Şakir Diclehan Yazdı: Bir Sahte Dervişin Orta Asya Gezisi -III-

23.09.2022

İki yazı serisi halinde yazdığım ve paylaştığım “Bir sahte Dervişin Orta Asya Gezisi”nin bu bölümünde, onu tanıtmaya ve yaptığı işleri yazmaya devam edeceğiz. 19.yüz yılın ikinci yarısına gelindiğinde, Orta Asya hala bilinmezliğini koruyordu. Bilinmezliğin karanlığa gömülü bu gizemli ve korkulu ülkeyi keşfetme girişimleri, tam bir başarısızlıkla sonuçlanmıştı. Bu gizi çözmeye çalışan Batılı gezginler, ya öldürülmüş ya da köle olarak satılmıştı. Kendi halkından birisinin bile tek başına uzun bir yolculuğa çıkamadığı bu ülkeyi bir yabancının, hele bir Batılının gezip dolaşması imkânsızdı.

Vambéry bu imkânsızı başarmak için derviş kimliğine bürünmüş ve elinde bir Osmanlı pasaportu taşıyarak gezisine başlamıştı. Bu pasaport, birçok problemi ve sıkıntıyı çözse de aslında onun başarısı, detaylı ve geniş ön araştırmalardan, zekâsından, bilgi ve becerisi ile Yahudi kurnazlığından kaynaklanıyordu. Çünkü bölgede tüm Müslümanların halifesi olarak kabul edilen Osmanlı Sultanının kendi istekleri üzerine gönderdiği askeri öğretmenler bile güvenlik içinde olamamışlar, içlerinden yalnız birisi kaçmayı başararak hayatını kurtarabilmişti.

Vambéry, gezisine uzun bir hazırlıktan sonra Tahran’dan başlar. 28 Mart 1863 tarihinde çıktığı yolculuğu tam bir yılda tamamlanır. Gezisi sırasında o dönemlerde geçerli olan ve bölgesel idarelerden oluşan Hanlık merkezleri Hiyve, Buhara ve Semarkant’a uğrar. Semerkant’tan sonra Herat’a ve oradan da Tahran’a dönerek yolculuğunu tamamlar. Bu uzun ve oldukça tehlikeli gezisi boyunca birçok yerleşim alanını görmek, incelemek ve hala göçebe halinde yaşayanları görme ve tanıma imkânı bulur.

Vambéry, gezisi sırasında gördüğü yerler ve tanıdığı topluluklar hakkında, tüm kasaba ve kentlerin fiziki, askeri ve etnik yapılarından halklarının ekonomik ve kültürel özelliklerine, gelenek ve göreneklerine, sayılarına ve birbirleriyle ilişkilerine varıncaya kadar son derece geniş ve kapsamlı bilgiler toplamaktan geri kalmaz. Ülkesine dönünce, zaman zaman Macarca olarak, fakat daha çok Arap alfabesiyle tuttuğu notları, sahip olduğu güçlü belleğindeki bilgilerle bütünleştirerek “Bir Dervişin Orta Aya Gezisi”ni oluşturur.

Vambéry’nin gezip topladığı bu bilgiler, Batılı ülkeler, özellikle de Ruslar ve İngilizler için büyük önem taşıyordu. Ruslar, bu bölgeyi istila planları içindeydi. Hindistan’a yerleşen İngilizler ise, burayı da nüfuz alanları içine almak istiyorlardı. Hatta gezisini tamamlayıp Tahran’a dönünce Rus büyükelçisi Von Giers, “Rusya’da parlak bir gelecek” karşılığında bu bilgileri sahte dervişten almak ister. Ama bu fanatik Yahudi, Ruslara duyduğu düşmanlık nedeniyle bu teklifi geri çevirip kabul etmez.

İngiltere’ye giderek tüm notlarını İngiliz Coğrafya Kurumu’na teslim eder ve burada kitap halinde basılır. Daha sonra Fransa, Almanya ve nihayet 1878’de İstanbul’da da basılır.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra Orta Asya Bölgesi, Sahte Derviş’in gezip dolaştığı zamankine benzer bir duruma gelir. Vambéry, bölgenin önemini, Rusya ile bağlantılı olarak şöyle açıklamış ve dile getirmişti: “ Ruslar, yarınki güçlerini Orta Asya’dan alacaklardır. Çünkü Avrupa kıtasından büyük ve on bir milyon kilometrekare olan bu tarihi diyarda doğa, cömert ve sonsuz derecede zengindir. Her türlü maden vardır. Yer altı su kaynakları, bugün stepleşmiş gözüken geniş sahaları en verimli topraklar haline sokabilir. İpek yolu, şeklen kapanmış olsa da, Dünyaya egemen olmak isteyen bir devlet, insanlığın üzerinden akıp gittiği temel yollardan müstağni kalamaz.

Ruslar, rejimleri ne olursa olsun Orta Asya’yı elden kaçırmamak için gereğinde akla gelebilecek bütün entrikalara başvuracaklar, görünürde barışsever olacaklar, gerektiği zaman ırklarının ve idare tarzlarının kendilerine en uygun şekli olan zulmü ve istibdadı bütün dehşetiyle uygulayacaklardır ve bu geniş kıtayı sömürmeye devam edeceklerdir. Bundan kuşkunuz olmasın ki, başarılı da olacaklardır. Zamanın tekniğini Avrupa karasındaki topraklarından daha büyük dikkatle buraya sokacaklardır. Bu yol ve tarz, onların cihan devleti için tercih etmeye mecbur oldukları yoldur. Dünyaya egemen olmak iddialarını ve ihtiraslarını başka türlü devam ettiremezler. (SÜRECEK)

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Şakir Diclehan’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.