılmaz Yazdı: Yeni Bir Anayasaya İhtiyaç Var mı?

30.03.2021

Cumhurbaşkanı’nın gündeme getirmesiyle siyasette ve medyada yeni anayasa tartışmaları başladı. Cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle sonuçlanan bir önceki değişikliğin üzerinden henüz fazla zaman geçmemişken yeni bir tartışma başlamasının anlamı ne olabilir; bu durumu olumlu mu görmek lazım olumsuz mu?

Bu yazımızda, ihtiyaç olup olmadığından başlayarak yeni bir anayasanın nasıl olması gerektiğine dair görüşlerimizi ifade edeceğiz.

Türkiye’nin anayasa sorunu

Anayasa, bir toplum sözleşmesi ve bireyleri toplum yapan uzlaşılmış değerler bütünüdür. Değersel yönü toplumun medeniyet seviyesini, “hususi” olmayan maddeleri ise kuşatıcılığını gösterir. Bu yüzden güçlü anayasa demek, her konuda söz söyleyen metni sağlam anayasa demek değildir; ifade ettiği şey büyükse şayet bazen tek bir cümle bile “güçlü” olması için yeterlidir. 

Medeniyet seviyesi düşük toplumlarda anayasa, bir ideolojinin manifestosuna benzer. Ona koruma alanı oluşturan birçok hususi maddeyle doludur. Çünkü korumaya ihtiyaç duymayan, baskı ve şiddete rağmen insanlık tarafından yaşatılan evrensel değerlerin aksine, ideolojiler; yaşamak için anayasanın oluşturduğu dokunulmazlık zırhına muhtaçtırlar. Aksi halde zaman geçtikçe eskir, mekân değiştikçe gerçeklikle bağlarını kaybederler.

Küresel ölçekteki bir imparatorluğun bakiyesi olan Türkiye Cumhuriyeti, yenilmişliğin yol açtığı gerilimler ve beka endişesi üzerine kurulmuştur. Kendine olan güven sorunundan dolayı, geçmişle arasındaki farkı iyice belirginleştirme ve yeni dönemin değerlerini yüceltme ihtiyacı duymuştur. Anayasasını bu mantıkla düzenlemiş, yeni dönemin ideolojisini anayasanın temeli haline getirmiştir. Zaman ve mekâna temas eden her şey gibi ideoloji de eskiyince değiştirilme teşebbüsleri olmuş ama değiştirilmeye çalışıldığı her seferinde daha da koruma altına alınmıştır. Öyle ki, cunta dönemlerinde yapılan düzenlemelerle ideolojiye temel teşkil eden maddeler, “değiştirilemez; değiştirilmesi teklif bile edilemez” hale dönüştürülmüştür. Toplum bu dar bir gömleğin içinde kalmaya zorlanmış, askeri bürokrasi de ona bekçi yapılmıştır. Devlet ideolojisine uymayan toplum kesimleri sistematik olarak ötekileştirilmiş, itirazlar kontrol edilemez hale geldiğinde ise darbe yoluyla engellenmiştir. Halkına düşman bir siyaset ve halkından kopmuş askeri bürokrasi aracılığıyla toplumun enerjisi sürekli söndürülmüştür. 

2007 ve 2017 yıllarında yapılan anayasa değişiklikleri, o güne kadar yapılan korumacı nitelikteki değişikliklerden farklı bir nitelik arz eder. Bu müdahaleler esnasında anayasa ve yasaların askeri bürokrasiye verdiği “rejimin koruyucusu” rolü son bulmuş ama anayasanın özündeki ideolojik niteliğe dokunulamamıştır. İdeolojik nitelik anayasanın ilk dört maddesinde saklıdır ve bu haliyle anayasa halâ dar bir gömlek olarak durmaktadır. Bölgesel bir güç olma yolunda emin adımlarla ilerleyen ve artık kendi sınırlarına sığmaz olmuş ülkenin üzerinde bir yük ve engel teşkil etmektedir.

Yani değiştirilmesi zorunludur.

Yeni bir anayasaya ihtiyaç var mı?

