Şakir Diclehan Yazdı: Ortadoğu’da Tarikatların Aldığı Şekil

14.06.2023

Tarikat, öteki dünyanın kapısını bu dünyada aralayarak müride göstermek istenen yoldur aslında. Biri şu mizaçla kapıyı aralar, öbürü bir başka mizaçla… Doğru yolların hepsi aynı kapıya çıkar…  Allah’a tam anlamıyla inanma, Ondan başkasına tapmama ve öteki dünyada yeniden dirilerek hesap vereceğine inanma…

Teorik olarak güzel ahlak sahibi olmak ve kendini, inanç ve ideali uğruna yok etmektir tarikat. Fakat dünyadaki bütün teşkilatlar ister sosyal, ister siyasi, ister dini hareketler olsun devletlerin entelijansıyaları, yani istihbarat teşkilatları tarafından etraflarına bir ağ kurularak izlenir. Gerekirse kontrol altına alınırlar.

Bu tür kurum veya oluşum, neyin nesidir, bana bir zararı var mı, zararı varsa nasıl kendi lehime çeviririm ya da ortadan kaldırırım diye…  Bu genel bir kuraldır. Dünya kurulduğundan beri öyle devam ede gelmiş ve öyle de devam edip sürecektir, onların amacı ve felsefesine uygun tarzda… Teknik geliştikçe de her şey daha süratli şekilde yol almaya devam edecektir. Böylece istihbarat teşkilatlarının bilgi toplama ve bu bilgileri belli merkezlere ulaştırma imkânları daha da kolaylaşacaktır.

Tasavvufu tanımlamak istersek ” arındırma”  anlamına gelen bir kavram. Yani bir kişinin ruhi derinliğinin nefsani arzularına galip gelmesi, ruhunu arındırmasıdır. İnsanın iç âlemi ihtiraslarla doludur. İhtiraslarını kontrol altına almaktır tasavvuf.

İslam bilginleri içinde tasavvufa karşı olanlar da vardır. Ayrıca Hinduizm’den, Budizmden etkilenmiş de olsa ve kelime anlamı olarak toplumda ifadesini bulmasa da gördüğü işlev çok yönlüdür.

Abdulkadir Geylani gibi büyük mutasavvıflar, şifahen zikrederek, düşünerek, peygamberlerle, şehitlerle, salihlerle ve iyi insanlarla kalben, ruhen birlikte olmayı denemiş, insani ve İslami erdemi yakalama gayri içinde olmuşlardır.

İslam’daki sûfilik ve tarikatlar, şeriata karşı değil, onun yanında, Hatta asıl anlamıyla, onun içindedirler, ondan doğarlar ve ona doğru giderler, Onun açılımı ve yorumudurlar.  İnsanı ondan alırlar ve ona hazırlarlar ve yine ona teslim ederler.  İmam Rabbani Hazretleri’nin belirttiği gibi “akıldan sonra sarhoşluğu, sarhoşluktan sonra akıl merhalelerinden geçecektir bu yolda insan. Aklı da içinde taşıyan bir sarhoşluğu ve sarhoşluğu içinde taşıyan bir akıl kazanma yoludur tasavvuf.

Tasavvuf, tarikatlar, ruhu yücelten ve arındıran yollar, hep bu dünyada iken öteki dünyaya hazırlanma yöntemleridir ölümden sonra dirilmenin, bu dünya şartları içinde egzersizlerdir.

Tasavvuf ve sûfilik, dinin en metafizik derinliklerini yoklamaktır, yoksa dinin tarihi, sosyolojik yapısını inkâr ve reddetmek değildir. Tam tersine onu garanti altına almak, onun toprağa kök salmasını ve semaya ulaşmasını dilemektir.

İslam dininde veli, Hıristiyanlıktaki rahip değildir. İnziva, köşeye çekilme bir araçtır, belli bir süre ile sınırlıdır. Amaç değildir.  Ermişlik, topluma Allah yolunda hizmet etmek demektir,  Erenler, cihadın her türlüsünde, hem cephe savaşında, hem kültür ve medeniyet savaşında en önde olmuş, bunu görev bilmiş bir tür bilinç ve ahlak kahramanlarıdır.

Şeyhler, modern dünyanın oyun ve oyuncaklarından, çifte standardından, benlik bölünmesinden, kültürel parçalanmışlıktan bunalmış müritlerini, toplumsal ve sosyal bir bilinçle eğitmeleri gerekirken, dar bir ortamda kendi etrafına toplayarak pasif tarzdaki bir hayatı tercih ve tavsiye etmelerine bir anlam vermek, oldukça güçtür.

Tarihi şartların, bir iktidar ya da ideolojinin parçası “olmama azmi ve iradesi”ni göstermektir tarikat şeyhlerinin görev ve misyonu… Himaye ve inayet arayışının bir tür vesayet olduğunu bilirler ve asla ödün vermezler.

“Minnet Hudâ’ya, devlet-i dünyâ fenâ bulur

Bâkî kalur sahife-i âlemde adımız”

Diyebilmenin bilinciyle. Gezegenin muktedirleri neyi dayatırsa dayatsın, şeyh ve etrafında eğitilmiş olan müritler, umutlarını koruyan kişiler olup her şart ve durumda… Her hâlükârda… Özgür düşünce ve yaşayışın sahibidirler… Yeryüzünden kovulmaya razıdırlar ve buna hazırdırlar. İnsanlık onuruna aykırı söz, davranış ve eyleme karşı çıkma cesareti ve iradesini gösterirler arenada. Günümüze gelindiğinde tasavvuf ve tarikatın, hiç olmadığı kadar fonksiyonunu yitirdiği ve başka bir alana kaydığı görülmektedir.  Adeta putlaştırmanın devreye girdiği ve şeyhin put haline geldiği bir teşkilat haline gelmiştir. Şairin ifadesi ile:

“Biblo şeyh, etrafında balmumundan müritler

Ellerinde anahtar kapıyı açmaz kilitler”

Oysaki kötünün ekilip biçilmesi sonucu insanlık alır yazısının kara tarlası haline gelmiş yeryüzünü arıtıcı bir misyonla yükümlüdür Müslüman. Yeniden hakikat medeniyetinin ocağını oluşturmak ve hayat mayasını katmaktır onun görevi…

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Şakir Diclehan’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.