Şakir Diclehan Yazdı: Ramazan Ayının İki Misafir Sanatçısı: Sezai Karakoç ve Bedri Ayseli

26.04.2021

İnanç ve sanat ilişkisi, geçmiş dönemlerde yaşamış olan hemen hemen her toplum ve her inançta, açık bir şekilde var olagelmiştir daima. İslam’ın etkisi nasıl hat, tezhip ve ebru gibi sanatlarda kendini göstermişse, diğer milletlerin sanatında da kendi inançları da bir o kadar etkili olmuştur. Yüzyıllar boyunca Batılı sanatçılar aynı dinî heyecanla, Hazret-i İsa ve Hazret-i Meryem’in, meleklerin ve diğer peygamberlerin heykellerini yapagelmişlerdir.

Bir toplumun inanç değerleri, geçmişi ve dini anlaşılmadıkça, o toplumdan çıkan sanat ve sanatçı da tam olarak anlaşılamaz.  Sanat, insanlığın ortak dili olmakla beraber, toplumların kendi sanatları arasındaki renklilik ve çeşitlilik, din ve kültür faktöründen kaynaklanır hep.

Sanatkârın ruhunu ve duygularını yoğuran, sanat eseri olabilecek temaya yön veren, onun yaşadığı toplumun inanç değerleri ve kültürüdür. Bunun sonucu olarak sanatçı, içinde yaşadığı toplumdan aldığını, kendi dimağında yoğurup, şekillendirip, topluma sanat eseri olarak iade eder. Ve yaptığı eserle toplumun manevi önderi, ruhlara gıda veren gücü haline gelir. İnsanlar, o eserde yaratıcı his ve ideal bulur. Bu yüzden sanatçı ile ortak inanç ve kültüre sahip olan toplum arasında sürekli bir bağ vardır. 

Gerek sanat gerekse din, insana ait çok güçlü duygular olup, insanoğlunun var olduğu günden bugüne dek hayatın önemli bir parçası olmuşlardır hep. İnsana has olan bu iki duygu, her toplumda ve her çağda birbiriyle sıkı ilişkiler içinde olmuştur. Toplum fertlerinin, manevî değerlerinden kaynaklanan düşünüş ve yaşayış tarzının biçim alması ve sanatın, toplumsal bir olay olarak ortaya çıkması, bu etkileşimi kaçınılmaz hale getirmiştir. Bu açıdan sanatkâr, inanç ve kültürüyle içinde bulunduğu toplumun bir örneği, bir prototipidir.

Ramazan ayının bu mübarek günlerinde bize konuk olan iki sanatkârı gündeme taşıyacak ve onların duygu ve düşüncelerini yazıya yansıtacağız. Birincisi: Arkasına edebiyat ve şiir rüzgârını alarak çok güçlü esen ve topluma verimli, yararlı ve etkili kalemiyle mesajlar veren Sezai Karakoç… İkincisi de: güçlü ve güzel sesiyle kitleleri ve halkları harekete geçiren Bedri Ayseli

Karakoç, 50 yıl öncesinde “SÜTUN” isimli eserinde, orucu anlatırken sanatkârlık güç ve yeteneğinin verdiği bir ilhamla akıcı bir üslup içinde anlatır bu ibadeti: “Oruç hiç gecikmeden, yolunu şaşırmadan, tam saatinde, dinç ve genç, tarihin dinamizmini de özünde ğaybın üfleyişi gibi taşıyarak geldi. Mademki geldi, onu iyi tanımak gerek.

Oruç boş bir çerçeve olarak veya bir mevsim gibi sadece tabiatın bir parçası olarak gelmedi. Tarihin bir parçası olarak geldi.

Dolu geldi. Kendindekini boşaltacak. Giderken de dolu gidecek. Dolu gitmeli. 

Her yılın orucu, büyük Oruç kitabına, sabırla ve meleklerin üslubuyla işlenmiş bir sayfa, bir yaprak gibi eklenir.

Taşların, ağaç kovuklarının, toz zerrelerinin bile, en keskin bir hafızayla şahitlik yapacağı büyük Hesap Gününde, şüphesiz, Oruç Kitabı, en büyük şahitler arasında, dosyasında en çok belge bulunduran suç ve sevap araştırıcıları arasında görünecektir.

Demek ki, oruç, çağımıza, göklere mahsus nişanlarla donanmış büyük ve yetkili bir şahit olarak geliyor ve geldi. 

Siz sanmayın ki, oruçta yalnız siz susar, siz acıkırsınız. Oruç da susar oruç da acıkır. Çünkü: Oruç da canlıdır. Sizin gibi Hatta sizden fazla… Çünkü: Onda, ölümün eriteceği et ve kemik de yok. İnsan, sağken bile ölümle karışıktır. Biz hayatla ölümün karıştığı bir terkibiz. Sağken, hayat, ölüme baskındır ve ölümü kullanır. Sonra yaşlandıkça, ölüm güçleri yavaş yavaş artar ve ölüm yüzdesi hayat yüzdesinin üstüne çıkar bir gün. İşte o gün ölmüşüzdür; ölüm hayatı kullanmaya başlamıştır. Toplum yaşayışında da böyle Ecel olarak gelen ölüm, bu hayat – ölüm çatışmasını kesin bir sonuca bağlar. Ama oruç yüzde yüz olarak diri saf olarak diridir. Net diridir, insan gibi brüt olarak diri değil

Bizden daha canlı, daha cıvıl cıvıl olan bu gök varlığı orucun susadığı su, acıktığı yemek nedir öyleyse? Şairin, şair için dediği:

Cins şaire mahsus yiyecekler

Deniz yosunları mavilik medüzaları” 

Tarzında,

Oruca, gök şahidi oruca mahsus besinler,

Yükseltilen dualar, derinleşen secdeler,

Kur’an sesiyle aydınlanan ikindiler,

Allah adıyla diriltilen geceler

Diyebiliriz belki.

Evet, Oruç da susar, oruç ta acıkır. Orucun susadığı ve ab-ı hayat gibi kanamadığı su, Kur’an sesi, acıktığı namaz, örtündüğü merhamet, kuşandığı giyindiği, Allah’ın adının yükseltilmesi yani cihattır.

Ve orucun da iftarı vardır. Oruç müminin kalbinde iftar eder. Onun sofrasında, işte saydığımız, göğe mahsus yiyecekler bulunur.

Yalnız insan orucu özlemez, oruç ta insanı özler. Ramazan ayı gelince, sıla-i rahm edenler gibi, meleklerin bile önünde eğildiği insana koşar. Oruç, insana acıkır ve koşar gelir.

Karakoç, duygularını şiir kalıplarına dökerek bunu en güzel şekilde ifade etmeğe çalışır:

Oruç, ruhun sesi gelir her yıl

Gümüş topuklarını dokundurur kalbimize

Vücut dönmeğe başlar bir tapınağa kurban gibi

Yapılır örtülür uçurumları yakan dualardan

Ten ruhun avuçlarının içinde

Oruç geldi, öyleyse oruca yiyecek taşımalı, su sunmalı, orucun lambasını yakmalı, örtüler atmalı üzerine ki, geldiğinden daha zengin gitsin. Verdiğinden daha çok alsın. Yanına gideceği eski oruçlara katacağı, söyleyeceği çok şeyler bulunsun.

