Şakir Diclehan Yazdı: Tıkanan Bir İktidar ve Hayal Gören Muhalefet

16.02.2022

 İçinde yaşadığımız kritik dönemde, ülkeye ve halka yararlı hizmetler yapmanın yollarından biri ve belki de en başta geleni, kuşkusuz politika yolu ile güçlü bir partinin, iktidara gelerek kafasında tasarladığı idealleri gerçekleştirmekten geçer. Ne yazık ki, mevcut politika yapma tarzı, ülkemize fayda üretmekten çok zarar vermektedir. Ülkedeki politika yapma tarzı, tamamen maddi çıkara, eş ve dost kayırmaya dayalı olduğundan, toplum büyük bir ekonomik bunalım ve krizle karşı karşıyadır.

Olayları sağlıklı bir şekilde analiz ettiğimizde, birçok sıkıntılar içinde politikadaki çürümüşlüğün daha çok öne çıktığı görülmektedir ne yazık ki… Bunun temelinde partilerin, iktidara gelmek için kandırmaya dayalı bir politika izleyerek gerçekleşmesi mümkün olmayan vaatlerde bulunmaları yatmaktadır.

Bu hastalığa farklı tanı konulsa ve değişik reçeteler düzenlense de toplumun karşısına çıkan partiler, kısa vadede halkın beklediği bir parti olmadıkları veya olamadıkları görülüyor. Halk, şu aşamada işsizliğe çare bulacak, hayat pahalılığını önleyecek ve sıkıntıları ortadan kaldıracak güçlü bir parti beklentisi içindedir.

Ancak, denizden bir damla hükmünde de olsa ortaya konulması düşünülen sadra şifa hiçbir söz veya çözümün, pratikte bir anlam ifade etmediği gibi aklı başında her insan, bu durumun farlındadır ve inanç gibi bir özelliği de gönlünde pek taşımamaktadır.

Politika ya da eski dilde siyaset, aslında köklü bir medeniyetin varisi olan  ülke toprakları üzerinde yaşayan halklara hizmet etmesi gerekirken ve bunun da bir eylem ve icraat yapma tarzının aracıyken, Ortadoğu ülkelerinde yıkıcı bir dil ve eylemin ifadesi ve tezahürü şeklinde uygulandığı görülmektedir.

Milletçe, yeniden yıkıcı siyasetin ifadesi olan bir dili terk edip, topluma fayda üreten siyaset yapma tarzı, ülkeye yeniden egemen kılınmadıkça sarf edilen sözler, havada kalmaya mahkûmdur.

Dünyanın, bu kritik döneminde ülkenin dış sorunları devasa bir boyutta iken, iç komu oyunu kandırma ve yanıltmaya yönelik sözlere artık paydos demenin zamanı gelmiş, hatta geçmiştir bile.

Politika hayatı ve politikacılar, kendilerine ve destekçilerine menfaat devşirme odaklı politika yapma tarzını temel edinmiş, bunu bir araç ve önemli bir zenginleşme aracı, hatta mesleği haline getirmişlerdir.

Her gelen iktidar, merkezî hükümette ve yerel yönetimlerde sadece kendi yandaşlarını göreve getirmekte veya kendi çıkar gruplarına menfaat devşirmeye hizmet etmektedir. Kul hakkını ihlal etmemek ve görevi nedeniyle meşru olmayan gelirler elde etmek gibi prensipler üzerine kurulu bir politika terk edilmiş, bunun yanında, aldatma ve göz boyamaya dayalı bir tarz benimsenmiştir.

Günümüzde politika, ahlaki temellerden koparılmış ve sakat bir anlayışla,  insanları aldatmak, adeta temel bir felsefe halini almıştır. Samimiyetle doğrunun gerçekçi bir tarzda ifade edilmesi, yanlışlar ile mücadele edilmesi adeta terk edilmiş, aldatmaya yönelik her türlü eylem ve işlem, “algı yönetimi” adı ile topluma dayatılmıştır. Hatta her türlü aldatıcı hareketi yapmak, meslek haline getirilerek “Trollük” adı altında bir meslek bile ihdas edilmiştir.

Toplum, doğruların hâkim ve makbul olduğu, yanlışlara karşı hep birlikte mücadele edildiği zeminden kopartılarak, aldatmanın temel alındığı “algı odaklı” bir yapıya dönüştürülmüştür. Bu da daire daire, toplumda dejenerasyonu artırmış, dürüstlük yerine aldatmayı egemen kılmıştır. Acilen, doğruda buluşulan, yanlışa karşı birlikte mücadele edilen bir siyaset yapma tarzının topluma hâkim kılınması zorunlu hale gelmiştir artık. Bu tarzın ihyası ve inşasına acilen ihtiyaç vardır. 

Bütün bunların gerçekleşmesi için güçlü bir kadro ve düşünce ile iktidara ihtiyaç vardır. Devlet içindeki gizli bir güç yüz yıldır İttihat ve Terakki damarını canlı tutma ve egemen kılma peşinde olmuştur hep ve bunu da başarmıştır ne yazık ki…

Giden gidecek belki ama gelen de 19.yüzyıldan beri var olan damarı tasfiye etme gibi güçlü bir alternatifin de ufukta pek görünmemektedir… Hayaller peşinde koşan bir muhalefetten şimdilik bunu beklemek pek de gerçekçi olmaz.

Bir umutsuzluk ve karamsarlık manzarası şeklinde karşımıza çıkan bu tablo ve durum, yine de yine de karamsar ve kötümser kılmamalı insanımızı… Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın dediği gibi:

“Hiç ummadığın yerde

Nagâh açar ol perde

Erişir derman ol derde

Mevla görelim neyler

Neylerse güzel eyler

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Şakir Diclehan’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.