Şakir Diclehan Yazdı: Türk Olmayan Bir Türkçü: Ziya Gökalp -3-

05.10.2021

Gökalp ile ilgili yazımızın yayınlanması üzerine, bir bardak suda fırtına koparanların ırkçılık damarları kabarmaya başlamış ve Gökalp’in halis muhlis Türk olduğunu ileri sürmektedirler. Bizim amacımız, ırkçılığa övgü dizmek değil, geçmişte olup bitenleri gündeme taşıyarak insanların doğru şekilde bilgilendirilmelerine yardımcı olmaktır.

          Ali Kemal, Fransız Gazetelerinin birinde, makale yazarak  “Ziya Kürt’tür” yazısı ile “Kürt olduğu halde Türkçülüğe hizmetle kendi milletine ihanet ettiğini” yazar.  Ziya Gökalp İstanbul’un işgalinden sonra, Malta’da sürgündedir o sıra.  Ali Kemal’e cevaben yazdığı şiiri, Kastamonu Açıksöz gazetesinin 20 Nisan 1921 tarihli nüshasında yayınlanır.

          Gökalp, beş kıtadan oluşan bu şiirinde aslında Türk kökenli olmasa da kendisinin, Türklüğe hizmet ettiğini dile getirir:

          “Türk olsam olmasam, ben Türk dostuyum,

Türk olsan olmasan, sen Türk düşmanı!

Çünkü benim gayem Türkü yaşatmak,

Seninki öldürmek her yaşatanı!”

          Ülkemiz, günümüze kadar süren ve hala devlet organlarında egemen olan İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin zihniyeti, ortaya attığı düşünce ve yaptığı eylemlerin sıkıntısını çekmektedir.

Batılılaşma hareketi, başladığından beri halka rağmen öz kültürüne yabancılaşmış bir avuç “fikri azınlık” kanalıyla dışardan ithal edilmiş, zorla benimsetilmiş ve yürütülmüş bir hareket olduğunda hiç kuşku yoktur.

          İttihat ve Terakki hareketi, tarihi süreç içerisinde hiçbir dönemde halkın katılımını sağlayamamış, kadroları da, halkı düşman olarak görmüşlerdir hep. Ziya Gökalp, Enver Paşa’yı göklere çıkaran şiirinin ardından bu defa sıra Talat Paşa’ya gelir.

Meşrutiyetten Cumhuriyete geçiş sürecinde ve sonrasında düşünceleriyle siyasi, sosyal ve edebi alanlarda etkili olan Ziya Gökalp’in, Enver, Talat ve Mustafa Kemal ile ilgili övgü şiirleri, zaman ve kişiler değişse de değişmeyen bir ifade ve söyleme sahiptirler. Onun, 1915 yılında Enver Paşa ve Talat Paşa için “Türk Kahramanları”na ithafıyla yayımladığı şiirler, 1922 yılında Mustafa Kemal için kaleme aldığı şiirlerle birlikte biçim ve söylem olarak yeniden yazılsa da içerik olarak hemen hemen aynıdır.

Meşrutiyetin ilanından sonraki süreç, özellikle 1911-1915 arası, Ziya Gökalp’in hem fikri olarak hem de eylem olarak radikal bir İttihatçı olduğu dönemidir. Kuşkusuz, Ziya Gökalp’ın o dönemdeki başarısında Talât, Enver ve Cemal paşaların tutumu etkili olmuştur hep. Çünkü İttihat ve Terakki’nin bu ileri gelen üç silahşörü, Gökalp’a dört elle sarılmış ve tüm güçleriyle ona yardımcı oldukları gibi, yaptıklarını denetleme gereğini de duymamış, yalnızca kendisine inanmışlardı.

 Osmanlı imparatorluğunun parçalanması, Turan imparatorluğu kurmayı arzulayanların iştahlarını kabartarak alevlendirmeye başlamıştır. Ziya Gökalp, Enver Paşa için yayımladığı şiirden yaklaşık 20 gün sonra çıkan Tanin’inde, bu kez Talât Paşa için yazdığı bir şiiri “Türk Kahramanları II” başlığıyla yayımlar. Peki kimdir bu Talat Paşa?

Talat Paşa, çalışma hayatına Edirne’de Posta ve Telgraf İdaresinde memur olarak başlamış ve sadrazamlığa (başbakanlığa) kadar yükselmiştir. Genç yaşta Jön Türklere ilgi duymaya başlayan Talat, Ahmet Zeki Bey’le İttihat ve Terakki’nin Rusçuk teşkilatında çalışmaya başlamış, ardından gelen yıllarda, cemiyetin en üstü mevkiine kadar tırmanmıştır.

 İttihatçılar içinde, Enver Paşa, Almanlar tarafından sevilen ve askeriye içinde ciddi bir etki alanına sahip biri olarak görülürken, Talat Paşa, İttihat ve Terakki’nin içine ve işleyişine egemen ve örgüt üzerinde etkili bir isim olarak öne çıkar.

Gökalp’in İttihatçı paşalar için yazdığı şiirler, İttihatçıların tek başına iktidar oldukları, hatta Enver, Talat ve Cemal paşaların politik ve askeri nüfuzuna istinaden “üç paşalar iktidarı” veya “Triumvira” (üçlü yönetim anlamına gelen ve İttihat ve Terakki’nin Talat Paşa-Enver Paşa-Cemal Paşa iktidarını anlatmak için kullanılan siyasi bir terim) diye anılan tarihi bağlamda yayımlanmıştır.

 Ziya Gökalp’in Talat Paşa için yazdığı şiir, genelinde onun birleştiricilik, örgütleyicilik özellikleri vurgulanır. Şiir şöyle başlar:

“Bütün kalbler Leibnitz’in Monad’ı

Gibi – şahsî bir tül ile örtülü –

Birbirine kapalıyken.. Parladı

Millî bir nur, şeffaf etti o tülü…”       

          Gökalp, şiire ünlü Alman felsefecisi G. W. Leibniz’in monadolojik düşüncelerine değinerek şiirine başlar. Şiirin ilk kez yayımlandığı Tanin’de bu bölüm için ayrıca açıklayıcı bir not düşülür.

          Düşülen notta, monadların varlığın bütünlüğünü oluşturan bölünmez, ruhî cevherler olduğu vurgulanır. Alman felsefeci Leibniz, Monadoloji’de, monadların penceresiz, kapalı, birbirini değiştiremeyen cevherler olduğunu söyler. Onlar, her şeyin temel öğesi olmakla birlikte evreni oluştururlar. Bir anlamda her tekil monad tüm evrenin aynasıdır. Evrendeki, düzen ve ahenkle birlikte mekanik olarak hareket içindedirler.

Monadlar, evreni anlamaları bakımdan karanlık ya da açık oluşuyla hiyerarşik bir şekilde düzenlenmişlerdir. Düzen, en alttaki maddeden en üsteki Tanrı’ya doğru algı açıklığıyla, akli üstünlükle yükselir.

Gökalp’in, mazmun (imge) olarak kullandığı şiirde Talat Paşa, birbirini idrak edemeyen monadları bir araya getiren, onlar arasındaki iletişimsizliği kuran, hiyerarşik olarak üst düzeyde yer alan bir monad bileşimidir. Talat Paşa millî bir ışık olarak, karanlıkta tekil monadların yani halkın üzerindeki tülü kaldırmış ve karanlığı çözmüştür. Böylece birbirini anlayamayan, kapalı, tekil cevherleri bir bütünlük içinde birleştirmiş ve örgütlemiştir. Şiirin ikinci dörtlüğünde de aynı doğrultuda övgü devam eder:

“O nur senin zekândır ki fark eder

Tezatların içindeki âhengi..

Mezcederek yine bize zerk eder,

Önce bizden topladığı bin rengi…”

 Dâhi fertler, çoğunlukla türleri bir olan toplumsal kitleler içinde yetişir. Onlar, milletleri dalgınlık halinden kurtararak tarihi sıçramalara yönelten kişilerdir. Talat Paşa, zekâsı ve çevresine yaydığı ışıkla dâhi grubuna girmektedir. Bu nedenle şiirde akli üstünlük vurgulanır. Şiirin üçüncü dörtlüğünde:

“Sen canları birleştiren bir ruhsun,

Vicdanını sende görür cemiyet,

O bir necat teknesidir, sen Nûh’sun,

Sen olmasan öksüz kalır bu millet…”

Talat Paşa, insanları, milleti ve cemiyeti birleştiren ruhtur. Büyük tufanda tüm canlıları kurtaran Nuh peygamber gibi, o da tüm milleti felaket günlerinde kurtaran necat teknesi ve kurtuluş gemisidir. Nuh’un tüm canları kurtarışı gibi milleti kurtaran Talat Paşa, milletin babası olarak adlandırılır.

Talat Paşa olmasaydı, millet öksüz kalırdı. Bu anlamda, milleti var eden, birleştiren, kurtaran baba figürü Gökalp tarafından şiirleştirilir. Şiirin son dörtlüğünde övgü, Talat Paşa’nın karakterine yapılan vurgularla devam eder:

“Türk neferi gibi temiz yürekli:

Tesallufsuz, tefâhursuz bir alpsin..

Türk tarihi gibi nâmus heykeli,

Hiçbir zaman sarsılmayan bir kalpsin.”

Şiirde geçen tasalluf: Kibirlenmek ve övünmek anlamındadır. Böylece Gökalp, Talat Paşa’yı kibirlenmeyen, böbürlenmeyen ve kibirlenmeyen bir “Alperen”e benzetir.

Talat Paşa, aslında telgraf deposu memurluğundan bakanlığa ve sadrazamlığa (başbakanlığa) kadar yükselmiştir. Enver Paşa gibi askerî bir eğitimi veya geçmişi yoktur. Gökalp’in burada onu temiz yürekli Türk askerine benzetmesini, ona askerî nitelikler atfetmek için yapıldığını söyleyebiliriz. O, kendini övmeyen, kibirsiz bir “Alp”tir. “Alp,” eski Türklerde büyük ve cesaret isteyen işleri başaran kahramanlara verilen isimdir. Bu kahraman, Türk tarihi gibi temiz ve namuslu bir heykelle imgelenir. Heykel benzetmesi akıllara hem öne çıkan eşsiz bir sembol oluşu hem de kalıcılığı/bakiliği getirir. Bu anlamda, Talat Paşa, tarihe kazınıp hep kibirsiz, alçak gönüllü, temiz ve namuslu bir kahraman olarak hatırlanacaktır.

Gökalp’in methettiği Talat Paşa ve Enver Paşa, yani “Türk kahramanları,” I. Dünya Savaşı sırasında ve sonrasında aldıkları kararlar ve yaptıkları eylemlerle Osmanlı’nın dağılışında büyük pay sahibidirler. I. Dünya Savaşı’nın hüsranla sona ermesinden sonraki süreçte sosyal ve siyasal gündem değişir. İttihat ve Terakki Cemiyeti kendini fesheder. Üç paşa, bir Alman torpidosuyla yurt dışına çıkarlar. Gelecek yazıda İttihatçıların yurt dışına hazin çıkışını ve şiirde Mustafa Kemal övgüsü ele alınacaktır.(SÜRECEK)

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Şakir Diclehan’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.