Son dönemlerde hızla gelişen, güçlenen ve büyüyen Türkiye, büyüyüp güçlendikçe dünya arenasında da ilgi gören bir ülke haline gelmektedir. Değerlere biraz da olsa öncelik verdiği için, pragmatizmin kurallarıyla işleyen uluslararası sahada büyük farklar oluşturmakta, küresel hegemonyadan bunalmış halkların umudu olmaktadır. 

On yıllarca dar ideolojik bir kafayla yönetilmiş ve kendi Kürt’üyle birlikte yaşamayı bile başaramamış bir ülke mazlumlara nasıl umut olacak, beklentiyi nasıl karşılayacaktır. Bu durum, yeni Türkiye’nin gittikçe büyüyen bir çelişkisidir. Kürt’ünün taleplerine bile düşmanca yaklaşan bir zihin, Gürcü, Azeri, Arap, Boşnak, Slav, Ukraynalı ve hatta belki yarın Ermeni taleplerine nasıl cevap verecek, onları hangi zeminde kucaklayarak bir arada yaşatacaktır?

Uluslararası siyasette artan etkinlik, Türkiye’yi ister istemez bir değişime zorlamaktadır. Mevcut çelişkiye bakıp ümitsizliğe kapılmaya gerek yoktur. Çünkü değişim öyle bir dinamizmdir ki, bazen bir fikirle başlar ama bazen de kendi fikrini doğurur; anlaşılan Türkiye gerçekliğinde gelişmelerin fikri doğurduğu süreçler yaşanacaktır. Mevcut anayasanın eski Türkiye’ye bile dar gelen elbisesinin yeni role uyması mümkün değildir. Türkiye’nin yeni vizyonunda artık sadece Türkiye ve Türkler bulunmamaktadır. Öncülük rolüne uygun bir şekilde yeni anayasanın örnek olması gerekmektedir. İlgi alanındaki bütün bölgeleri kucaklayacak ve halklarını birlikte yaşatacak bir niteliğe sahip olması icab etmektedir.

İhtiyaç olan anayasa ve yapılması düşünülen değişiklik

Evet, şartlar Türkiye’ye bir rol ve role uygun bir değişim dayatmaktadır. Ancak yeni anayasa için ortaya konan çerçevenin bu nitelikleri karşıladığı söylenemez.

Yeni anayasa fikrinin gündeme gelmesiyle birlikte hükümet ortakları, ilk 4 maddeyi tartışma konusu yapmayacaklarını ifade ettiler. Son dönemin kutsalı haline gelen “rabia” (Tek millet, tek bayrak, tek vatan, tek devlet) söylemi, aynı kutsiyette sürdürülmek istenmektedir.

İdeolojik anayasanın defalarca kadrine uğramış insanlar, ideolojik kimliğin zaten ilk dört maddede muhafaza edildiğini nasıl görmezler? Ülke tarihindeki bütün darbelerin buradan güç aldığını, düşmanlaştırılan kesimlere yönelik kıyımların, hukuksuz yargılama ve infazların, ticari işletmelere renk verip kendilerinden görmediklerini yok etmeye çalışmanın, birçok hak ihlali, kötü muamele ve kayırmanın hep oradan beslendiğini nasıl unuturlar?

“Tek milletten kasıt tek ümmettir” diyerek rabia’nın anlamı ne kadar zorlansa da, Türkiye’nin bugünkü gerçekliğini onun içine sığdırmak mümkün değildir. Türkiye’ye ümit bağlamış halklar içerisinde sadece Müslüman toplumlar bulunmamaktadır. Kemalist, ateist, anarşist, Marksist gibi modern ideolojiler görmezden gelinse bile, neredeyse üçte biri Hristiyan olan halklardan oluşmaktadır.

İlk dört madde değişmeyecekse, anayasa cephesinde hiçbir şey değişmiyor demektir. Sistemin ihtiyaç duyduğu küçük restorasyonlara büyük isimler takmakla büyük değişimlere ulaşılamaz. 

Doğası gereği değişim kendi teorisini er geç mutlaka üretecektir. Soru şudur: bu iktidar eliyle mi, yoksa sonraki(ler) eliyle mi?

 

Nuri Yılmaz’ın Tüm Yazıları

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

 

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir