Şakir Diclehan Yazdı: Militan Valiler mi? Tarafsız Valiler mi?

15.02.2021

Siyaset, devlet adamlığı formasyonu ve fiili devlet adamlığı okuludur. Ufuklara bakmayan, geleceği hesaba katmayan, günü birlik hareket eden politikacılar, kazanın sevkiyle devlet üst yönetiminde görev almış olsalar bile, “devlet adamı” sıfatını kazanamazlar.

Osmanlı Devleti’nde, bütün eksik ve noksanlıklarına rağmen oturmuş bir devlet adamlığı vardı. İnsanoğlu, yaşadığı toplumun o ana nasıl geldiğini ve geleceğinin nasıl olacağını hep merak etmiştir. Geleceğin inşası için atılan temelinin geçmişte atıldığını bilmesi ve bu temelin sağlamlığını sık sık test etme ihtiyacı hissetme gereğini duymalıdır.

Buradan hareketle, Türkiye Cumhuriyeti’nde var olan kamu yönetimi yaklaşımlarını ve de kurumları daha iyi anlayabilmek ve onları geliştirilebilmek için Osmanlı Devleti’nin on dokuzuncu yüzyılda yaşadığı modernleşme sürecini iyi tahlil etmekte büyük yarar vardır.

Osmanlılarda yürüyen Eyalet ve Sancak sistemi vardı. Eyaletlerde vali, sancaklarda da mutasarrıf, idarenin başında bulunuyorlardı, Tanzimat’ın 1839’da, ilanıyla birçok alanda düzenlemeler yapıldığı gibi idari yapıda da düzenlemelere gidilmiştir. Yapılan diğer düzenlemelerin yanında vilayet yönetimi ve vilayetin yöneticisi olan Valilerin yetki ve görevleri alanında da değişiklikler söz konusu olmuştur. Fakat şunu da ifade etmek gerekir ki, Osmanlı yönetimi çok da istenilen düzeyde başarı sağlayamamış olsa da o dönemde, çağının gereklerine uygun düzenlemeleri yapmaya çaba sarf etmiştir.

Tanzimat ile birlikte birçok alanda köklü değişimler yapılmasına karşın, valilerin atanmasında çok fazla bir değişiklik olmamıştır. Vasıflı, iyi yönetici yetiştirecek bir kurum olmadığı için atamalar mecburen daha önceki dönemlerde valilik yapmış olanlar içinden seçilmiştir. Ancak valiler, maaşa bağlanmış ve maaşlarını devletten almaya başlamışlardır.

Bu dönemin öncesinde, yani II. Mahmut döneminde ise, valilerin hükümet işlerini yürütmüş oldukları konaklar, yoğun faaliyetlere sahne olmuştur. Eyalet merkezinde bulunan muhteşem konaklar vali ve üst düzey yöneticilerin toplanıp fikir alış-verişinde bulundukları yerler olması bakımından önem arz etmiştir.

 Bu konakların yakacak, onarım ve benzeri giderleri de eyalet halkınca karşılanmış, daha önceleri olduğu gibi bu dönemde de valilere maaş ödenmemiştir. Buna karşılık eyalet halkından toplanan çeşitli vergilerin bir kısmı valilere bırakılmıştır.

Tanzimat döneminin cesur Valilerinden biri de Süleyman Nazif’tir.  Nazif, Bağdat valisi olduğu sırada, Ordu komutanlığından:

 – Yüz bin okka şeker, beş yüz bin okka un ve on bin okka çayı hemen temin edip gönderiniz! Şeklinde, “bin” kelimeleri fazladan yanlış yazılmış bir telgraf alır ve bu telgrafa şu nükteli cevabı gönderir:

– Çin İmparatoru’na çekilmesi icap eden telgraf, yanlışlıkla vilâyetimize gelmiştir. Bu itibarla, mesuliyetimiz mahşere kalmıştır!”

