Şakir Diclehan Yazdı: Çürümüşlüğün Dibe Vurması

01.06.2023

Toplum ahlakının aydınlık bir yüzü olan adaletin yokluğu, birbirine kaynaşarak toplum ahlakını meydana getiren fert ahlakını birbirinden koparır, onu yavaş yavaş küçültür ve sönmeye terk eder.

Ekonomik alanda yağma, soygun ve gasptan, siyasi alanda zorbalık ve baskıdan, din ve düşünce alanında inançları ve hakikat arayıcılığını öldüren, peşin empoze edişlerden koruyan ve kurtaran adalet duygusudur. O da yok oldu mu her alandaki anarşinin doğması an meselesidir.

İslam dünyası, adalet açısından adeta ölüm sularında yüzüyor. Yeni bir atılım gerekli, ama nasıl? Bu da ancak ruhun dirilişiyle ve gerçek anlamda manevi değerlerin uygulanmasıyla mümkün olabilecektir. Yeni bir insan ve topluma muhtacız.

İslam ülkelerinde ve özellikle ülkemizde, Müslüman bir anadan ve Müslüman bir babadan doğan, Dünya kütüklerine Müslüman diye kayıtlı, birbirini Müslüman adıyla çağıran, ama İslam hariç, kaç tarz ve yol varsa o yöne doğrulan ve o yöne dalan, kurt görmüş koyun sürüsü gibi bir bu yana bir o yana koşuşan Müslümanı, içinde bulunduğu manevi buhrandan, yeni bir anlayış ve düşünce ancak kurtaracaktır.

Ülke, gerek ekonomik ve gerek manevi bakımdan az çok gelişme gösterip de biraz enerji biriktirdi mi, bu enerjiyi yavaş yavaş gelişme yönüne aktaracak bir bilinç düzeni olmadığından ve 100 yıldır idarede kılcal damarlara kadar girmiş ve yayılmış olan İttihatçılık, idarecileri istediği yöne çevirebiliyor ve onları kullanma becerisini gösterebiliyor.

Ortadoğu dünyası, öyle karanlık bir geceye girmiştir ki,  ülke halkları kimi zaman görülen ışıltıların anlamını bile kavramakta güçlük çekiyorlar. Adeta ışığın ne demek olduğunu unutmuş, gecede yanan bazı ışıkları, sabahın gelişi gibi kabul etme yanılgısından kurtulamıyorlar.

Ülkemizdeki en büyük handikaplardan biri ve belki de en önemlisi, insanların  politika uğruna içi boşaltılmış  kavramları, dini değerlermiş gibi merkeze yerleştirip onunla belli maddi çıkarları sağlama tutkusu peşinde olmalarıdır.

Bundan 100 yıl kadar önce Azerbaycan’da ortaya çıkıp kendi düşünce ve duygularını kelime kalıplarına döken Mirza Elekber Sabir, o günlerin Müslüman’ını şöyle tasvir ediyordu:

Cin görirem, can görirem korkmirem.

Bu küre-i arzda ben muhtasar,

Muhtelif elvan görirem korkmirem.

Yurt dışında da hatta gezip

Çok tuhaf insan görirem korkmirem.

Fakat bu korkmazlıkla doğrusu

Ay adaş vallahi, billahi, tallahi,

Harda bir Müselman görirem korkirem

 Meşhur olan, ya da meşhur edilen yalanların, yanlışların, unutulan veya unutturulan doğruların önüne geçtiğine tanık oluyoruz ne yazık ki… Toplumun bazı kesimlerinde görülen yanlış din anlayışına ve yaşayışına vurgu yapan Mehmet Akif:

“Kitabı sünneti icma’ı kaldırıp attık

Havassı maskara yaptık âvamı aldattık”

Demişti. Dönemin şairlerinden Süleyman Nazif ise, “Akif Beni Müslüman etti, bunlar yeniden gavûr edecekler” diyerek dini yanlış tebliğ ve temsil edenlerin verdikleri zarara ve ziyana dikkat çeker. Fakat bu yanlış uygulama, artık belli kesim tarafından değil, devlet erki kanalıyla toplumun tümüne etki edecek tarzda yaygınlaştırılıyor.

Peki ne yapmalı? Politik çıkar ve duygularımızdan sıyırılarak, ayrıca çağın bütün vasıta ve imkânlarından faydalanarak dünya durdukça değerinden bir şey kaybetmeyecek görüş ve düşünceleri, mutluluk veren hayat tarzını, bütün sıcaklığıyla su yüzüne çıkarmaya çalışmak zorundayız. Ne de olsa, o okyanusta batmış bir gemi gibi değil, suyun yüzüne çok yakın seyreden bir denizaltı gibi bir öz taşımaktadır.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Şakir Diclehan’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.