Şakir Diclehan Yazdı: Bilen ve Bilmeyenlerin Konuştuğu Gazze

22.11.2023

Batı dünyası, yüz yıl sonraki haritanın hesap ve güç dengelerinin azabını şimdiden yaşamakta olduğu görülüyor. Bizse, yani Ortadoğulularsa, daha yüz yıl önceki kan kıyametin muhasebesini dahi yapmamışız ya da yapamıyoruz. Ne Asya’daki, ne Afrika’daki, hatta ne Avrupa’daki gelişmelerden de haberdar değiliz.

Görmek gerekir ki, İsrail, Ortadoğu’da bir bakıma küçük bir Avrupa’dır. İsrail Devleti, Avrupalı, Amerikalı, Asyalı ve Afrikalı insanlardan bir araya gelip kurdukları yeni bir devlettir. Fransa’da, İngiltere’de Almanya’da, Güney Afrika’da ve İstanbul’da doğmuş, oraların ekonomik, kültürel, hatta politik hayatına karışmış bir takım kimseler, ırk değişikliği ve iki bin yıl önceki yurt hayali iddiasıyla Filistin’e gidip orada bir devlet oluşturmuşlardır.

Aslında bu devleti, bir topluluğun, bir kitlenin, doğal gelişmesini tamamlaya tamamlaya vardığı normal ve doğal bir sonuç kabul etmeye imkân yoktur.

İsrail devletinin görünüş ve iddiaları ne olursa olsun, aslında Avrupalıların Ortadoğu’yu istila edebilmek ve elde tutabilmek için, içinden gönderdiği bir takım kişilere askeri ve siyasi bir karargâh kurdurduğu kuşkusuzdur.

Avrupa, böylece bir taşla iki kuş birden vurmuştur. Hem, içinden, ekonomik bakımdan memleketi sömürebilecek Bir ırkı yavaş yavaş çıkarmış olmakta, hem de tutunamayıp kovduğu Ortadoğu’ya, İsrail paravanası arkasında tekrar sokulmuştur. Onun için bütün gücüyle gizli veya açık İsrail’i desteklemektedir. Aslına bakılırsa, İsrail küçük bir Amerika’dır.

Bugün Gazze’de cereyan eden savaşın temelini, 1979 yılında Amerika Birleşik Devletleri tarafından işgal edilen Afganistan’a kadar götürmek mümkündür.

İngiltere’nin de desteğini alarak işgal ettiği Afganistan’ı bir basamak olarak kullanacağı belliydi Amerika Birleşik Devletlerinin… O dönemlerde büyük bir öngörü ile durumu sezen ve fark eden Sezai Karakoç duygu ve düşüncelerini şiir kalıplarına dökerek şöyle dile getiriyordu: ““Bırak ben ağlayayım/Eski pazarında satılan Afganistan’a/Açlıktan milyonları kırılan Afrika’ya/Filipinler’e/Habeşistan’a Eritre’ye Filistin’e/Esaret prangasıyla kıvranan/Kafkaslar, Azerbaycan, Türkistan’a/Bütün milletlere, ülkelere/Irmaklar gibi ben ağlayayım.”

Son yirmi yıldır açık bir cezaevine dönüştürülmüş bir şehirde köşeye sıkıştırılmış Filistin halkı, savaş bahanesiyle sistematik bir şekilde katlediliyor. Fakat bu fitnenin ateşini tutuşturan devlet ya da devletlerin kim olduğu üzerinde derin derin düşünen pek yok…

Bugün İsrail’de Siyonistlerin Filistinlilere karşı uyguladığı katliamlar ve soykırım karşısında Batılı devletlerin takındıkları tavır, şimdiye kadar gür bir sesle dillendirdikleri insan hakları söylemlerinin ne denli ikiyüzlü bir söylem olduğunu ortaya koymaktadır. Katledilen binlerce masum Filistinli karşısında sessiz kalan Batının değerler sisteminin içinin ne denli boş olduğu, ayrıca ahlaki bir çürümenin bu sisteminin köklerinden geldiği çok açık bir şekilde anlaşılmaktadır.

Tüm bu olup bitenler karşısında, 1979 yılında komşu bir ülke olan Afganistan’ın işgali karşısında sessiz kalan İran’ın o günlerine ayna tutan şair, bu durumu şöyle ifade etmekteydi: “Dünyayı bir kefeye/Kendini kefeye/Koyan/İran/-Yalnız kendine açık/Kendi sorunu dışında sorun tanımayan-/Umursamadı yanı başında/Gözleri önünde/Çiğnenmesini bir kardeş ülkenin/

Gazze’de uyumakta olan fitne ateşinin fitilini tutuşturan bu ülkenin,  Var olma hevesinin hesabını kendisinden sorulacağını pek de hesaba katmamış gibi görünüyor.  Kan ve ateşin beraberce yürüyeceğini düşünemedi herhalde.

Kışkırtıcılık, bir iş ve eser veremeyenlerin mesleğidir. . Dünya siyasetinde yeni bir tez ortaya koyamamış, ama içinin cadı kazanı gibi kaynayan ihtiras ateşini de söndürememiş bu ülke, çilesini çekmediği ve tam anlamına bile eremediği bir takım sloganlarla ortalığı gürültüye boğmanın birinci sınıf ustası kesilmiştir adeta…  Bunun en büyük acısını kendisi değil şu anda Gazze’de yerle bir edilen bir bölge halkıdır.

İsrail Devleti,  gelecekte Ortadoğu’da bir imparatorluk halini alırsa, bu emperyalizmin yemişlerinden yalnız İsrailliler değil, Batılılar da faydalanacaklardır.  Görünen odur ki Batı, Ortadoğu yepyeni bir metotla el altında tutma denemesine girişmiştir. Müslümanlar, aralarındaki basit ve köksüz ayrılıkları ortadan kaldırıp bir tek vücut gibi düşünmeye başladıklarında, artık korkulacak bir durum kalmayacaktır. Savaşlar, kavgalar, acı tecrübe ve deneyler, ister istemez Müslümanları bu kopmaz birlik çizgisinde toplayacaktır.

Bundan kırk yıl önce ayrılığın, İslam ülkelerinin tek başına buyruk olmanın ve itilaflarla bin bir parçaya bölünmenin acısını ruhunun derinliklerinde duyan şair bu durumdan acı acı dert yanmaktaydı: “Ey İslam ülkeleri/Birlik sizin ana ilkenizken/Paramparça oldunuz/Niçin ve neden/Her gün biriniz bir ziyafet konusu/Kurda kuşa/Kalanlarınız da giriyor sıraya”

Aslında Müslümanlar, her zaman Yahudiler için en müsamaha gösteren ve hoşgörülü olan insanlar olmuşlardır. Rusya’da, İspanya’da, Almanya’da ve çeşitli ülkelerde Yahudi katliamları olunca kaçanların sığındığı bir tek ülke, yine Müslümanların yurdu olmuştu.

Müslümanların içinde çağlar boyunca barış, refah ve güven içinde yaşamışlar, zengin olmuşlar, adeta bu memleketlerin ekonomisini ele geçirmişlerdir. Müslüman ülkelerde öbür ülkelerdeki gibi hiçbir zaman bir Yahudi katliamı, bir Yahudi soykırımı görülmemiştir. Yahudiler, Eğer bir intikam almak ihtiyacını da iseler, herhalde en son öç alacakları insanlar Müslümanlar olurdu. Bu kutsal topraklar, artık peygamberlerin boy gösterdiği topraklar olmaktan çıkmış, bakır yaprakların, çelik gövdelerin, acımasız yüreklerin, demir köklerin, tunçtan ve uranyumdan dalların ve kurşundan çiçeklerin toprakları… Ana rahmi gülle kusuyor, bomba parçalıyor beynini bebeğin, tanklar saldırıyor evlere, bir anda ev yok, tank var, uçak var, gök yok, utanç var. Ve kime karşı bütün bunlar, masum Müslümanlara karşı. Binlerce yıl oturdukları yurtta kalmak isteyenlere karşı.

Ve kim tarafından bütün bunlar… Roma’nın, Babil’in, Asur’un ve Firavunların ve nice milletlerin zulmünü görenler tarafından… Zalime olan öcünü mazlumdan almak, zalim olmak ve en zalim olmak…

Yahudilerin şimdi yalnız hınç konuları Müslümanlardır. Tüm hınçlarını Müslümanlardan çıkarmak istiyorlar. Bu, eski Yahudi gururundan doğuyor. Bu gururun cezasını kuşkusuz bir gün çekeceklerdir.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Şakir Diclehan’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.