Ziya Paşa, edebi yönü ön plana çıkarılmış olsa da tarihimizin önemli devlet adamlarındandır. Zeki ve yetenekli biri idi… Batılılaşan Osmanlı’nın memur yetiştirmek için açılan Mekteb-i Ulum-i Edebiyye’de eğitim almıştı. Arapça ve Farsça yanında, Fransızca da öğrenmişti. Tanzimat’ın mimarlarından Mustafa Reşit Paşa’nın himayesinde bürokraside hızla yükselmişti. Ancak koruyucusunun ölümü üzerine, sadarete, yani başbakanlığa getirilen Mehmed Emin Ali ve Fuat Paşalarca İstanbul dışında Amasya mutasarrıflığına tayin ettirilmiştir (1863). Ziya Paşa, burada kaldığı iki yıl boyunca benzeri görülmemiş bir imar hareketine girişmiş, halkı ferahlatacak tedbirler almak suretiyle sevgi ve saygısını kazanmıştır.

“Zannetme ben Amasya’da paşalık eyledim

Buldum yetim halkını babalık eyledim”

Diyen Paşa, Amasya’nın merkezine ve beş kazasına, altı hükümet konağı, altı mektep, bir lise, altı saat kulesi, bir hapishane binası, bir bedesten ve iş yerleri inşa ettirir, ayrıca şehir merkezinde yeni yollar açtırır.

Sürgün olarak adlandırdığı bu görevlendirmelere rağmen Ziya Paşa, gittiği taşra şehirlerini bayındır hale getirmeyi kendisine hedef seçmişti. Amasya da Paşa’nın mutasarrıf olarak görev yaptığı ve çehresini değiştirdiği Osmanlı şehirlerinden birisiydi.

Kentin ulaşım, haberleşme, eğitim, asayiş ve ticarî açıdan gelişmesini sağladığı gibi Yeşilırmak kıyısında gezi yolu yaptırıp, halkın vakit geçireceği alanlar ortaya çıkartmıştır. Ayrıca açıktan akan lağımları ve ırmak kenarında birikmiş çöpleri ortadan kaldırtarak Amasyalıların sağlıklı bir çevrede yaşamalarına katkı sağlamıştır. Onun bu faaliyetleri Amasya ıslahatı olarak anılmaktadır. Ancak çıkarlarına dokunduğu Zile Müftüsü Feyzullah Efendi ile Hacı Hasan Ağa gibi bir kısım eşrafın çıkardığı su-i istimal söylentileri üzerine bu defa Canik mutasarrıflığına nakledilir (1865).

Ziya Paşa, gezdiği ve gördüğü yerlerin bayındır olmasına rağmen, İslam ülkelerinin perişanlığı karşısında kahır olur ve bu konudaki duygularını kelime kalıplarına döker:

“Diyar-ı küfrü gezdim, beldeler kaşaneler gördüm

Dolaştım mülk-i İslam’ı, bütün viraneler gördüm”

Cumhuriyet dönemi valilerinden bazıları, büyük işler yapmışlardır kuşkusuz. Ancak günümüzde valilerin, muhalefet tarafından “militan” olarak nitelendirilmesi karşısında, devlet adamlarının ve özellikle valilerin bu hale getirilmesi, oldukça düşündürücüdür. Yönetim, gerek kamu ve gerekse özel kesimi, aralarında bir uyum ve denge sağlayarak görüp gözetme ve düzenlemelerde tarafsız davranmak zorundadır.

Doğu ve Güney-Doğu’da görev yapan valilerin, özellikle halka, hem idari yönden, hem toplumsal düzen açısından, kısacası tüm boyutlarda bütüncül bir idealin sahibi olarak makro plan ve programlar yapmalı ve halkı, kin ve öfkeden uzak bir tarzda kucaklamalı ve onları potansiyel suçlu olarak asla görmemelidir. 

Şakir Diclehan’ın Tüm Yazıları

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir