Sedat Doğan: 2024 Yerel Seçimleri Şifreleri, Kazanan ve Kaybedenleri

05.04.2024

Bu yazıya başlamadan önce bu yazının ve hikâyenin özeti bu olsun.

“Ellerinde bu ülkede güç ve imkânların tümü olduğu halde Hakkı ve Adaleti ayakta tutmayanlar. Yoksulu, Yetimi hor görüp, ezilmelerine daha fazla yol açanlar, hakkın sinesine dokundular. Hakkın ve Yoksulun sinesinin ahına çarpıldılar. Böylece bu dünyadaki imtihanlarında zelil oldular. Öte dünyada ne olacakları ise hakkın tasarrufunda. Bu hikâyenin özeti bu…”

Bu seçimin Şifreleri:

Demokrasileri, Ekonomileri ve en önemlisi de Hukukları gelişmiş Medeni toplumlarda büyüğünden küçüğüne kadar bütün siyasi partiler, topluma daha iyi bir gelecek ve hizmet için hile hurdası olmayan, eşit ve adil koşullarda bir seçim yarışına girerler. Bu şartlarda halkın teveccühünü kazanan hangi parti olursa, yönetim koltuğuna o oturur…

Gelişmemiş toplumlarda ise özellikle adı Müslüman ama Siyasi, Politik, Ekonomik ve Hukuki pratikleri ve politikaları Müslümanlığın yanından bile geçmeyen, her şeyleri daha çok ilkel toplumlarınkine benzeyen toplumlarda ise bir kişi veya ekip, çok şaibeli şark oyunları ile bir şekilde başa gelir. Sözüm ona meşruiyet gereği, formalite icabı, kendilerine belli bir süre belirlerler.

Bu süre zarfında Milletin varını, yoğunu, kanını-iliğini dahi son kertesine kadar kemirir, kullanırlar. Belirlenen süre bitiminde ise bu konforunu tekrar sürdürmek için bin bir hile, şaibe içeren bir seçim tiyatrosu ortaya korlar…

Oysa yukarıda adı anılan medeni toplumlarda Siyaset, milletin meşru talep ve beklentilerini yerine getirmek için yapılır. Bu talep ve beklentileri doğru okuyanlar kazanırlar. Yanlış okuyanlar, millete kendi özel emir ve taleplerini dayatanlar ise sandıkta kaybederler. Bu işin en doğal hali ve hukuku budur. Bunun dışında başka bir yol ve izahı yok…

Bu bağlamda 22 yıl önce, Prof.Necmedin Erbakan’ın milli Görüş çizgisi partilerinden Yenilikçi Kanat olarak kopan bir gurup Muhafazakâr etiketli Türk politikacı 3Y Sloganı ile yani Yasaklar, Yoksulluk, Yolsuzluklar ile mücadele için AKP(Adalet ve Kalkınma Partisi)’yi kurdular. İlk bir kaç yıllarında bu pratiklerini düzgün bir şekilde hayata aktardılar.

Bu durum, milletin çoğunluğunda sanki hep kalıcı olacakmış gibi bir bahar havası yaşattı. Bunun ardından tam 22 yıldır hem Genel, hem Yerel siyasette, bu ilk birkaç başarılı yılın sermayesinden yiyerek, ayakta duruyor. Ancak bu süre zarfında, iktidarın verdiği güç ve kibir ile ilk baştaki hemen her doğru politikasını ters yüz ederek, halkın sırtında bir an evvel atılması gereken bir kambur haline dönüştü. En başta Ekonomi ve Hukuk alanında olmak üzere iç ve dış siyasette ortaya koyduğu yanlış pratiklerle 80 Milyonun 60 milyonunu korkunç bir yoksulluk, sefalet ve hukuksuzluğun pençesine sürükledi.

Aşırı zamlar, vergiler ve yanlış faiz ve para politikaları yüzünden zar zor geçinenlerden alıp zenginin kasasına aktaran, otomatik bir mekanizmaya dönüştü.
Alın teri ve emekleri ile Çalışanlara, Emeklilere en alt düzeyde bir sefalet ücreti reva görürken, bütçe yetersiz diyor, ancak yandaş elitlerine 4-5 ballı maaş ve yandaşlarına gizli ödenekten, hesapsız, kitapsız ulufeler verirken hiç bütçe ve imkânlardan söz bile etmiyor…

Toplumun çoğunluğunu oluşturan alt ve orta gelir sahiplerini unutup sadece Zenginleri, holdingleri ve yandaşlarını kollayan bir parti haline dönüştü. Yakın geçmişte hemen hemen aynı sağ kodlara sahip ANP ve DYP’nin içine düştüğü yozlaşma ve çürümeyi bile geride bıraktı. Çünkü onlarda hiç olmazsa tek adam rejiminin yarattığı bir korku iklimi yoktu.

Tam da burada bu soru sorulmazsa konu açığa kavuşmaz. Geçmişte kendisine oy verdikleri halde kimleri mutsuz edip, kendinden soğuttu, hatta düşman bir hale getirdi?

Siyasi Sosyal politikalarda önce Feto cemaati ile zımni bir ortaklık kurdu. Sonra 15 Temmuz darbe kalkışmasından sonra suçlu suçsuz, çoğunluğu onlardan ve Kürtlerden olmak üzere sayıları milyonlara varan bir KHK’lı mağdurlar ordusu oluşturdu.

İlk başa geldiğinde herkese dağıttığı gibi, Kürtlere de güzel bir geleceğe dair umut gülücükleri dağıttı. “Sözde Çözüm Süreci”nden önce “Kürt sorunu benim de sorunum. Ben bu sorunu çözerim” meyanında sözler kurdu Diyarbakır’da. Sonrasında yüz seksen derece bir ters açı ile rotayı mhp Milliyetçiliğine çevirdi. Kurt sorunu yok dedi. Hdp geleneğindeki Kürt legal siyasetine KCK operasyonları, aynı partiden seçilen belediye başkanları ve meclis üyelerine iki defa üst üste haksız yere ve çok absürd gerekçeler ile Kayyım atamaları. Bu seferki denemeler üçüncü olacak… Sözünü ettiğim absürtlüğe bizzat tanık olduğum yaşanmışlık üzerinden kısa bir açıklama yapmam gerekir. Mart 2019 yerel seçimlerinde ben kendim kürdi ittifak kotasından Diyarbakır Büyük Şehir meclis üyesi olarak seçildim. Seçimler 31 Martta bitti. Aramızda KHK’lılar vardı. Bu yüzden mazbatalarımızı ancak 17 Nisan 2019’da alabildik. Oysa Diyarbakır Valiliği 1 Nisan Şakası niyetine tam da 1 Nisanda Selçuk Mızraklı Başkanlığındaki Meclisimiz hakkında Kayyım atama talebi ile bir yazı yazıyor. Gerekçesi ise “Belediye Kasasından Dağa para göndermek.”

Oysa daha meclis bile kurulmamış. Ortada ne kasa ne de para falan yok. Ama çok bilge bir Adalete sahip haşmetlû devletimiz hakkımızda Kayım fermanı buyuruyor… Sonra Hendek faciası ile örgütlü kötülük, kötülükte final yaptı. Bu ülkede yaşayan 30 milyon kürdün rahat 25 milyonu Devlete ve dolayısı ile bu hükümete küskün, kin ve nefret yüklü kapalı devre bir yaşama sürüklendi…

Ekonomik politikalarda ise Emekliler, Asgari Ücretliler, Orta sınıflar, Esnaf ve alt gelir guruplarını, dengesiz döviz kurları, fahiş zamlar ve Adaletsiz vergiler ile toplumun bütün kesimlerini dengesiz bir ekonomi yüzünden sonu gelmez bir mutsuzluk ve umutsuzluğa sürükledi. Bütün bu katmanları üst üste koyduğumuzda bu hükümetin bu halktan hatırı sayılır bir onay alması, mantıken düşünülemezdi. Bunun neticesinde bütün bunlar halkı meşru bir zeminde hesap sormaya sürükledi. Bunun adı da sandıkta hesap sorma oldu. Nitekim sorulması gereken hesap çok aleni bir şekilde sorulmuş oldu…

Bu meyanda birkaç metaforik cümle ile meseleyi toparlayalım…

Yasaklar, Yoksulluk, Yolsuzluklar ile mücadeleden vaz geçmek, Adamı çok dipten götürür. Hiç haberi bile olmadan adeta yere çakar.

Bu bağlamda Süleyman Demirel’in “Boş Tencerenin devirmeyeceği İktidar yoktur.” Çarpıcı tespiti bir kez daha acı bir şekilde kendini yeniledi.

Dengesiz Ekonomilerde her Zam bir kıyımdır…

Kendilerini kaybedenler kaybediyor. Ya inandığınızı yaşarsınız. Ya da Yaşadığınız gibi inanmaya mahkûm olursunuz…

Korkun sessiz yığınların öfkesinden. Hor görmeyin sessiz garipleri. Onların tokadı ağır bir ses getirir…

Emeklileri Âdem’den saymayanları Emekliler de Adamdan saymadı. Olay bu kadar net.

Bu seçimin Kazananları ve Kürtlerin içinde bulunduğu durum:
Aylardır temelsiz, yalan ve hileler yüklü propagandalar ile kafalarımız şişirildi. Herkes sadece en temiz olanın kendisi olduğu ve karşıtlarının külliyen yalancı ve sahtekâr olduğu iddiasında idi.

Oysa “oylarını satan” şuursuz robotlar hariç, vicdanı ile hareket eden millet, bunların hiç birini kale almadı. Kimin ne kadar doğru ya da yalan söylediğini, kendisi belirledi.
Bu minvalde kimse bu topraklarda yaşayan milletleri, Kürtleri-Türkleri, amiyane bir tabir ile ebleh yerine koymasın. Eğer bu seçimde illa bir kazanandan söz edilecekse bütün Türk Partileri, başta AKP olmak üzere ve sözüm ona Kürt Partileri de dâhil, el birlik çalışıp çabaladılar, çaldılar, çırptılar. Türk Kızıl tonlu Kemalizm’ine altın tepside bir zafer hediye ettiler. CHP’yi müthiş bir şekilde parlattılar. Türk muhafazakârlığının yeni temsilcisi Erbakan’ın oğlu da es kaza aradan çıktı. Bu iki klik dışında bütün partiler adeta çakıldı.

AKP’nin kaybedişi hepsinin ayıbını biraz örtüyor. Yoksa hepsi boyunun ölçüsünü aldı. Burada hepsinin adını teker teker sıralamaya gerek yok. Daha önce aldıkları oy itibari ile Büyük olanlar büyük, küçük olanlar da kendi çaplarına göre kaybettiler. Çünkü bu millet artık sahtekârlıklardan bizar olup, şu anda ekonomik ve sosyal açıdan dibe çökmüş bir hali yaşıyor…

Bu seçimlerde de, diğer seçimlerde de Türk Partilerinin Türk milleti adına doğru ya da yanlış bir stratejileri ve iddiaları vardı. Ama özellikle son üç seçimdir, Kürt Partilerinin, Kürtler adına siyaset iddiaları olan parti ve oluşumların Kürt milletinin meşru kazanımları için somut, görünür bir stratejileri yoktu maalesef… Hiç durmadan bir Sofi’nin virt ve tesbihatlarını tekrarlarcasına, Birileri bize yanlış yapıyor, iddialarına dayalı ajitasyonlar ile kitleleri manipüle etmek, bu iddialar doğru olsa bile, doğru bir siyaset yapmak değildir.

Bir kaç milletvekili ve Belediye kazanmak, bir millet adına üretilen bir siyaset değildir. Olsa olsa bazı kliklerin bir şeyleri pazarlama karşılığı, çok ilkesiz bir rant siyasetidir.
Bu millete yapılan temel yanlışları kalıcı bir şekilde ortadan kaldırmak, onun adına totalde stratejik bazı kazanımlar elde etmek, doğru bir gelecek inşa etmek, bir siyaset üretmektir.

Dün AKP ve arka bahçesi kazanıyordu, CHP ve havzası ise kaybediyordu. Bu gün ise tam tersi oluyor… Peki, dün de bu gün de Kürtler ne kazandı? Hiç bir şey…
Evvelsi gün CHP bloku, dün AKP ve MHP bloku Kürt milletini bir bahane ile dövüyordu. Bu gün ve yarın iktidar olduklarına tekrar CHP ve Ümit Özdağ kafası dövecek. Birileri buna Kürt siyasetinin büyük kazanımları diyorlarsa, kusura bakılmasın, akıl ve izan sahipleri onlara cahil bile demiyor. Çok başka bir şey diyor…

Kendisini oluşturan kadim değerlerine sahip çıkamayan toplumlar, kendisini yok etmek isteyen toplumların değerlerine önce mahkûm olup onlara köle, sonra da başkalaşıp yok olurlar…

Türk siyaseti, Kemalizm’in tonları arasında nöbet değişimi yaptı. Peki, Kürt siyaseti ne yaptı? Ortalama kırk- elli yıldır hep yaptığı gibi Kürt Mazlumu veya mazlumları dövecek Zebella merhametsizlerin sopalarını, kıyafet, saç, sakal ve bıyık türlerini tanımak için ısınma turları düzenlemek ve ağlama tonunu ayarlamakla meşgul…

Daha seçimler bitmeden Van’da Kürtlerin iradesine Kayım atama açılışı yapıldı. Belli ki devamı da gelecek…

Bir Kürd olarak bunu bütün kalbimizle kınıyoruz. Herkesi salak, sadece kendi dar kliğini bilge sayan Kürt siyaset simsarları neyin karşılığında İstanbul’u ve daha pek çok yeri CHP’ye hediye ettiniz?

De haydi Görelim Kemalist dost CHP’nizi Van’a bu üçüncü defadır atanan Kayımı geri aldırsın… Görelim demokratik dostlarınızı…

Kürtlerin dar klik aklının, sözde demokrasi dostu ve yareni CHP neden bu kayıma karşı sus pus? Başta İstanbul ve daha pek çok yeri kürdün iradesi ile bir arızalı bir solculuk aşkı uğruna Kemalist CHP’ye hediye eden Kürd siyaset simsarlığı, geleceği gün gibi aşikâr, ebleh Sultan’ın bile ön görebildiği bu felaketin hesabını Kürd milletine vermek zorunda…

Yok, bu konuda eğer esas amaç Kürtlerin oyları ve iradeleri ile beyaz Türkler mevki, makam, rant sefası sürsün. Kürtler de Kayım, biber gazı, cop, tazyikli su, kurşun, sürgün ve hapis yesin… Diyorsanız, şunu kesinkes bilin ki o tavşan çoktan öldü gitti… Kürtler artık, Oh ne ala demokrasi yoldaşlığı, deyip bu hastalıkla dalga geçiyor…
Bütün dünya bilsin ki Kürtler hiç bir zalime boyun eğmediği gibi, kaypaklığın oyununa ve gazına gelen ahmak Kürtler de bitti artık. Dostluğu da, düşmanlığı da mertçe yapar Kürtler…

Kürtler, iki gündür Vana atılmaya çalışılan kayım yüzünden yine diken üstünde. Bereket YSK bu yanlıştan şimdilik döndü. Toplum sakinleşti artık. İnşallah yeni bahaneler ile bu yanlışa tekrar dönülmez… YSK’nin geri adım atıp Mazbatayı asıl sahibine, yani Dem’li aday Abdullah Zeydan’a vermesi üzerine kronik müzmin sol aşkıyla sola yaltanmaya çalışan kimi Kürt trolleri Wan’da xelkler kazandı, diye horon tepmeye çalıştılar. Oysa işin aslı hiç de öyle değildir. Bir kazanan varsa o da Kürt milletidir.. Başka xelkler de, bir çeşit namus borcu olarak Kürt ve Kürdistan milletine destek vermişlerdir. Yapılması gereken onlara layığınca bir teşekkürdür. Olay bu…

Bu seçimin özeti ve Kaybedenleri:

Bu seçimde sadece iktidarda olan AKP-MHP bloku kaybetmedi. Onlara güya muhalefet eden pek çok muhalefet partisi artık sadece tabela partisi haline geldi. Bol keseden Atıp tutan, kesip biçen sözüm ona muhalefet ederken, iktidardan bile daha korkunç yanlışlar yapan, el altından iktidara yaltaklananların çoğunun adı bile artık anılmayacak.

Dünyanın hiç bir yerinde Siyaset Kurumu, bu ülkede düştüğü kadar ayağa düşmedi, bu kadar Kalitesizlik ve Ahlaksızlık sorunu yaşamıyor. Bu seçimin en çarpıcı sonucu bu. Siyaseti bu kadar ayağa düşen bir ülke, sorunlarını nasıl çözebilecek ki?

Çünkü bu seçimde Muhalefet Partileri, bu topraklarda yaşayan milletler ve halklar için umut verici, yeni bir şey söylediği için bir şey kazanmadı. İktidar çok orijinal, telafisi zor yanlışlar yaptığı için kaybetti. Bu İktidarı Masum ve Mazlumların ahı çarptı…

Hak bulandırılıp sulandırılırsa yerini karanlık bir batıl alır. Bu topraklardaki obur, şuursuz, sarhoş, yalaka, sözüm ona İslamcı ve güya dindar güruh, bunu bir türlü idrak edemedi. Bütün temiz dindarların geleceğini belirsiz bir karanlığa mahkûm etti. Oysa temiz bir dindarlık su gibi berrak bir hakkı, adil bir şahitliği, onurlu eşit bir paylaşımı, Temiz bir alınteri,kutsi bir emeği, net bir meşvereyi,Bal arılarının sosyal katılımı, Kuşların kanat çırpınışı gibi somut bir özgürlüğü öneriyordu…

Ve ne yazık ki bu muhteris güruh, bu obur talan ve tuğyanı ile bütün bu kutsalları ve daha fazlasını anlam kaybına uğratıp, eli ayağı temiz masum ve mazlumlar için karanlık bir geleceğe zemin hazırladı…

Bu toprakları nasıl bir gelecek bekliyor, belli değil. Çok net olarak belli olan bir şey var. İki şey burada yaşayan insanlar nezdinde artık hiçbir şey ifade etmiyor. Bir şey de çöktü.

1.içi boş din satıcılığı ve şarlatanlığı.
2.Zübükzade siyaset sahtekârlığı artık sadece kara mizah konusu için dile geliyor.

Çöken şey ise Tek Adam Rejimi…
Bunu Kürt, Türk hiç kimse artık kabul etmiyor. Eğer yarının siyaseti buna göre kendini dizayn etmezse daha nice çöküşler yaşanacak…

Son sözler niyetine:

Bu ülkede üç önemli şeyi Adalet ve vicdan ekseninde adam gibi rayına oturtmayan hiçbir iktidar dikiş tutturamayacak. Yaşadığımız son yüz-yüz elli yıllık tarih ve iktidarlar serüveni bunun şahididir.

Nedir o üç şey?

1.Yüz yıldan fazladır sadece nobran bir kan, gözyaşı, ölüm, katliam, göç, talan, hapis ve sürgün üreten, vahşi bir güç ile hakları bastırılan, en temel insani ve milli haklarından mahrum bir yaşama mahkûm ettirilen, sürekli sorun olarak görülen Kürt meselesi Akıl, Vicdan, Adalet, feraset ve eşitlik temelinde kalıcı, barışçıl bir çözüm bekliyor… Bu çözümsüzlük sadece
Kürtlerin hayatını zindana çevirmiyor. Bir girdap gibi bu havzada yaşayan herkesin yaşamını dibe çekiyor.
2.Herkesin onuru ve helal kazancı, üretim ve emeği ile onurlu bir şekilde yaşayabildiği ekonomik bir düzen.
3.Herkes için Adil, eşit ve onurlu bir hukuk ve Adalet.

Güç ve imkânların tümü ellerinde olduğu halde Hakkı ve Adaleti ayakta tutmayanlar, Yoksulu, yetimi hor görüp daha fazla ezilmelerine yol açanlar, hakkın sinesine dokundular. Hakkın ve yoksulun ahına çarpıldılar. Böylece bu dünyadaki imtihanlarında zelil oldular. Öte dünyada ne olacakları ise hakkın tasarrufunda. Bu hikâyenin özeti bu…

Bu iktidar miadını doldurdu. Umarım yeni iktidar adayları temiz bir akıl ve vicdan sahiplerinin uyarılarını duyar. Toplumun hal ve hassasiyetlerini dikkate alır. Yapılan yanlışları tekrarlamaz. Herkes için doğru bir gelecek inşa etmek için doğru bir çaba içine girer…
Aydınlık yarınlar umudu ile…

5 Nisan 2024 /Diyarbakır

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.