Şakir Diclehan Yazdı: Riyaset ve Siyaset

18.05.2021

SİYASET VE RİYASET ÜZERİNE                                        

İnsanlık tarihinde “Emaneti ehline vermek…” kuralı ile hareket eden milletlerin ne kadar parlak bir dönem yaşadıklarını ve bunu hayata geçiren idarecilerin, insanları mutlu ettiklerine tanıklık etmekteyiz daima.

Bu kural, tek başına bile bir işin, bir ülkenin ve tüm insanlığın kurtuluş ve mutluluğun kuralıdır. Emaneti ehline vermeyenler, eninde, sonunda, kaçınılmaz olarak pişmanlık zehrinden tatmaya mahkûmdurlar. Özellikle devlet işinde emaneti ehline vermeyen bir ülke, zulmün pençesinde kıvranır durur ve bu girdaptan asla kurtulamaz.

          Devlet adamında bulunması gereken özelliklerin başında, devleti idare bilinci gelir. Yani geçmişten geleceğe giden bir emaneti taşıma bilinci… Devlet bilinci dediğimiz duyguyu, devleti putlaştırma, kutsallaştırma ve devlet tapıcılığıyla karıştırmamak gerekir. Böyle bir aşırılık, her şeyden önce, devletin kaynağı olan insanın değerinin ve hakikate bağlı olma duygusunu köreltir.

          Devlet adamındaki devlet bilinci, mutlaka hak, adalet ve millete hizmet bilinciyle bütünleştirmeli ve sürekli hale gelmelidir. Aksi takdirde ya diktatörlüğe ya da totaliter rejimlerden herhangi birine kayar gider insan ruhu…

 İslâm’ın büyük düşünürü İmam Gazali “İhya-u Ulûmuddin” adlı meşhur eserinde bu gerçeği dile getirerek “Mümin siyaset, münafık riyaset davasındadır” der.  Bu, ne demektir? Mümin yani gerçek Müslüman, temeli adâlet olan dürüst bir siyasetin peşindedir. Münafık ise, reis olmak uğruna yalanı, ihaneti, her türlü adaletsizliği bolca kullanmaktan çekinmediği bir riyaset davasındadır.

Siyaset, adâlete dayandığı müddetçe riyasetten üstündür. Kısaca ifade edersek müminin yaptığı siyaset, adâletle kardeştir yani adâletle beraber olmalıdır. Geçmişe doğru yola çıktığımız veya hâfızamızı tazelediğimiz zaman riyasete, reis olmaya istekli olmayan hatta hasbelkader bu makama getirilmiş olsalar bile o makamı terk etmek isteyenlerin olduğunu görürüz.

Hazret-i Ebu Bekr’in Hutbesi: 

Peygamber Efendimiz vefat ettiğinde, Ensâr ve Muhacirler, Sakife-i Beni Saide’de (Mescid-i Nebi’ye yakın, onun Batı yönünde, Bida’e kuyusunun yanında yer alan ve tarihi üne sahip mekân) toplanarak Hazret-i Ebu Bekir’e biy’at (İslâm devletinde idare edenle idare edilenler arasında yapılan, seçim veya bağlılık karakteri taşıyan sosyopolitik antlaşma) ettiler.

Bir sonraki günde genel bir biy’at daha oldu ve Peygamberlerden sonra insanlığın en hayırlısı olan işlere imza atan Hazret-i Sıddık, insanlara şöyle hitap etti: “Ey insanlar! En iyi ahlak sahibi ve salih biri olmadığım hâlde sizin başınıza halife seçilmiş bulunuyorum. Şayet vazifemi hakkıyla yaparsam bana yardım ediniz! Yanlış hareket edersem beni ikaz ediniz! Doğruluk, emin bir şahsiyet olmanın göstergesidir. Yalan ise hıyanettir. Zayıf olanınız hakkını alıncaya kadar benim yanımda en güçlünüzdür. Güçlü olanınız da kendisinden hak sahibinin hakkını alıncaya kadar benim nazarımda en zayıfınızdır.”

