Sait Alioğlu Yazdı: Tdk’nın “Kürtçe-Türkçe/Türkçe-Kürtçe Sözlüğü” Açılan Davayı Düşürebilir Mi?(*)

13.01.2022

“Kürtçe; Bir varmış,bir yokmuş!”

2019’da yapılan yerel seçimler sonucu, partisi CHP tarafından, İBB’ye başkan adayı gösterilen ve yapılan ilk seçimi, AK Parti’den rakibi Binali Yıldırım karşısında 10.000(on bin) civarında fazla bir oy oranıyla kazanması sonucu, yapılan seçimde “hile var” düşüncesiyle yapılan seçim, AK Parti’nin YSK’ya başvurması sonucu iptal edildi ve yine belirlenen tarihte yeniden yapıldı. Akabinde yenilenen seçimi, CHP’nin İBB başkan adayı Ekrem İmamoğlu, bu kez yaklaşık 800.000(sekiz yüz bin) gibi büyük bir oy farkıyla tekrardan kazanmış oldu.

İmamoğlu ve ekibinin, daha seçimlerden önce, İstanbul’da yaşayan(yaklaşık 16 milyon kişi)tüm toplumsal kesimlere yönelik birçok vadi ve sözü olmuştu. Bu vadin birde İstanbul’da yaşayan Kürt cephesi vardı. Onlara yönelik olarak, yirmi beş küsur yıllık AK Parti döneminde hiç kimsenin aklına gelmediği için söz konusu edilmeyen “CHP’nin İBB’yi kazanması durumunda, bir belediye kuruluşu olan İSMEK bünyesine Kürtçe kursu açılacağına dair sözler kamuoyunda bir hayli ses getirmiş ve tartışılmıştı.

Bu, uygulanabilir miydi; o zamandan hareketle bir şeyler söylemek elbette mümkün değildi ama Kürtçeye dair bir kurs açmak, hem çeşitli kademede bulunan öğrenciler için ana dilde eğitim konusunda ve hem de büyükler içinde gerekli ve bir o kadar da önemli idi.

Bunu cazip kılan bir de (eski bir yanlışı düzeltme adına) CHP’li bir başkan adayı tarafından dile getirilmesiydi. Bunun önünde, devlet olarak, önceden anayasal bazda bir kaydın bulunmamasıyla birlikte, şimdi daha da zahir olduğu üzere, belediye’nin CHP’li bir başkan ve haliyle kendi ekibi tarafından yönetilmesi eklenince, bu işe kolay kolay izin verilmeyeceğinin de göz önünde bulundurulması gerektiği söz konusu…

Ne var ki ülkemizde birçok konu anayasaya dahil edilmeden, o çerçevede anayasal bir güvenceye kavuşturulamadan yürürlüğe giremiyor, karşılık bulamıyordu.

Böyle bir durumun, mutlaka tüm taraflar açısından bilinmesi gerekir. Bununla birlikte,  her yerel yönetimde olduğu üzere on altı milyon insana hizmet için; eskisini devre dışı bırakıp çağdaş verilere uygunluk içerisinde karşılıklı bir yönetim(yönetişim) anlayışına gerek var kabilinden, seçimi kazanmak isteyen tarafların bu tür sözlerinin toplumsal karşılık bulması için, behemehal yerel yönetim kanununda küllî bir değişikliğin yapılması da gerekiyor.

Buraya kadarki bölümde, dilimiz döndüğünce, hem metropol bir şehrin ve hem de ülke genelinde yerel yönetimlere talip olunuyorsa(parti farkı gözetilmeden) topluma hizmet kalemlerinde, en başta yerel yönetimin önünün açılması gerektiğini söylemeye çalıştık.

Yukarıda belirtmeye çalıştığımız üzere; hizmet bağlamında belediyenin yapması gerekenlerle ilgili verdiği sözlerin tutulup tutulmadığı bir tarafa, tekrarlanarak yapılan seçimler sonucu yerelde çeyrek asırlık iktidarını kaybeden AK Parti’nin –daha doğrusu partinin üst katmanının- böyle bir kaybedişi içerisine sindirilmesi, -kayyum atamaya imkan olmamakla birlikte-  hemen her vesileyle tüm toplumun güvenmesi gereken bir kurum olarak ilgili bakanlığın, işi, gücü bir tarafa bırakıp İBB ile ilgilenmesi, onunla yatıp kalkması, devletin, dolayısıyla kurumlarının güvenirliğini zedeleyebilecek bir noktaya işaret etmektedir.

İşte bundan dolayı, İBB’ye terör örgütü’ne iltisaklı olduğu düşünülen yüzlerce elemanın alınması konusunda; ilgili bakanlığın, kendi çalışmaları sonucu elde ettiği düşünülen bilgilerin iktidara yakın medya organlarında haber olarak yayınlanması sonucu, daha, iddia edilen konu ile ilgili soruşturma tamamlanmadan, büyük bir ihtimalle “iltisaklı olmadığı” varsayılan belediye çalışanlarının töhmet altına alınması da, belki de telafisi mümkün olmayan yaralara, incinmelere yol açacaktır.

Ki, bu kişiler, adı zikredilen terör örgütü ile iltisaklı olup delilleriyle birlikte biliniyorlarsa, bunun aksini söylemeye gerek dahi olmayacaktır. Yine, iltisaklı olmadığı halde, yeni dönemde kadroya alınan elemanlarında; gerek ilgili devlet organları ve gerekse de bu organların medyaya yansıyıp da bir sağlaması yapılmadan şayia şeklinde yayılan söylentiler sonucu itibar kaybı olduğunda, bu konu nasıl halledilecek? Bu da kamuoyu tarafından merak edilmektedir. Salt bir özür yetecek midir? Bu sorular kamuoyu tarafından merakla “uygun bir” cevabı, cevapları beklemektedir.

“PKK İle İltisaklı” Bir Dernekle İlgili Resmi İddia…

Başta Marksist bir hareket olarak ortaya çıkan PKK’nin, daha sonraki zaman diliminde kendine toplumsal kesimde destek bulma ve bu desteklerle yoluna devam etme düşüncesiyle bünyesinde “yasal çerçevesi bulunan” birçok yapılanmaya yer verdiği bilinmektedir. Bunlar kısaca ve kabaca; kadın örgütlenmeleri, gençlik örgütlenmeleri, üniversite örgütlenmeleri gibi örgütlenmelerdi.

Bu yapılar, yasal çerçevede kaldıkları ve yasal bir biçimde çalışmalarına devam ettiği sürece bir kovuşturmaya ve soruşturmaya dahil edilmeyeceklerdi.

Soruşturmaya dahil edilecek yapılar ise, elde güçlü kanıt varsa elbette yapılacaktı. Ki, bu bağımsız her ülkede olağan şeylerdi haddizatında…

Şimdi ise, merkezi İstanbul’da bulunan ve kısa adı DİAYDER olan “Din Âlimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği”  İçişleri Bakanlığı tarafından teftişe tabi tutuldu.

Sonuçta adı geçen dernek yasal olup adresi ve faaliyet alanı biliniyorsa ve hakkında birçok iddia bulunuyorsa, olayın açığa kavuşturulması için teftişe de gerek duyulabilir, soruşturmada açılabilir, ilgili kanunlar gereği mahkeme açılabilir; sonuç iddianın doğruluğu ve yanlışlığı açısından bir karara bağlanırdı.

Medyaya yansıdığı biçimde İçişleri Bakanlığı, belediyeye terör örgütü ile iltisaklı eleman alma ve aynı zamanda PKK ile iltisaklı olduğu söylenen DİAYDER’e yönelik iddialar üzerine İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve başkan Ekrem İmamoğlu hakkında “özel bir teftiş” yürütmektedir. Konu mahkemeye taşındı ve hakkında bir iddia hazırlanıp kabul edildi.

Vahap Coşkun konu ile ilgili olarak şu ifadeleri kullanmış: “Belediyenin, PKK ile iltisaklı olduğu söylenen DİAYDER (Din Âlimleri Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği) adlı dernekle kurduğu ilişki, bu teftişin nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. DİAYDER ile ilgili olarak bu hafta başında bir iddianame hazırlandı ve kabul edildi. Düğüm yargıda çözülecek.”(1)

Mühim Bir Gelişme…

Konu sadece iltisaklı elemanlarla sınırlı kalsaydı; yine iddialar sonucu kovuşturma ve soruşturma açılır, kurum ilgili bakanlık tarafından teftiş edilir ve teftişin sonucuna göre hareket edilirdi. Ki, bu durum, medeni ülkelerde bu şekilde yürümekte, yürütülmektedir. Bizde de başka türlü olamazdı da zaten…

Ama işin, birçok kişi tarafından rutin ve yasal olarak, yukarıda zikrettiğimiz üzere yürümeyeceği, yürütülemeyeceği de söz konusu İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin iktidar kanadı tarafından elden çıkmasına ve aslında bitmiş olan işin” rövanşının alınmasına yönelik “karşı bir hamle”ye dönüşmesi öngörülmektedir.

Bu konuda Vahap Coşkun şu ifadeleri kullanıyor: “Mühim bir gelişme bu ve birçok açıdan da okunmaya müsait. Mesela, hukuki olarak bu dava, yargının siyasi emellere araç kılınmasının yeni bir örneği olarak değerlendirilebilir. Siyasi olarak ise bu dava, iktidarın İstanbul yenilgisini hâlâ kabullenememesinin bir dışa vurumu olarak görülebilir. İmamoğlu’na yönelik bir yaptırımın muhtemel siyasi neticelerine değinebilir. Ya da kişinin başkasını gömmek üzere kazdığı çukura kendisinin düşmesinin tarihi misalleri hatırlatılabilir vs.”(2)

İş bu kadarıyla kalsa, ilgilisi tarafından yanlışı ve doğrusuyla bir mahkeme sürecine atıf yapılır, sonuca bakılırdı. Ama işin bu yönü ön planda olmakla birlikte, ne adına olursa olsun, soruşturma konusu yapılmayacak olan Kürtçenin ne yazık ki soruşturmaya dahil edilmesi.

Bu da oldu yani!

İddianamede, Kürtçe bazı kelimelerin kullanılması bir “suç” kapsamında görülüyor. İnanılır gibi değil, ama besbelli, artık bu türden şeylere de alışacağız!

Daha döne kadar “yok olan; daha açıkçası Kemalist süreçte varlığı kabul edilmeyen Kürtçe, bu talihsizliği aşarak muhafazakar bir iktidar döneminde “bilinmeyen dil” statüsüne kavuşmuş oldu!

Şimdide, konu ile ilgili olarak mahkemenin kaleme aldığı iddia metninde, dernek başkanı Mehmet Emin Aslan’ın verdiği bir hutbe içerisinde ‘ülkemizde kullanılan Kurmançi lehçesinin içinde bulunmayan yöre halkı tarafından kullanılmayan, sonradan PKK/KCK terör örgütü tarafından kullanılıp benimsenen (“öz-Kürtçe”) kelimelere yer verildiği savı öne çıkmakta.

Yani, Kürtçe(Kurmanci lehçesi), önceleri hiçbir zaman olmayan dil, daha sonra ise var, ama “bilinmeyen dil” şimdi de varlığı kabul edilen, ama PKK tarafından uydurulan(!) bazı kelimelerin dernek başkanı tarafından irat edilen hutbe metninde “bölücülük adına” zikredilmesine evrildi ise, bu açıkça dil unsuru üzerinden bir halkın varlık zeminini, yani ontolojisini ortadan kaldırmaya yönelik asimilasyoncu bir gayret anlamına gelmektedir.

İş daha da ileri götürülerek; özgün bir Kürt dilinin olmadığına, yüzlerce yıldır tarih, toprak ve kültür birliğini içerisine alabilecek olan Kürt halkı/milleti yerine Kürtlerden salt “yöre halkı” olarak bahsedilmesi de işin cabası idi…

Yok sayılan, ama yüzlerce yıldır kullanılan kelimelerden bazıları: “Civak (topluluk, cemaat), Bawermend ( İnananlar), Heja (Değerli), Jiyan (Yaşam), Henber (Karşı), Rümet (Onur, Şeref), Parastın (Savunma), Armanç (Amaç), Navent (Orta), Taybet (Özel), Astengi (Sıkıntı), Aşiti (Sulh, Adalet), Ol (Din), Cüda (Ayrı), Davi (Son), Wekhavi ( Benzerlik, Eşitlik) Bersıw (Cevap) ve Rojihilat ( Doğu)”

Bizde, bu kelimelerin günümüzde uydurulmadığı, bilakis öteden beri dilde var olan kelimeler olduğuna ve bu kelimelerle birlikte, yüzlerce, hatta binlerce kelimenin Kürtçede varlığını koruduğuna dair, hem de Türkiye Cumhuriyeti’ne bağlı ve temel ilgi alanı dil ve Türkçe ile ilgili çalışmalar olan; barış sürecinde kardeşliği “en azından devlet adına” pekiştirmeye yönelik TDK, yani Türk Dil Kurumu tarafından basılan “Kürtçe-Türkçe/Türkçe-Kürtçe Sözlükten(Ferheng) hareketle, iddianamede yasaklı kategorisinde gösterilen kelimeleri, adı geçen eserden sayfa numarasın vererek ilgilisine sunmaya çalışacağız…

İşte o tablo…

Civak(s. 59) (topluluk, cemaat;Toplum, Cemiyet), Bawermend(s.27) ( İnananlar; inanan, imanlı, ümin), Heja( s. 158) (Değerli;değerli), Jiyan(s. 153) (Yaşam;hayat, yaşam,ömür), Henber(s. 31) (Karşı;karşı, yamaç,mukabil olarak, karşılık olarak), Rümet(s. 256) (Onur, Şeref;onur, şeref, izzet), Parastın(s. 216) (Savunma;bağışıklık), Armanç(s. 18) (Amaç; amaç, maksat, hedef, gaye), Navent(s. 202) (Orta; Merkez), Taybet(s.286) (Özel;Hususi), Astengi(s. 19) (Sıkıntı;Mani, engel), Aşiti(s. 19) (Sulh, Adalet;Barış), Ol(s. 213) (Din;Din, Diyanet), Cüda(s. 61) (Ayrı;farklı), Dawi(s. 77) (Son;Uç, Sınır), Wekhavi; Wwkhevî)(s. 309) ( Benzerlik, Eşitlik;Özdeşlik) Bersıw(s. 34) (Cevap) Rojihilat(s. 255) ( Doğu; Şark)

Not: Yukarıda sıralanan ve karşılığında Türkçe kelimelerin bulunduğu Kürtçe kelimeler, bir Türkiye Cumhuriyeti resmi kurumu olan Türk Dil Kurumu(TDK) tarafından yayınlanan “Kürtçe-Türkçe*Türkçe-Kürtçe Sözlük” adlı Kürtçe karşılığı ‘Ferheng’adındaki kitaptan alınmıştır.(3)

Yok sayılan ve aynı zamanda yasaklı olarak düşünülen bu kelimelerin varlığının birinci dereceden “maddi” tanığı yukarına adını verdiğimiz TDK imzalı sözlüktür.

İlgililerin dikkatine…

Dipnotlar:

(*)https://emagaza-tdk.ayk.gov.tr/detay/1100/kurtce-turkce-turkce-kurtce-sozluk-kurdi-tirki-tirki-kurdi-ferheng-2014

1)https://www.perspektif.online/sanik-sandalyesindeki-kelimeler/

2)https://www.perspektif.online/sanik-sandalyesindeki-kelimeler/

3) http://katalog.tdk.gov.tr/details?id=68317&materialType=BK&query=K%C3%BCrt%C3%A7e-T%C3%BCrk%C3%A7e+T%C3%BCrk%C3%A7e-K%C3%BCrt%C3%A7e+s%C3%B6zl%C3%BCk+%3D+Kurd%C3%AE-Tirk%C3%AE+Tirk%C3%AE-Kurd%C3%AE+ferheng

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Sait Alioğlu’nun Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.