Şakir Diclehan Yazdı: Her Devrin Adamı Olan Gazeteciler

11.05.2022

 

Ülkemizde gazetecilik alanında faaliyet gösteren gerçek kalem sahipleri, hiçbir zaman ve hiçbir dönemde gelmedi ne yazık ki…  Ya şizofrenik bir mırıldanma halinde Kemalizmi sayıklayan kalemler oldular, ya da Batı terliksi hayvanının bir çıkıp kaybolan Batıcı kalemleri oldular.

          Ülkemizde gazeteci geçinenler, Tanzimat’tan günümüze dek hiçbir sanat ve düşünce yeniliğinin çilesini çekmemiş, sadece gelen ve gidenin övgüsü ve yergisini bir şöhret ve ünlenme besini gibi sömüren devlet keneleri gibi faaliyet göstermişlerdir.

          Dünyada 15. yüzyılda matbaanın icadı, gazete ve dergilerin hızla gelişmesinin önünü açmış, 16. yüzyılda Avrupa’da savaşlara tanıklık etmiş kimselerin birinci elden aktardıkları bilgilere yer veren birkaç sayfalık gazeteler yayımlandıktan sonra periyodik süreli ilk gazeteler 17. yüzyılın başlarında Almanya’nın bazı kentlerinde ve Belçika’nın Anvers kentinde basılmıştır.

          Osmanlılarda gazeteler, Tanzimat hareketiyle başlar. İlk Türkçe gazete 1828’de Kahire’de Mısır Valisi Kavalalı Mehmet Ali Paşa‘nın emriyle yayımlanmaya başlanan “Vakayi’-i Mısriye”dir.

          Gazetelerdeki fıkra yazarlığı, Tanzimat’tan günümüze kadar sürse de,  hiçbir zaman ülkenin gerçek sesi olmamış, olmak için de bir çabaları olmamıştır.

Bugünkü Türkiye sınırları içinde Türkçe yayımlanan ilk gazete ise “Takvim-i Vakayi”dir. 1831’de haftalık bir gazete olarak yayımlanmaya başlanan “Takvim-i Vakayi”nin, kısa bir süre sonra Arapça, Ermenice, Farsça, Fransızca, Rumca baskıları da çıkmaya başlamıştır. Takvim-i Vakayi, devlet tarafından çıkarılan, dolayısıyla da devletin sözcülüğünü üstlenen, resmî bir gazetedir.

          Dünyanın her yerinde ilk gazeteler, tümüyle devlet denetiminde çıkmaya başlamıştır. Bunda, kuşkusuz ekonomik etkenler kadar siyasi ve sosyal etkenler de önemli rol oynamıştır. Çünkü gazete, gerek haber yazıları, gerekse köşe yazılarıyla toplumun bilinçlenerek siyasi iradeye karşı hak ve özgürlük mücadelesine girişmesine, bu da mevcut siyasi dengelerin değişmesine neden olmuştur.

Bunun farkında olan yöneticiler, gazeteleri uzun süre ya kendileri çıkarmış ya da kendi denetimlerindeki kişilere çıkartmışlardır. Özel gazetelerin yayımlanmaya başlanmasıyla birlikte haberleşmede ilk zamanlara göre daha özgür bir ortam oluşmuştur. Gerçi bu gazetelere de zaman zaman müdahalelerde bulunulmuş, bu gazetelerdeki kimi haber ve yazılar sansürlenmiş, bu gazetelerin sahip, yönetici ve yazarları cezalandırılmış, kimi zaman da bu gazeteler kapatılmıştır. Sansürün kaldırılmasıyla birlikte gazetecilikte yeni bir dönem başlamış, düşünce ve haberleşme özgürlüğü, zaman içinde modern toplumun ve demokratik devletin en belirleyici niteliği hâline gelmiştir.

Ceride-i Havadis, Osmanlılarda Türkçe yayımlanan ilk yarı resmî gazetedir. 1840’ta yayımlanmaya başlanan Ceride-i Havadisin yarı resmî bir gazete olarak değerlendirilmesinin nedeni, bu gazeteyi çıkaran kişinin (William Churchill’in) devletten bir miktar ekonomik yardım almasıdır.

 Osmanlı ve Batı dünyasından haberler veren, Batı dillerinden tercüme edilen makale ve şiirlere yer veren, vatandaşlar tarafından verilen ilanları yayımlayan, bünyesinde Batılı gazetelerde olduğu gibi muhabirler çalıştıran, hatta 1854 Kırım Savaşı’na bir savaş muhabiri göndererek cepheden haberler ileten Ceride-i Havadis, 1864’te kapanmıştır.

          1860’ta Şinasi ve Agâh Efendi yönetiminde haftalık bir gazete olarak yayımlanmaya başlanan Tercüman-ı Ahvâl, 25. sayısıyla birlikte haftanın üç günü, daha sonraki zamanlarda ise Ceride-i Havadis gazetesiyle rekabet edebilmek için haftanın beş günü yayımlanır olmuştur.

 Gazetede yazıları yayımlanan Şinasi, Ahmet Vefik Paşa ve Ziya Paşa gibi edebiyat ve düşünce adamları, yazılarında çoğunlukla Osmanlı toplumunun geri kalma nedenleriyle ilgili düşüncelerini dile getirmişlerdir.

Gazete, Ziya Paşa’nın kaleme aldığı sanılan ve eğitim sistemine sert eleştirilerde bulunan bir yazı yüzünden Mayıs 1861’de iki hafta süreyle kapatılmıştır. Bu olay, Osmanlı basın dünyasında yayın durdurma cezasının ilk örneğidir. 792 sayı yayımlanan Tercüman-ı Ahvâl gazetesi, 11 Mart 1866’da kapanmıştır.

1908’de II. Meşrutiyetin ilanıyla birlikte gazetecilik sektöründe büyük bir canlılık yaşanmış; 1908-1909 yıllarında yayımlanan günlük gazetelerin sayısı 200’ü aşmıştır. İttihat ve Terakki Partisi’nin 1913’te yönetime el koymasıyla başlayan süreçte gazetelere uygulanan baskılar artmış, bu da birçok gazetenin kapanmasına neden olmuştur.

Kurtuluş Savaşı öncesi ve savaş döneminde İstanbul’da çıkan gazeteler siyasi tavır bakımından ikiye ayrılmıştır: Peyam-ı Sabah, Alemdar, İstanbul gazeteleri padişahı desteklerken Akşam, Vakit, Yenigün, İleri gazeteleri Ankara hükümetinin yanında yer almıştır. Mustafa Kemal, bu dönemde Sivas’ta İrade-i Milliye gazetesinin çıkarılmasını sağlamıştır. Bu gazete daha sonra Ankara’da Hakimiyet-i Milliye adıyla yayımlanmaya devam etmiştir.

Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte ülkemizde birçok yeni gazete yayımlanmaya başlanmıştır. Bugün Türkiye’de yüzlerce yerel gazete ile birçok ulusal gazete günlük olarak yayınlarını sürdürmektedirler.

  1. yüzyıldaki teknolojik gelişmeler, gazetelerin modern baskı makinelerine ve dağıtım sistemlerine kavuşarak kurumsallaşmalarını sağlamış, bu da tirajlarını hızla artıran gazeteler arasında büyük bir rekabetin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Süreç içinde telgraf, telefon, radyo, film, televizyon, bilgisayar ve internet gibi yeni buluşların da insan hayatına girmesiyle gazetelerin haber toplama ve bu haberleri sunma biçimleri, büyük ölçüde değişmiştir artık.

Cumhuriyetten günümüze dek hemen hemen hiçbir yazar, memleketin kangren olmuş problemlerine parmak basmamış, basamamış ve derdi de pek olmamıştır. Bunu en iyi bilen ve kaleme döken, kendisi de bir köşe yazarı olan Necip Fazıl’dır kuşkusuz… O zamanın gazetelerinin mekânı olan “Babıâli”yi şöyle anlatır: “Bütün yollar Roma’ya çıkar. Cihana hâkim bir imparatorluk nizamının tarihte mihrak (odak) noktasıdır. Çünkü Roma. Bizde de bütün yollar Babıâli’den geçer. Fikir, sanat, ilim, politika, pafta pafta bu memlekette duygu ve düşünce kıvranışı belirten kim varsa çarşısını, Pazar yerini Bâbıâli’de bulur zira… Bu kabil insanlar nerede ve nereyle uğraşmakta olurlarsa olsunlar, Babıâli’den sayılabilirler. Rakısını tavukgöğsü mezesiyle içen bestekâr tanburacı, sanatını ağzından mı, göbeğinin altından mı devşirdiği belirsiz, yırtık ve pişkin kadın şarkıcı, Batı mektep kitaplarından aşırdıklarını öz ismiyle yayınlamak marifetinde, esersiz ve çilesiz profesör, karton adamlar kuklacısı hummasız ve mesleksiz romancı, aynı kaynaktan, aynı şeyi çalmış görünmemek için, meslektaşlarıyla pazarlığa girişen ve kaynakları bölüşen, makas ustası gazeteci, yeni bir ağız getirdiği vehminde hokkabaz şair. “devr-i daim” makinesi kâşifi Con Ahmet Bey serisinden akıl hastası, niyet kuşlarının puslaları vatanın kurtuluş formülünü reçeteleştirici fikir ibişi, daha şu, daha bu, kıymet hükümlerini ve kahramanlık şehadetnâmelerini hep Babıâli’den bekler”.

Necip Fazıl’ın, büyük bir kalem ustalığıyla tasvir ettiği gazeteciler mekânı, günümde değişse de zihniyet ve düşünce dünyaları değişmemiş, kıble olarak seçtikleri maddi çıkar ve şöhret anlayışlarında bir değişiklik olmamıştır.  

Neredeyse bir asır geçmesine rağmen hiş değişmeyen bu meslek erbabı kişiler, zamanımızda kulvar değiştirerek ve iktidardan büyük maddi destek görerek her gün televizyonlarda “entelektüel gevezelik modunda” yeni bir dünya kuruyor, vatanı kurtardıklarını sanıyor ve günlerini gün etmekten başka bir şey de yapmıyorlar. Oysaki 78 yıl önce üstat Necip Fazıl, bu konuya açıklık getirerek son noktayı koymuştu: “Babıâli, eski aşk ve âhengini kaybetmiş düşkün bir cemiyette, türlü tezatların hazin ruh haletini yaşatıcı, doktoru, güllabicisi, ilacı olmayan bir tımarhanedir. Ve işte yarım aşırır (1928 yılındayız) bu halin renk renk ve çizgi çizgi mizaç, meşrep ve seciyelerini panoramalaştırmakta… Bu ıstıraptan habersiz hasta cüceler panayırından kimler geçti, kimler!.. Şinasiler, Namık Kemaller…”

Canlanan toplum dokusuna yeni bir ruh üfleyecek gazeteci tipi dün de yoktu bugün de yok ortada… Varsa yoksa iktidarın mdh ü senası.. Tanzimat gazetecileri, oldukça kültürlü ve insanı derin ufuklarda dolaştırıcı özelliklere sahiptiler fakat günümüz gazetecisi, magazin kültüründen bir adım daha ileriye gidebilecek ne bir bilgi ve ne de bir kültüre sahiptirler…

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Şakir Diclehan’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.