Şakir Diclehan Yazdı: Siyasi İktidarların Yükseliş ve Düşüşü

10.05.2023

İnsanların hayatında olduğu gibi siyasi partilerin hayatında ve ortaya çıkışında da, yükseliş ve düşüş anları vardır.  İki yüz yıldır kültüründen vücut sağlığına, edebiyatından ekonomisine kadar bütün varlığı, Batı tarafından yok edilmek istenen, zamanımızda ise, ruhların arseniği gibi kutuplaştırıcı, ayrıştırıcı ve insanları biri birine düşman edeceği siyasi partilerin faaliyetleri,  hiçbir zaman iç açıcı bir durumda olmadı.

         Tek parti döneminin sürdüğü 1950 yılına kadar,  idareye egemen olanlar, güçlerini halktan değil, Kemalizm’den alıyor ve istediği şekilde hareket edebiliyorlardı.  Yaratılışın ve dünyanın bir anlamı vardır kuşkusuz. En büyük ve bir bakıma en ağır, ağır olduğu ölçüde de anlı şanlı ödev, insanın yüklendiği ödevdir. Dağların bile ağırlığını yükleyemediği ödevi, insan yüklenmiştir. Bu ağır ödevi kendi isteğiyle kabul ettiği için de, Yaratıcısı tarafından bu ağırlığı gereğinde bir kuş hafifliğiyle yerine getirecektir.

         Büyük bir baskı ve ihtiyaç sonucu, 1946 yılında İttihat ve Terakki Partisi’nin bir devamı olan Cumhuriyet Halk Partisi’nin içinden koparak Demokrat Parti adı altında kurulmuş ve örgütlenmiş bir siyasi parti, kısa sürede halkın teveccühünü kazanarak büyük bir çoğunlukla iktidara gelmiştir.

İlk zamanlarında büyük başarılara imza atan Demokrat Parti, ülke çıkarları uğruna kendini ve hayatını ödevine gömen insanların ve öncülerin yürüttüğü bir faaliyet görünümü vermesine karşın, gittikçe particiliğin ağır basması sonucu 1957 yılına kadar bir yükseliş trendine girerken,  ülkenin kılcal damarlarına kadar girmiş olan İttihatçılar ve Masonlar,  olaya el koymuş ve bu partiyi başka bir yöne çekmeye çalışmışlardı.  Sonuçta gizli güçlerin organize ve faaliyeti sonucu, 1960 yılında askeri bir darbeyle iktidardan düşürülen Demokrat Parti’nin hayatına son verilmiştir.

Kendilerini bu ülkenin sahibi sayan Kemalistler ve Askerler, ufkunda hakikat çizgisini kaybetmeden fani hayatını gelecek zamana bir adak gibi fırlatan insanların ortaya çıkmasına izin vermemiş ve bunların gelecek zamanda alacağı en keskin çizgi olan zaferi önlemişlerdir.

Bütün bu olaylar cereyan ederken, ortaya 33 sene halkı uyuşturarak idare eden Süleyman Demirel’i ortaya çıkarmış, 6 kere giden ve 7 kere gelen bu zat, karanlığı ortadan kaldırmak için ışığa doğru koştuğunu zannetmiş ve  sonuçta içinde bulunduğu zamanı tanımak, anlamak, bilmek ve sezmek gibi duygulardan yoksun bir şekilde  fani ömrünü tamamlayarak bu dünyadan göçmüş oldu.

Yeni bir dönem başlamıştı ve sahneye Turgut Özal’ı çıkardılar. İlk zamanlarında gerçekten çok güzel ve başarılı işlere imza atan bu Fenomen insan,  ülkedeki halkın gücünün farkına varmış, doluşu ve boşalması ile fasit bir daireden bir türlü kendini kurtaramayan, akması gereken yerde biriken, az çok birikmesi gereken yerde şelale yaparak akmak isteyen toplum gücünün doğuş, artış, akış ve şahlanış dengesini kurmayı başarmadan, İttihatçıların belli bir noktaya kadar gelmesine İzin verdikleri bu insanın iktidarına son verdiler. Sadece iktidarına değil hayatına da şaibeli bir şekilde son vermek suretiyle bu defteri de kapattılar.

İki yüz yıldır bizi korkutanlar veya boş hayaller ve umutlarla oyalayanların aldatışlarıyla geçip giden ömrümüzü bereketlendireceklerini söyleyen politikacılar, ya kapkara veya pembenin pembesi tabloları çizmekten başka bir şey yapmadan yeni bir sesle ortaya çıkacaklarını iddia ettiler.

Ülkenin politik hayatında güzel işler yapmaya çalışan, halka, akı ve karayı göstermekten korkmayan ve bu yola kendini adamış insanların ve politikacıların ayak sesleri duyulmaya başlanmış iken, on yıl gibi kısa sürecek bir zaman diliminde, idareye İttihatçıların yine el attıkları görüldü ve onların: ” Ancak bizim dediğimiz çizgide yürüyebilecek ve yol alabileceksiniz” şeklinde plan ve programlarını uygulama alanına koymaya başladılar.

Bu seçimde nöbet değişikliği olacak mı? Telaşlanmadan, korkmadan, ürkmeden kendi yolunda ilerleyen, sabırla, alçak gönüllülükle ve ihtiyatla hareket eden, İttihatçı rüzgârların savuramayacağı, toprağa sağlam basan, başı daima gökte kalbi hakikat sevgisi ile çarpan halkaların, duymak istedikleri şarkılar duyulacak mı? Yoksa nakaratları aynı olan ve söyledikleri tekrardan başka bir şey olmayan sesler mi duyulacak? Bekleyeceğiz ve göreceğiz.

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Şakir Diclehan’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.