Şakir Diclehan Yazdı: Kahraman Bir Kadın Örneği: Leman Beşikçi

20.04.2021

Kürtlerin “Sarı Hoca” dediği Çorum İskilipli sosyolog-yazar İsmail Beşikçi’yi tanımayan Kürt yoktur. Elli yılı aşkın bir zamandır, Türk resmi ideolojisinin Kürtleri inkâr politikasına karşı verdiği mücadeleyi, Kürtlerden başka tüm Türkiye ve dünya bilmektedir. Ancak 13 Nisan 2021 kaybettiği eşi emekli öğretmen Leman Hanım’ı tanıyan çok az kimse vardır.

Doğu dünyasına, erkek egemenliğinin hüküm sürdüğü bir toplum yapısı söz konusudur ne yazık ki… “Her başarılı erkeğin arkasında güçlü bir kadın vardır.” söylemi çok yaygın olduğu kadar bir realite olarak da karşımız çıkmaktadır. Kadın-erkek her eş, birbirlerine destek de olabilir, köstek de Sabah-akşam hayatı paylaşanların başarılarında, ya da başarısızlıklarında, birbirlerinden etkilenmemeleri pek mümkün değildir.

İsmail Beşikçi Kimdir?

İsmail Beşikçi, 7 Ocak 1939’da Çorum’un İskilip ilçesinde doğar, 1958 yılında Ankara Siyasal Bilgiler Fakültesi’ne kaydını yaptırır ve 1962 yılında mezun olur. Mezuniyetinden sonra Kürtleri tanır ve hayatı değişir. 1964 yılı sonlarında Erzurum Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde Sosyoloji Kürsüsünde asistan olarak göreve başlar. 1965’te doktora tezini “Doğuda Değişim ve Yapısal Sorunlar/ Göçebe Alikan Aşireti” üzerine hazırlar, Tez kabul edilerek doktor unvanını alır.

Atatürk Üniversitesi’nde asistanlığı döneminde doktora tezi, alanında Türkiye’de yapılmış önemli sosyolojik bilimsel çalışmalardan biridir. Sonra, kısmen Kürt gerçekliğini kapsayan, “Doğu Anadolu’nun Düzeni” adıyla bir kitap yayımlayınca, başta üniversitedeki çevresi olmak üzere, Kürtlerin yok olduğuna kendilerini inandırmış resmi ideoloji savunucuları, İsmail Beşikçi’ye saldırmaya başlar. “Prof.” ünvanlı hocalar onu şikâyet eder ve üniversiteden uzaklaştırırlar. “Sarı saçlı, mavi gözlü, Çorumlu, İskilipli İsmail Beşikçi, Kürtleri nereden çıkardın?” Gibilerinden

Üniversite, bir torna tezgâhıdır. Aynı tezgâhtan aynı kalıptan insan çıkarmaya bakarlar. Aykırı bir durum olduğunda, torna otomatik olarak dışa fırlatır bunu. Atatürk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi’nde sosyoloji asistanı iken aynı bölümde sosyoloji doçenti olan Orhan Türkdoğan tarafından, Marksist propaganda ve bölgecilik yaptığı gerekçesiyle ihbar edilen Dr. İsmail Beşikçi, 12 Mart 1971 döneminde sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanır ve üniversite ile ilişiği kesilir. 1974 affıyla cezaevinden çıkar, daha sonra Kürt sorununu işleyen düşüncelerinden ötürü yargılanır.

Kürt olmadığı halde Kürt sorunu üzerine haysiyetli bir ilim adamı ve tarafsız bir sosyolog olarak araştırmaları ve yazılarıyla tanınan Beşikçi, sekiz kez cezaevine girip çıkar ve yaşamının 17 yılını cezaevinde geçirir. 12 Eylül 1980 askeri darbesinden önce 1979’da cezaevine girer ve 1987’de serbest bırakılır, ancak davalar bir türlü peşini bırakmaz. Bu davalardan giydiği hükümlerle 1999’a kadar tutuklu kalır. 1999 yılında yapılan sınırlı yasal düzenleme sonucu tahliye olduğunda hakkında toplam 100 yıl hapis ve 10 milyar lira para cezası verilmiştir. İsmail Beşikçi’nin yayımlanan 36 kitabından 32’si Türkiye’de yasaklanır.

İsmail Beşikçi, üniversitede beraber çalıştığı bir arkadaşının kız kardeşi, ilkokul öğretmeni Leman Hanım’la tanışır ve evlenirler. Leman Hanım, İsmail Hoca’dan birkaç yaş büyüktür. Sonra, onurlu fakat çileli yaşamları başlarErzurumlu Leman Hanım, Marifetname yazarı İbrahim Hakkı’nın eşi Firdevs gibi, İsmail Hoca’ya destek olur ve arka çıkar. Firdevs Hanım, eşine mektup yazarken: “İzzetli, faziletli, sıyanetli, mürüvvetkârım (Cömert ve lütufkâr) Efendi-yi zişanım Hazretlerinin huzur-i pür sürurlarına…” şeklinde başlar yazdığı mektubuna.

İsmail Hoca, hep cezaevine girip çıkarken vefalı bir hanım olan Leman Hanım, durumu kabullenir. İsmail Hoca, 1970-2000 yılları arasındaki otuz yılın, on yedi yılını cezaevinde geçirir. İsmail Hoca, sayısız kez, içeri girip çıkarken ve yaklaşık olarak altmış yaşının üçte birini cezaevinde geçirirken Leman Hanım hep onu bekler. Leman Hanım bir taraftan öğretmenlik yaparken diğer taraftan İsmail Hoca’nın peşinden, şehir şehir cezaevlerini dolaşır.

İsmail Hoca bazen evdedir. Ama kapının önünde, havlu, tıraş takımı, diğer bazı ihtiyaçlarını karşılayacak, deprem çantasına benzer, bir cezaevi çantası hep hazırdır. Polisin, ne zaman kapısını çalacağı belli olmaz. İsmail Hoca, yılmaz, korku bilmez, mahkemelere karşı ısrarla Kürt ve Kürdistan gerçeğini dile getirir. Devlet yorulur, o yorulmaz.

Bir gün yine gelip evden alırlar İsmail Beşikçi’yi. Çantasını alıp polislerin arasında önce emniyete, sonra cezaevine gider. Leman Hanım, haber vermek üzere, dostları Ümit Fırat’ı arar: “Ümit, Hoca yine ikinci adresine gitti.” Der. Ümit: “Hayır Abla, bir yanlışın var, o birinci adrese gitti; senin orası, Hoca’nın ikinci adresi.” diyerek onların içinde bulunduğu gerçeği ifade eder.

İsmail Hoca, cezaevi, cezaevi dolaşırken Leman Hanım hep bekler, sabırla, metanetle. Mal, mülk, çoluk, çocuk derseniz, öyle şeylere zamanları olmaz. İsmail Hoca’nın, devletten bir emekli maaşı bile yoktur. Bir ara, bir Kürt kızını evlatlık almak isterler, onu da gerçekleştiremezler.

Erzurumlu dadaş Leman Hanım, ilerleyen zamanlarda sarı nokta adlı göz hastalığına tutulur ve bundan dolayı iyi görmez olur gözleri. Leman Hanım dostları olan Celal Temel’e çok ilginç bir olayı anlatır: “Bir Amerikan vakfı, Beşikçi’ye bir ödül verecekti. On bin dolar göndermek için hesap numarası istediler; benim hesap numaramı verdik, para geldi.” İsmail Hoca’yı göstererek, “Bu adam kabul etmedi; ‘Onlar, Kürdistan’ın sömürgeleştirenlerin suç ortağıdırlar.’ dedi. Para geri gitti…”

Sorumlu aydın yetiştirmek, her toplum için birinci derecede ölüm kalım meselesidir. Aydının gözü öyle bir göz olmalı ki, yolu ve çukuru görebilmelidir. Hiç bir zaman kulaktan, gözün işini istememeli... Ülke, kılıçtan keskinlik istediği gibi, aynı şekilde aydın insanı da istemektedir.

Her nedense bazı ülkelerde olduğu gibi birçok büyük ve dâhi insanın ortak bir kaderi olsa gerek, kendilerine hak ettikleri değer verilmemiş ve yaşadıkları dönemlerde değer ve kıymetleri pek bilinmemiştir. İsmail Beşikçi Hoca da, bu talihsizlikten nasibini fazlasıyla alan bir sosyologdur.

Ay günden güne büyür, incecik yeni bir ay iken, bir gün gelir dolunay olur. Zaman da bu kurala uyar. Saniyeler bir gün yüz yıllar olur, yaradılışın kanunu bu…

Leman Hanım, doksanı geçmiş durumda hastalığı ilerlemeye başlar. Hoca’yla birlikte Diyarbakır’a gömülmek ister. Ancak bilinen şartlar ve Pandemi nedeniyle Ankara’da 14 Nisan 2021’tarihinde gömülür.

Konuya eğilmemize katkıları olan sayın Celal Temel Bey ile Sema Gündem Hanıma teşekkürler.        

     

Şakir Diclehan’ın Tüm Yazıları

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir