Sedat Doğan: Bin yıllık Sanal Bir Kardeşlik ’ten Somut Kürt Dili ve Kelimeleri Yasağına…

08.01.2022

Bu toprakların içler acısı tirajı komik, bir o kadar da can alıcı bir hikâyesi vardır. Aşkları bile kişiyi merez eder, kanser eder, verem eder. Ancak hastalığının en son raddesinde alıp ölüme gönderir…

O kadar acımasızdır ki, ne insan gibi yaşamasına, ne de mertçe ölmesine bile izin verir…

Çünkü âşıktır ya, merez’dir ya. “Ya benimsin ya da kara Toprağın”sın, sevdası ile yanıp tutuşur, karındaşım benim. Tıpkı Karındeşen Jack(*) gibi… Karındeşen jack’ın kimleri, hangi duygularla yok ettiğini merak edenler, ekteki linke bakabilirler.

 

Bu bağlamda ele alacağımız hikâye, Çocukların bile artık gülemediği, Kargaların bile bayamadığı, bin yıldır var olduğu söylenen. Ve hiçbir zaman akıl ve vicdan temelinde, olması gerektiği gibi yaşanamayan Sanal Türk-Kürt Kardeşliği ve onun üretimi Kart-Kurt-Kürt Masalı türü bir hikâyedir…

İşte bu hikâye, 1000 yıllık sanal bir mazisi olan bir Türk-Kürt kardeşliği hikâyesidir. Oradan da artık bütün boyutları ile bir Kart-Kurt-Kürt masalı üretebilen bir hikâyedir. İşte bu hikâyede üretilen bu masala artık hem çocuklar güler, hem de kargalar bayılır.

Ama bu hikâyenin hakkını büsbütün yememek lazım. O kadar da acımasız olmaya gerek yok.  Özellikle Türk cephesinde,  kendisine ihtiyaç duyuldukça, en canhıraş, en samimi, en mümin-dindarane, en halisane-Müslümanca bir teslimiyet kılıfına bürünen bir duygu ve şekil ile öte tarafı olan Kürtler hep yardıma çağrılmıştır. Ve çok gariptir ama bu talep her zaman karşılık da bulabilmiştir.

Ve ne yazık ki, yardıma çağrılan ile iş görüldükten sonra da, maalesef en acımasız bir şekilde çöplüğün en dip noktasına kadar fırlatılmıştır. Bu yetmemiş, bütün varyantları ile üzerine beton bile dökülmüştür. Kökü kazılmaya çalışılmıştır.

Bunu nereden mi çıkarıyoruz? Tarihten ey aziz ve azizeler.

Bize aktarılan tarihten. Buyurun hep birlikte o tarihe bakalım. Söylediklerimize inananamayanlar var ise okullarda kendilerine okutulan tarihlere bakabilirler…

1071 Malazgirt Meydan muharebesinde, Büyük Selçuklu Hükümdarı Türk Sultan Alpaslan, Bizanslılar ile bir ölüm kalım savaşına tutuşuyor. Din-iman ve kardeşlik aşkı ile Kürtleri yardıma çağırıyor. Kürtler ellerindeki bütün güç ve imkânlar ile onu bu badireden kurtarıyor.

 

1514 Çaldıran Savaşında, Sünni Osmanlı Sultanı, Yavuz Selim,

Safevi-Şii-İran şahı İsmail ile Çaldıranda giriştiği ölüm kalım savaşında, otonom Sünni Şafii Kürt Mirliklerini yardıma çağırıyor. Kürtler yine bu talebe olumlu cevap veriyor.

Sonuç her iki taraf da, kendilerine göre karlı çıkıyor. Zira Yavuz topraklarını koruyor. Kürtler de Sünni olan dini yaşamlarını…

 

Osmanlının son dönemlerinde Balkan savaşlarında, Birinci Dünya savaşında, Arap çöllerindeki savaşlarda, Çanakkale’de Kürtler hep Osmanlı ile birlikte hareket ediyorlar.

Son final Kurtuluş savaşında, Anadolu’nun batılı güçler tarafından işgalinde yaşanılıyor. Yine bütün bu savaşlarda Kürtler “ Din- iman- Namus elden gidiyor”, nidaları ile en canhıraş, en dindar, en Müslümanca bir teslimiyet ile yardıma çağrılıyorlar.

Onlara yönelik Hutbeler, Vaazlar irat ediliyor. En etkili ve yetkili Şeyx, Molla, Âlim ve Kanaat önderleriyle çok cansiperane görüşmeler yapılıyor.

Onlara eşit bir ortaklık temelinde, din-iman namus üzerine verilen yeminler ve sözler eşliğinde, çok kallavi ve muhkem ahitnameler veriliyor. Onlar ile Otonom, muhtariyet dâhil, en başta dil olmak üzere bütün değerlerinin korunacağına dair özerklik protokolleri imzalanıyor…

Sonra savaş kazanılıyor. Türkiye Cumhuriyeti kuruluyor. TBMM açılıyor. Türk tarafında Ayakların artık yere sağlam bastığı görülünce, bile-isteye Öküz öldürülüyor. Ortaklık bitiyor. Masalar devriliyor. Ortada ne din-iman ve namus üzerine verilen sözlerin, ne de bin yıldır süren bir kardeşlik masalının bir hükmü kalıyor.

Süreç artık Bin yıllık bir Kardeşlikten, Kart- Kurt- Kürt hikâye ve masallarının uydurulmasına. Kurtların Kuzuları nasıl yem ettiği trajik hikâyelere eviriliyor.

Bin yıllık Hikâye artık Kardeş Kürt’ten çok, eğer ihtiyaç duyulursa Hammal Kürt’e eviriliyor.  Bir Hammalın, toplumsal ve Sosyal konumuna dair söz söylemenin fazla bir anlamı yok.

Acil ve zaruri işler bittikten sonra Bin yıllık Kürt kardeş hikâyesi Hammal Kürde evirildikten sonra kendisine bu hikâyenin bedel ve ödülü olarak Koçgiri, Ağrı, Dersim, Piran, Zilan, Bitlis, Sason katliamları ve Şeyx Said, Seyid Rıza ve arkadaşlarının idamları yaşandı.

Ve onların yanı sıra, o “Din-iman- Namus yeminleri” eşliğinde verilen sözlerin şahitleri olan, sayıları binleri aşan bütün Kürt Önderi ve silahşorları ya idam, ya kurşun, ya hapis ya da Sürgün ile ekarte edildiler. Normal bir yaşam sahnesinin dışına atıldılar.

 

Bunun içindir ki, Kadim Kürt büyükleri şu meyanda Atasözleri ve deyimler irad etmişlerdir.

Roma reş xaîne.( Kara urum-Türk Haindir.) Bextê Roma Reş tûnni

(Kara Urum-Türk’ün baxtı, sözü yoktur. Sözü güvenilmezdir.)

(Vexwarina wan ne avi, ne jî dewin. Soz û bextê wan giş derewin.

( Onların içtikleri ne su ne de ayrandır. Sözleri, ahitleri ve baxtları hep boştur, yalandır)

 

Bütün bunlardan sonra Kart- Kurt- Kürt hikâyeleri, masalları ve Türk-Güneş-Dil ve Tarih Teorileri üretilmeye başlandı. Ama hikâye orada da durmadı. Bir de Cumhuriyetle beraber gelişen bir serüveni var. Bu son 80-100 yıllık süreçte Hammal Kürdün en çok hükümranlık sürdüğü

Topraklarına

Beleş oylarına,

Ucuz inşaat işçiliğine,

Daha ucuz geçici Mevsimlik, tarım işgücüne

Ve dünyaya nüfusunu kalabalık gösterebileceği doğurganlığına,

Yani nüfus gücüne ihtiyaç duymuştur. Gerisi boş bir hava, civadır. Şundan emin olabiliriz ki. Eğer flamingo kuşları veya Leylekler yukarıda belirttiğimiz görevleri ifa edebilselerdi, onlara daha fazla değer verilirdi.

Çünkü bu ülkede 30 milyon Kürt, bu faktörlerin dışında ismi, cismi, Dili, Dini, mezhebi pek bir anlam ifade etmeyen, olmasa da olur, türünden, sadece biyolojik bir varlıktan ibarettir. Tıpkı Kürdistanın param parça edilmiş toprakları üzerinde, hüküm süren devletlerde, aynı kadere mahkûm diğer 20-30 milyonluk Kürt kardeşleri gibi.

Zira ne bu ülkenin, ne de diğer ülkelerin Anayasa ve yasalarında, resmi kayıt ve belgelerinde onların hayrına dair kayıtlı hiçbir şeyleri yoktur.

Son 20 yıllık AKP islamizasyon projesinin başarı veya sarhoşluğunun temelinde yine çok rahatlıkla Hammal Kürtlerin “Din-iman- Mukaddesat” yüklü oyları yatıyor, diyebiliriz…

 

Ama bu sefer işin rengi biraz değişik yaşanıyor.  Çünkü Malı/ Sermayeyi/Döviz ve Altınları götüren götürdü. Hemen her açıdan deniz bitti, Nehirler, Kaynaklar kurudu. Eh işler bozuldu. Bu meselenin artık birilerine fatura edilmesi gerekiyordu.

Fakat bu fatura çok traji komik bir şekilde kesiliyor. Meşruiyet, Uluslararası meşru hukuk normları ve yasal ite, gayri meşru ve gayri yasalitenin elinde artık can çekişip bas bas bağırıyor..

 

Bir yandan Kart- Kurt- Kürt hikâye ve masallarının yeniden güncellenmesine, Kurtların Kuzuları nasıl yediklerine dair trajik hikâyelerin tekrar üretilmesine, Kürtlere dair ne varsa, her şeyin inkârına, tam gaz devam ediliyor.

 

Bir yandan da Anayasal ve yasal hiçbir güvence ve dayanağı olmayan TRT Kürdide, Devletin Kürtlere dair resmi ağızla Türkçe söylediği her şeyi bu sefer Kürtçe de söylerken. Ara taksimlerde Kürtlerin varlığının bir işareti olarak Kürd Edebiyatı klasikleri de tanıtılıyor. Kültür  Bakanlığı, Kürt klasikleri olan Ahmedê Xanê’nin Memû Zinini, Melayê Cizirinin Divanını, Êli Heriri, Feqiyê Teyran’ın eserlerini, Mevlûda Kurdi … gibi eserleri basıyor.

İlkokullarda seçmeli dersler olarak Kürtçe dil lehçeleri seçenek olarak sunuluyor. Bazı Üniversitelerde Kürd Dili ve Edebiyatı üzerine çok ciddi bir çalışma yapılıyor muş gibi bir hava estiriliyor…

 

Bütün bunlar olurken ve bu günlerde kamuoyunun, Döviz ve Enflasyon yangınını,  Yüzde yüzden üç yüzlere varan Fahiş Zamlar ve fiyat artışları hengâmesinde, asgari ücretlilere, özellikle Emeklilere verilen komik taban maaş artışlarını, İstanbul Büyükşehir Belediyesine kayım atamasını konuşurken,

Tam da bu hercümerçte İstanbul’da bir Cumhuriyet Savcısı bazı Kürt Din âlimleri ve onların Vaazlarında kullandıkları Kürtçe kelimeler hakkında “terör propagandası”, ”suç unsuru”,” suç aleti”… gibi ithamlar ile evlere şenlik bir soruşturma açıyor. İstanbul’da yürütülen DİAYDER davasının iddianamesini hazırlayan savcı;

“sanık imamların bu kelimeleri hutbe içinde kullandığını” ve “Ülkemizde kullanılan Kurmançi lehçesinde bulunmayan yöre halkı tarafından kullanılmayan, sonradan PKK/KCK terör örgütü tarafından kullanılıp benimsenen 

“Civak (topluluk, cemaat), Bawermend (İnananlar), Heja (Değerli), Jiyan (Yaşam), Henber (Karşı), Rümet (Onur, Şeref), Parastın (Savunma), Armanç (Amaç), Navent (Orta), Taybet (Özel), Astengi (Sıkıntı), Aşiti (Sulh, Adalet), Ol (Din), Cüda (Ayrı), Davi (Son), Wekhavi (Benzerlik, Eşitlik) Bersıw (Cevap) ve Rojihilat ( Doğu..) gibi

Kürtçe terminoloji kelimeleri kullandıklarını” tespit ederek bu kelimeleri “suç aleti” saydı.

Ben ibreti âlem için bu Savcı beyin Kürtçe konusundaki cehaletini ortaya koymak için yazdığı Kürtçe kelimelerde hiç bir düzeltme yapmayacağım. Bu konuda Kürtçe Dil uzmanları gerekeni yaparlar…

Ben Savcı beyin kullandığı beyin şablonu ve jargon ile bir suç işleyeceğim. Bakalım Sayın Savcı bu sefer buna ne cevap verecek? Ben eminim ki, bu Din âlimleri ve sözünü ettiği örgüt de aşağıdaki kelimeleri yüzde yüz kullanmıştır. Çünkü Ol(Din), Bawerî (inanç), Bawermend (inanan)… Gibi kelimelerini kullandıklarına göre, büyük bir ihtimal ile

 Av( Su), Agir( Ateş), Ax( Toprak), Hewa( Hava), Nan (Ekmek), Roj-Tavâ Rojê (Güneş- Güneş ışığı), Xwedê (Allah- Tanrı), Pêxember (Peygamber), Sahabe (Sahabe- arkadaş- yoldaş), Bûheşt (Cennet), Dojeh (Cehennem), Dayik (Ana)

Gibi kelimeler de kullanmışlardır. Veya kullanacaklardır. Çünkü biz özellikle Türkiye’de yaşayan ve bir de namaz kılan Kürtler, bu kelimeleri günde en az 5- 10 defa kullanıyoruz. Bir de tesbih çeken sofularımız, Dedelerimiz ve Nenelerimiz var…

Aman Allah’ım, bir de buna 101’lik veya 1001’lik tesibahatlar, hele bir de teknolojinin yeni icadı Dijital Zikirmatikler eklenirse, yemin billah ediyorum, Sayın savcının,  bu kelimeler için kelime başı ceza verebilmesi için aylarca hiç ara vermeden, gece gündüz, 24 saat ful mesai yapması lazım. Belki bu durumda, bu ekonomik krizde biraz fazla mesai harcırahı alır ama inan ki buna değmez, çünkü kesin kes kafayı yer. O zaman da hukuk ve zihinsel yeterlilik açısından, insanlara, Kürtlere ceza verebilme ehliyetini yitirir…

Sayın savcı, benim uzattığım bir Hacı Sakalım falan yok ama hayat tecrübemi dinlerseniz, pek çok maslahata binaen siz bu davadan vaz geçersiniz. Ve böylece kendinize bir iyilik etmiş olursunuz. Çünkü her açıdan bu davanın altında kalırsınız… Mesela bu ülkenin Cumhurbaşkanı bir gün Diyarbakır’da veya Kürtlerin çoğunlukta olduğu bir yerde Kürtler için şöyle bir Kürtçe konuşma yaparsa:

Eyy Xwuşk û birayê minî Kurd no (Eyy Kürt Bacılarım ve Kardeşlerim),

Av’a me (Suyumuz), Agir’ê me(Ateşimiz), Ax’a me(Toprağımız), Hewa’me (Havamız), Nan’ê me(Ekmeğimiz), Roj û Tavâ Rojâ me (Güneş ve Güneş ışığımız), Xweda’yê me (Allahımız- Tanrımız), Pêxember’ê me (Peygamberimiz), Sahabê me( Sahabelerimiz- arkadaşlarımız- yoldaşlarımız), Bûheşt’a me (Cennetimiz), Dojeh’a me (Cehennemimiz), Dayik’en me giş yekin (Analarımız hep birdirler). Tu cudatîya me ji hev tûnni( bizim birbirimizden hiçbir farkımız yoktur)…

 

Ve bu kelimeleri birebir kullanılarsa siz ne yapacaksınız Sayın Savcı? Malum Sayın Cumhurbaşkanı böyle tekil kelimeleri çok kullanırlar. Bu kelimeler yüzünden Kürt vatandaşlara açtığınız soruşturmayı Sayın cumhurbaşkanına da açacak mısınız?

Bu arada sevgili dostlar, pek takip etmem ama Muhsin Kızılkaya’nın bu konuya dair Haber türk köşesindeki “ Kart- Kurttan Suçlu Kürtçe Kelimelere” başlıklı yazısını mutlaka okumanızı öneriyorum.