Halife seçildiği zaman Hazret-i Ebu Bekir, Hazret-i Ali’ye müşterek dostları vasıtasıyla haber yollar,  riyaset için şöyle der: “Ben, bu işin keyfiyetini Fahr-i Kâinat’tan sordum, bana bu, istekli olmayanındır demişti. Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a kasem ederim ki, riyasette gözüm yoktur. İstersen seçimi iade edeyim.” Demiş ve ilk hutbesinde ise, cemaate gene aynı anlayışla seslenmiş, sözlerine böyle başlamıştı: “İçinizde en iyi ve en lâyık ben olmadığım halde size emir oldum.”

          Hazret-i Ebu Bekir, takip edeceği siyasetin genel esaslarını ortaya koyan meşhur hutbesinde, Müslümanların en iyisi olmadığı halde onlara başkan seçildiğini ifade ederek doğru hareket ederse kendisine yardım etmelerini, yanlış davranırsa doğrultmalarını, Allah’a ve resulüne itaat ettiği müddetçe Müslümanların kendisine itaat etmelerini ister.

          Başka bir hutbesinde: “Vallahi benim hiçbir gün ve gecede kesinlikle idareciliğe arzu ve rağbetim olmadı! Allah Teâlâ’dan ne gizlice ne de açıktan böyle bir şey istemedim! Lâkin insanların başıboş kaldığı o ortamda fitne çıkmasından korktum. (Mesuliyet endişesiyle vazifeyi kabul ettim.) Yoksa idarecilikte benim için rahat yoktur. Boynuma öyle büyük bir iş yüklendi ki, Allah Teâlâ’nın yardımı olmadan onu yapacak ne gücüm var ne de imkânım! Şu anda benim yerime idarecilik hususunda insanların en kuvvetlisinin bulunmasını ne kadar isterdim!”

          Peygamber Efendimizin vefatından bir ay sonraki bir hutbesinde ise Ebu Bekir şöyle buyurdu: “Arzu etmediğim hâlde hilâfet vazifesine getirildim. Vallahi, benim yerime bir başkasının bu vazifeyi üzerine almasını ne kadar isterdim! Dikkat edin! Benden, size Resulüllah gibi davranmamı beklerseniz, buna gücüm yetmez! Zira O, Cenap-i Hakk’ın kendisine vahiy ikram ettiği ve yanlışlardan masum kıldığı bir zât idi. Ben ise sizin gibi bir insanım, herhangi birinizden daha hayırlı da değilim. Beni murakabe (kontrol) edin, istikâmet üzere olursam bana tâbî olun, ayağım kayarsa beni düzeltin!..”

          Ateşten gömlek olan idarenin ve idareciliğin sorumluluğunu idrak eden nice idareciler, bu gök kubbe altında toplumu idare ederek gelip geçtiler. Ancak devleti, kutsal bir öge olarak görmediler. Devlete tapınmanın, millet hayatını çökertici ve anarşik bir devlet yönetimi ve o kadar çürütücü olduğunu gördüler.

          Devlet bilinci ve idareciliği, milletin nereden gelmekte ve nereye doğru gitmekte olduğunu bilmek sanatıdır. Ve en çok ta nereye gitmesi gerektiğini… Devlet, ideal insanın ve toplumun doğması ve yaşayışını sürdürmesi için en iyi aracı ve güç olarak idrak edilmiştir İslam medeniyetinde ve kültüründe…

          Gerçek politika, uzun vade düşüncesini içerir. Bu yüzdendir ki, üstün nitelikli politikacı ya da devlet adamları, sağduyusu derin, iradesi sağlam ve sezgisi güçlü kişilerdir. Kitlelerin yönlendirdiği ve sürüklediği kişiler değil… Kitleleri sürükleyen, gereğinde kitlelere direnen demir iradeli ve bilekli liderlerdir.

          İslam dünyası ve Ortaduğu coğrafyası, bu özellikte olan idareci ve liderlere muhtaçtır bugün… Çıkacak mı? Elbette…

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir