Şakir Diclehan Yazdı: İstiklal Marşı Nasıl Yazıldı?

15.03.2023

12 Mart, hem İstiklal Marşı’nın kabulü, hem Erzurum’un kurtuluş günü ve hem de 1971’de verilen o ünlü(!) muhtıranın yıl dönümü… Bu nedenle İstiklal Marşı’nın kabulü dolaysıyla değerlendirmede bulunmak istedik 12 Mart’ın önemini…

İnsanlar da toplumlar gibi birbirine göre, uzak görüşlü olma bakımından farklıdırlar. Manevi değerlere önem veren ve bu değerlerle yüklü insanlar, daha yüce idealler taşıyor ve tarihi sorumluluğu bu şekilde yüklenip görevlerini yerine getirip dünyalarını değiştiriyorlar. İstiklal Marşı ve Mehmet Akif hakkında, dili olan herkes konuşuyor ve düşünce beyan ediyor ne yazık ki…

Bu yazımızda İstiklal Marşı’nın nasıl yazıldığını- bazı bilinenlerin tekrarı da olsa- o günlere tanıklık eden insanların verdiği bilgileri göz önünde bulundurarak yazmak istiyoruz. O tanıklardan biri ve benim de İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nden (Bugün ismi Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi olarak değiştirilmiş olan fakülte) hocam değerli insan Mahir İz’dir.

İstiklal Savaşı esnasında (1921) yılında vatanın ve milletin ruh halini anlatacak ve halkları ortak bir duygu ve düşünce etrafında birleştirecek, buluşmasına ve güçlenmesine yardımcı olacak milli mücadele için bir marş yazılması arayışları başlar. O günlerde Kurtuluş savaşı, en heyecanlı günlerini yaşamakta, toplumda ülkeye bağlı duygu ve bilinci pekiştirecek, heyecan uyandıracak ve bu duyguları daha da canlı kılacak bir marşa ihtiyaç ve gereksinim duyulmaktadır.

Yeni kurulacak devlet için milli marşın yazılması isteğinin dile getirilmeye başlandığı günlerdir… O zamanın “Maarif Vekâleti” ( Milli Eğitim Bakanlığı), bu istek ve öneri doğrultusunda bir yarışma düzenleme kararı alır.

Bu yarışmanın ilan edildiği günlerde Kurtuluş Savaşı devam etmektedir.  Savaş esnasında manevi duyguları ortaya çıkarabilecek ve bağımsızlığın sembolü olabilecek bir marşın yazılması ve bunun en güzel şekilde kelime kalıplarına dökülmesi nasıl sağlanacaktır? Bunun üzerine bir yarışma düzenlenmesine karar verilir.

Yarışmada, güfteyi (şiir sözünü) yazacak olana 500 T.L. besteyi yazacak olana 1.000 T.L. ödül vereceği duyurulur ve “Milli Marş” yazılması hususunda şairlere Büyük Millet Meclisi altı ay bir müddet verir.

Para ödülünü duyan birçok şair yarışmaya katılma kararı alarak şiirler yazmaya başlar ve bunları ilgili yere ulaştırırlar. 724 şiir ile başvuru yapılan yarışmada hiç bir şiir kabule değer görülmez ve bu şiirlerin hiç biri yarışmayı kazanmaz. Çünkü değerlendirme komisyonu, şiirlerin tamamını inceledikten sonra altı tane şiir, millî marş olmaya aday olarak belirlenir, diğerleri elenir. Ancak yapılan ayrıntılı incelemede seçilen altı şiirin de, millî marş olma özelliği taşımadıklarına karar verilir. Bunlar teker teker basıldıktan sonra Milletvekillerine dağıtılır. Şimdi bunların son kıta veya beytini sayfaya taşıyalım ve değerlendirmeye çalışalım.

1- Bu şiirlerden ilki, “Ankara A.S.” rumuzuyla ve “İstiklal Türküsü” adı altında, sonu şu beyitle biten şiiri:

 “Bize Türkoğlu derler

  Hep bizimdir bu yerler”

2- Hüseyin Suad adıyla yazılan şiirin son beyti:

“ileri arş ileri, arş ileri

 Çiğnenir çünki kalan yolda geri”

3- Merzifon İdadisi (lisesi) Hat Muallimi (yazı öğretmeni) İskender Haki’’ ismiyle yazılıp gönderilen  şiirinin son kıtası:

“Birleşelim özümüzden

 Dönmeyelim sözümüzden

 Hem silelim bu lekeyi,

 Tarihteki yüzümüzden”

4- 23 Kanun-i Sani 1337 tarih ve “M…” rumuzuyla yazılan şiirin son kıtası ise:

“Atıl, ez, vur senindir istiklal

 Ebedi parlasın şu al bayrak

 Ey benim şanlı milletim ileri

 Ele çiğnetme koş bu ülkeleri”

5- Mehmed Muhsin adıyla yazılan şiirin son beyti de:

Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-şitab

Göster cihan-i mağribe bir şanlı inkılab”

Son olarak ve altıncısı ise, “Matbuat Müdiriyet-i Umumiyesi Muharrirlerinden Kemaleddin Kami’ye aittir ki, -daha sonra “Kamu” soyadını alacak -ve “Atam’a Ağıt” şiirinde şunları söyleyecektir:

“Gökle güneş gibi buluştu onda

Sezinin sağlamı duyunun sağı

Yıkarak kökünden Osmanlılığı

O gömdü tarihe bir ortaçağı”

İşte bu anlı şanlı şairin “İstaiklal Marşı” şiirinin son kıtası:

“Yurt yolunda kan olur

 Dünyalara taşarız

Ya şerefle vurulur

Ya efendi yaşarız”

 Mehmet Akif Ersoy o sıralarda para ödülünden rahatsız olduğu için yarışmaya katılmamıştır. Ona göre Milli Marş bu şekilde para ödülüyle yazdırılmamalı idi.

O dönemde Maarif Vekili olan Hamdullah Suphi (Tanrıöver), Mehmet Akif’in Milli Marş için en ideal isim olduğunu düşünür ve Mehmet Akif’e bir mektup yazarak yarışmaya katılmasını ve Şiir yazmasını ister.

O günkü adıyla Maarif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) Hamdullah Suphi Bey (Tanrıöver) yarışmaya “nakdi mükâfat vaat edilmiş olması yüzünden” katılmamış olan Mehmet Akif’e böylece bu önemli isteği iletir kendisine…

Bunun üzerine Mehmet Akif, “Ben mebusum (milletvekiliyim), müsabakaya iştirak etmem, ayrıca yazarım.” Diyerek teklifi kabul edip oturmakta olduğu Taceddin Dergâhı’nda  “Kahraman Ordumuza” ismiyle ithaf ettiği İstiklal Marşı şiirini yazar.

Mehmet Akif Ersoy, gerekli güvenceleri (para ödülünü yardım olarak bağışlama şartı) aldıktan sonra 48 saat gibi kısa bir sürede marşın güftesini yazarak imzasız bir şekilde ilgili mercilere iletir.

İstiklal Marşı, sadece bir şiir değil, ruhları coşturan bir hamaset ve belağat abidesi, benzeri kolay kolay yazılmayacak bir sanat şaheserdir. 

Mecliste Hamdullah Suphi tarafından okunduğu zaman, heyecan ve tezahürat son sınıra ulaşır. Her mısraı, her kıtası, sürekli alkışlarla karşılanır. Sonuçta 12 Mart 1337 (1921) günü mecliste verilen önergeyle oya sunulup “İstiklal marşı” olarak kabul edilir ve daha sonra bütün milletvekilleri ayağa kalkarak Milli Eğitim Bakanı’nın tekrar okuduğu İstiklal Marşı’nı ayakta dinlerler. Şiir okumak da bir yetenektir. Anlaşılan Hamdullah Suphi bu yeteneğe pek sahip biridir.

İstiklal Marşı’ının kabulünden sonra, Meclis Muhasebecisi Necmeddin bey, kanunen yarışmayı kazanana verilecek olan 500 Lira nakdi ödülü ki,- bugünkü paryla iki apartman satın alınacak bir tutardır bu- getirirse de Akif: “Ben müsabakaya girmedim., para bana ait değildir” diye ret eder. Fakat muhasebecinin “Kanun metninde mükâfatın, kazanana verileceği yazılıdır. Sizin marşınız kabul edilmiştir. Bu para sizindir. Meclis kasasında kalamaz, siz usulen tesellüm ediniz (teslim alınız) sonra istediğinizi yaparsınız.” Diye ısrar etmesi üzerine, Hocamız Mahir İz Bey’in ifadesine göre ki,- o zaman Millet Meclisi’nde kâtiplik yapmaktadır- Akif Bey, parayı alıp “Sarıkışla Hastanesi”ndeki yaralı gazilere hibe eder.

Mahir bey, sonraki zamanlarda konuyla ilgili çok ilginç bir anekdot anlatır. İstanbul Saraçhane başındaki evinde kendisini ziyaret ettiğim Akif Bey’in çok samimi ahbabı olan Erzurum Milletvekili Gözübüyükzâde Ziya Bey, bu mesele açıldığı zaman bana şu hatırasını anlattı. Şair Akif Bey’e: “yahu sen bu parayı neden almadın?  Sırtında palton yok. Üstelik bana da iki yüz elli lira borcun var. Alıp da bari borcunu ödeseydin.” Dediğim zaman, merhum sert bir edâ ile “borç başka, bu iş başka” diye bana mukabelede bulundu (karşılık verdi). Halbuki ben, Akif Bey’in karakterini iyi bildiğim halde, sırf bir latife olsun diye böyle söylemiştim, diyor Ziya Bey.

Büyük insanların sınavı, böyle ödüller ve maddi paralarla ortaya çıkar her zaman. Mehmet Akif’in seciyesini ve karakterini ifade etmesi bakımından üzerinde çok düşünülecek ve ders alınacak bir olaydır İstiklal Marşı’nın yazılışı ve ödül hikâyesi…

Mehmet Akif’in 20 Şubat 1921′de yazdığı “Kahraman Ordumuza” ismim taşıyan şiiri, 12 Mart 1921 günü büyük çoğunlukla TBMM’ce İstiklal Marşı kabul edilmesi üzerine, aynı yıl bir de beste yarışması açılır, ama kesin bir sonuç alınamaz. Bunun üzerine Millî Eğitim Bakanlığınca ikinci bir yarışma düzenlenir. Şiirin bestelenmesi için açılan ikinci yarışmaya 24 besteci katılır, 1924 yılında Ankara’da toplanan seçici kurul, Ali Rıfat Çağatay’ın bestesini kabul eder. Bu beste, 1930 yılına kadar çalındıysa da 1930’da değiştirilerek, dönemin Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası Şefi Osman Zeki Üngör’ün 1922’de hazırladığı ve bugün okunmakta olan beste yürürlüğe konmuş olur.

Konuya vakıf insanların ifadesine göre, toplamda dokuz dörtlük ve bir beşlikten oluşan marşın armonilemesini Edgar Manas, bando düzenlemesini de İhsan Servet Künçer yapmıştır. Protokol gereği, sadece ilk iki dörtlük beste eşliğinde İstiklal Marşı olarak söylenebilmektedir.

Dünya bir köpüktür. Ama hakikat, samimiyet, dürüstlük, özveri ve sonsuzluk deryasının üstünde… Onun dalgalarının çocuğu olan bir köpük…

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Şakir Diclehan’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.