(05.01.2022)(https://www.haberturk.com/yazarlar/muhsin-kizilkaya-2291/3304693-kart-kurttan-suclu-kurtce-kelimelere9)

Yeni bir yılda böylesine trajik bir yazı ile girdiğim için çok üzgünüm. Ama neyliyeyim, biz marazi aşkları, insan öldüren bir coğrafyada yaşıyoruz. Bazı kıvılcımlar mecburen bize de sıçrıyor…

 

Yazımızı toparlarsak. Şu hep konuşa geldiğimiz ve konuşmaktan da hiç bıkmadığımız ve ve sağlıklı bir çözüm de üretemediğimiz şu meşhur Kürt meselesi hikâyesinin, en öz ve  en net anlatımını, rahmetli Kemal Sunalın iki filminde  kahramanlarının ağızlarından dökülen  replikler ile meselenin adını bile  konuşmadan,  özetlememiz mümkün.

Filmlerinden birisinde, filmin Zengin baş Kahramanı, aşırı içince hep sarxoş oluyor. Sarhoş olunca da sürekli eline bir ip alıp, o hali ile intihar etmeye kalkışıyor. Onun için de ağaca ip atmaya çalışıyor.

Gariban saf Kürt Şaban (Kürt Şaban nitelemesi bana aittir) ise canhıraş bir şekilde, bin bir zahmet ile onu ağaçtan indirmeye çalışıyor. Sırtına alıp bin bir zahmet ile onu yatağına yatırmaya çalışıyor. Zengin ayıkıp kendine gelince de, ulan sen kimsin, evimde ne arıyorsun? Diye  Kürt Şabanı evinden apar topar çıkarıp kovuyor.

 

Diğer bir filminde ise bir iş adamı-Patron olan kahramanın işleri bozulunca, sinirleniyor, sinirlerini yatıştırmak için çalışmaya muhtaç garibanlara para verip onları döverek sakinleşmeye çalışıyor. Fakat bu işte bir terslik var. Dövülenler ona gerekli tepkiyi veremiyor. Adam hırsını alamıyor. Karşısına tesadüf eseri Mazlum( aslında Kürt Şâbo demek lazım) diye bir genç çıkıyor. Mazlum dayak yemeyi kendine yediremiyor. Ona ciddi bir karşılık veriyor. İkisi birbirlerini dövmeye çalışıp hırpalıyorlar. Böylece adam derin bir oh çekerek sakinleşiyor. Bu yüzden Patron, artık Şâboyu kadroya alıyor.   Her sinir krizine girdiğinde : Bana mazlumu getirin, mazluuum” diye ortalığı birbirine katıyor.

Bu her iki filmin, bu sahnelerinden başka, bu hikâyeyi bu kadar net açıklayıp özetleyebilen başka bir anlatım yok galiba…

 

Son sözlerimiz niyetine. Bir Züğürt tesellisi duası babından, Dilek ve dualarımız en başta Kürt ve Türk topraklarına olmak üzere, bütün Ortadoğu İslam coğrafyasına, bütün dünyaya Allah’ın ve temiz vicdanlı bir toplumun razı olacağı. Allaha inanan-inanmayan, bir dini ve mezhebi olan-olmayan, Kürt, Türk, Arap, Acem, Ermeni, Müselman, Yahudi, Hristiyan… Herkes için Hukuk, herkes için Adalet, Herkes için temiz bir Yaşam ve Herkese helal ve bol bir nimet yüklü bir yaşam, bir dünya. Herkes için Aşîtî, Herkese, Biratî. Herkese Wekhevî…

Dikenli, mayınlı, Soğuk, yüksek beton duvarların topyekûn ortadan kalktığı. Allah’ın yarattığı her kul ve canlının kendi fıtratını barışçıl bir şekilde yaşayabildiği barış ve özgürlük yüklü bir İslam âlemi ve dünya özlemi, dileği ve temennisi ile.

Herkese sıhhat, afiyet ve huzur dileklerimizle…

Yarınlar Beyinleri, Vicdanları ve Elleri temiz olanların olacak… Ve o günler, bu günlerden çok daha güzel olacak… Bu kâinatın yaratıcısı ve her hali ile Adil olan yüce Allah’ın vaadi bu yöndedir.

Biz de inadına ona iman ile amenna diyoruz…

 

07.01.2022/ Diyarıbekir

 

(*)https://tr.wikipedia.org/wiki/Kar%C4%B1nde%C5%9Fen_Jack#Ba%C5%9Fl%C4%B1ca_be%C5%9F_kurban

 

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.