Şakir Diclehan Yazdı: Yeni Bir Çağ İçin Yeni Bir Gençlik Gerekli

20.03.2024

Gelen yeni bir dünyadır. Savaşlı bir dünya da olabilir, barışlı bir dünyada… Bu dünya için ne tür bir hazırlık içinde olmalıyız? Yeni bir geleceğin ve yeni bir dünyanın, yeni bilinmezin karşısında duyulan heyecanımızın dozu ne olacaktır veya ne olmalıdır?

Bir toplumda politika, kendi alanının dışına taşımış, diğer bir deyişle araç olmaktan çıkıp amaç olmaya yüz tutmuşsa, o toplum için tehlike çanları çalmaya başlamış demektir. Bugün ülkemizde görünen manzara budur.

 Aslında uzaklara bakmasını bilmek demektir politika sanatı. Halkın ruhundan ve duyarlığından haberli olmak demektir. Bir inancın, bir düşünce ve idealin gerçekleşmesi için bir araya getirilen araçlar bütünü olması gerekirken, çağımızda kendi başına bir var oluş halini almış, düşünceleri ve ülküleri alet etmeye başlamıştır politika… Gönlüne kök saldığı insana etki etmek artık son derece güçleşmiştir. Ne derseniz inanmayacaktır. Kendisine empoze edilmiş politik perspektiften bakacaktır her şeye… Yani politikanın, ruhuna yerleştirdiği açıdan… Duyarlılık, merhamet, müsamaha, fedakârlık ve hoşgörü gibi kavramlar, artık politikada görülmez bir noktaya varmıştır…

Bozuluşun nereden başladığını ve nereden doğduğunu anlamadan veya hiç olmazsa sezmeden toplumun düzelmesi mümkün değildir. Bozuluşu anlamak için de kriz dönemlerinde inançlarda, ahlakta, bilimsel çalışmalarda, ailede, adalet mekanizmasında, vücut ve ruh sağlığında, eğitimde, teknolojide ve ekonomik yaşayışta ne gibi bir değişim olmuştur?

Bir toplum, yirmi dört saat içinde değişmez ve bir yerden bir yere gelmez…  O toplum ve halk, nereden nereye gelmiştir? Eski yaşayışıyla yeni yaşayışı arasındaki farklar nelerdir? Bu değişmeler, ne gibi tarihi olaylar aracılığıyla gerçekleşmiştir? Tüm bunları incelemek ve bu noktalar üzerinden tarafsız tespitler yapmak şarttır ki, verilerin ışığı altında bulunan gerçekler ortaya çıkabilsin ve ona göre çareler aransın.

Birincisi ve özellikle toplum tarafından saygı duyulan ve kültürüyle insanları etki altına alan insanlar, tamamen politize olmuşlar. Örneğin 1970’li yıllarda Mahir İz adında bir hocamız vardı. Bir kanaat ve gençlik önderiydi Mahir Hoca…

Bugün adı değiştirilen ve İlahiyat Fakülteleri olarak gündemdeki yerlerini alan okulların eski adı, Yüksek İslam Enstitüleri idi. Öğrencisi olduğumuz İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü’nde Mahir İz Hoca bizim tasavvuf derslerimize geliyordu. Derin bir kültürü vardı ve hitabetiyle insanları etki altına alabiliyordu. Mahir İz, uzun yıllar edebiyat hocalığı yapmıştı. Öğrencilerinden birçoğuyla ilişkisi sonradan da devam etmişti. Kışın Erenköy’de, yazın Emirgan’da oturan Mahir İz, havanın elverişli olduğu cumartesi günlerinde, Emirgan’da, Çınaraltında öğrencileriyle çevrili bir şekilde görmek mümkündü. Bazen de Yahya Efendi Dergâhında sohbetler yapardı.

Sezai Karakoç ta Mahir Hoca’dan övgüyle bahseder ve onunla olan tanışıklığını şu şekilde kelime kalıplarına döker: “Sanırım, kendisiyle İhsan Babalı’nın yazıhanesinde tanıştım. Bir kaç kez de orda gördüm. Nazik bir insan izlenimi bıraktı üzerimde. Ancak hiç bir sohbetinde bulunmadım. Görüşmemizde iltifatkâr davranmış, genç yaşıma rağmen düşünürlük atfetme nezaketinde bulunmuştu bana. Hatta imzaladığı bir kitabında da bu türlü bir iltifatta bulunmuştu.”

Mahir Bey, öğrencilerine edebiyat kültürü yanında, geçmişimizi sevmek, ahlâk ve davranış güzelliğini kazanmak ve İslam’ı kavrayıp yaşamak için gerekli bilgiler veriyor ve onları bu yolda teşvik ediyordu. Dar bir cemaat anlayışı değil, geniş bir İslâm kavrayışı, düşüncesinin özelliğini oluşturuyordu. Yeni edebiyata kapalı olması bir eksiklik idiyse de, bir kusur gibi görülmüyordu, eskisine olan vukufu, sevgisi ve onu yeni nesillere aktarma gayreti sebebiyle… Nesillerin yetişmesinde, fikir cephesine de önem vermekle birlikte, bunu bir kavga veya savaş biçiminde değil de, evvelki nesillerin yetişme tarzı gereği, yumuşakça yapma şeklinde düşünüyor olmalıydı. Çünkü tavır ve hareketi böyleydi.

Ortadoğu denilen bölgedeki toplumların en büyük sancısı, medeniyeti tümüyle ayakta tutan inancın, belli bir süreçte, siyaset camiası tarafından ve devlet adamlarınca toplum hayatından atıla atıla bir köşeye sıkıştırılması, kendilerine göre sadece ibadet kavramına hapsedilmesi ve ötesinden soyutlanması. Bu da gençliğin, bir nevi inançtan uzaklaştırılmasını doğurmuştur…

Bozuluş ve çürümüşlük, nereden başlamışsa, oradan işe başlamak, başta  gençlik ocağı liselerle üniversiteler olmak üzere, onları insani değerlerle yetiştirmek ve kişilik verici bir iklim ortamını yaratmaktır. Gerisi laf u güzaftır ve boş bir politik uğraştır.

 

Şakir Diclehan’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.