Hilkat günlerinin yeniden oluşun terlerini döker

İnsan gecesini değiştirir gündüzüne erer

Bir mevsime döndürür zamanı hiç değişmeyen

İnsanın olma vaktidir bu erme fırsatı

Ruh emzirir anne gibi yeri göğü fecri

Çağımız Müslümanlarının portresini eski çağ müminlerinin portrelerinin yanına çizecek ya, bizim öyle bir portremizi çizsin ki, ilerde gün olur ki, o portreyi bize gösterirler, utanmayalım ondan o zaman. Oruç geldi, ondan bize ölümsüz bir şeyler katılacak demektir. Giderken, bizden de ona ölümsüzleşecek bir kaç şey katılmalı…

Yeni bir insan gelip nöbete duracaktır

Eskisi çürümüş bir heykel gibi devrildiğinden

Ey oruç, diriltici rüzgâr, İslam baharı

Es insan ruhuna inip yüce ilham dağından

Kevser içir, abı hayat boşalt kristal bardağından

Susamış ufuklara insan kalbinin ufuklarına

                  ****

Bedri Ayseli: Ses sanatçısı, besteci, diş hekimi, sinema oyuncusu, anı yazarı. 10 Haziran 1946’da Diyarbakır’da dünyaya geldi. Cumhuriyet İlkokulu ve Ali Emiri Ortaokulu’nu bitirmesinin ardından 1964’te İstanbul’a giderek Pertevniyal Lisesinden ve Nişantaşı Diş Hekimliği Yüksek Okulu’ndan mezun oldu.

Diyarbek’in has bir evladı olarak halktan kopmadan ve halk içinde yaşayarak doğduğu şehirle aidiyetini sürdüren değerli ve güzel bir insan... Bir ses sanatkârı… ABD’ye gittiğinde Ayseli, “Bana ne vaatlerde bulunuldu, yok dedim. “Diyarbakır”da, o topraklarda öleceğim.” dedim ve geldim, pişman da değilim.” ifadelerini kullanır.

Yaptığım besteler Diyarbakır’a özlemimden geliyor. Buraya geldiğim zaman ilham alıyorum. Hasret bunların doğuşuna vesile oluyor. O kadar Diyarbakır’ı seviyorum ki buraya gelmek için bahane arıyorum. Gece rüyalarıma giriyor. Sevmesem, duygulanmasam, hissetmesem bu eserleri nasıl yaparım?” Diyor bu değerli sanatçı…

Güzel ses, güzel yüz, güzel bir doğa karşısında heyecanlanmamak, hiç mümkün mü? Ruhumuzu, hoş duyguların kaplaması doğamızda vardır. Ramazan, insanın içinde var olan bu manevi duygulara yön verip adeta metafizik âleme doğru yol almasını sağlar. Teşvik edici bir rol oynar

Ayseli, 24 Nisan 2021 tarihinde yayınladığı mesajla halkın gönlünü fethetmiş, büyümüş ve gönüllerinde yer edinmiştir. “Ramazan ayının tüm İslam Âlemine sağlık, huzur, mutluluk ve hayır getirmesini dilerim. Mesajıyla,toplumun mizaç ve karakteriyle örtüşen ve hayatın arka yüzünü gören anlamlı ifadeleriyle, kişilik yapısından yansıyan ve fizikötesi âlemden kâinatı idare eden Hikmet kokusundan koku taşımıştır insanımıza.

Sanatla iç içe yaşamak, her işimizi güzelleştirdiği gibi mana âlemine doğru kanat çırpmamızı da sağlamış oluyor zaman zaman... Nitekim renk ve biçim güzellikleriyle süslenmiş kâinat, devasa bir sanat eseridir. Ve bu yüce dinin peygamberi “Allah güzeldir, güzeli sever” buyurur. İslam insanlara hayatın her alanında güzelliği yaşatmasını ve diğer insanlara güzel yaşayışıyla örnek olmasını tavsiye eder.

Bu doğrultuda bir sanatkâr, hassas, duyarlı, her daim güzeli arayan ve güzeli gören ince bir ruha sahiptir. Bedri Ayseli, sanatını halkın hizmetine vererek teşvik edici bir güç olarak gelenek ve görenekler yönünde, özellikle inanç cephesine yönelerek ufuklar ötesine işaret etmesi, kendi kültür temellerimize inip oradan çağın diliyle seslenmesi, her türlü takdire ve övgüye şayandır.

 

Şakir Diclehan’ın Tüm Yazıları

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir