Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Adalet

06.06.2022

Adalet, hem birey, hem toplum, hem de devlet hayatında tarih boyunca ulaşılması gereken bir kavram olmuştur.

            Yunan düşüncesinin iki büyük ismi Platon ve Aristoteles’in adalet anlayışları Sofistlerin değerlerin göreceli olduğu anlayışının karşısında durur. Sofistler değerlerin kişiden kişiye ve toplumdan topluma değişen bir temele oturtur. Bu durumda evrensel değerlerden söz etmek mümkün olmadığı gibi evrensel bir adaletten de söz etmek mümkün değildir.  “Sofistlerin aksine Platon için hakikat, yere ve zamana göre değişmeyen, toplumu mutluluğa ve düzene ulaştıran türden bir şeydir. Bu yüzden her topluma ve kişiye göre değişen bir adalet fikri, adil bir toplum yaratamaz. Sofistlere yapılan bu eleştirilerde Platon bir bakıma haklı görünse de Sofistlerin toplum düzeni için asgari düzeyde bir uzlaşma yolunu benimsediklerinin göz ardı edildiğini belirtmekte fayda vardır. Başka bir ifadeyle, Sofistlere göre değişken değer yargıları söz konusu olsa bile, adil bir toplum yaratmak için insanların sağduyularına uygun ve uzlaşabilecekleri yasalar bulunabilir.

Aristoteles adalet konusunu ele alırken biçimsel olarak onayladığı, şu tanımları verir: Adalet, insanların adil olanı yapmalarını ve haklı şeyler istemelerini sağlayan huydur. Adaletsizlik ise insanları haksızlık yapmaya ve haksız şeyler istemeye götüren huydur. Akabinde Aristoteles, bir huyun karşıtından yola çıkılarak bilinebileceğini söyler. Karşıtların arasındaki bu bağa dikkat çeken Aristoteles, bu anlamda adil olanın birkaç anlamı varsa adaletsizliğin de birkaç anlamı olacağını söyler.” (Mehmet Çiçek, Aristoteles’in Adalet Anlayışı, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi Manisa Celal Bayar Üniversitesi, 2020; 18 (4); 1-11)

            Adalet kavramı, İslam’ın temel kavramlarından biridir. Ahlaki anlamda adalet, “Ferdi ve içtimai yapıda dirlik ve düzenliği, hakkaniyet ve eşitlik ilkelerine uygun yaşamayı sağlayan ahlâkî erdem. Adalet, “davranış ve hükümde doğru olmak, hakka göre hüküm vermek, eşit olmak, eşit kılmak (Allah hakkında kullanıldığında ‘şirk koşmak’)” gibi manalara gelen bir mastar-isimdir. Yine aynı kökten bir mastar-isim olan ve  “orta yol, istikamet, eş, benzer, misil, bir şeyin karşılığı” gibi manalara gelen adl kelimesi, sıfat olarak kullanıldığında adil ile eş anlamlı olup aynı zamanda Allah’ın isimlerinden (esma-i hüsna) biridir… Adalet, Kur’an’ı Kerim’de ve hadislerde genellikle “düzen, denge, denklik, eşitlik, gerçeğe uygun hükmetme, doğru yolu izleme, takvaya yönelme, dürüstlük, tarafsızlık” gibi anlamlarda kullanılmıştır.”  (Mustafa Çağrıcı, Adalet,  TDV İslam Ansiklopedisi, 1988, 1. cilt, s:341-343 )

            Fıkıh anlamında “Adalet genellikle, verilen ile hak edilen arasındaki dengeyi ifade eder. Bu denge bazı hallerde eşitlikle gerçekleşir; ancak adalet eşitlik değil, dengedir.”(Hayrettin Karaman, TDV İslam Ansiklopedisi, 1.Cilt, s: 343-344)

            Adalet hadis alanında ise ravi ile ilgili tanımlanmaktadır. “Bir hadis terimi olarak adalet, rivayetlerinin kabul edilebilmesi için ravide bulunması gereken Müslüman ve akıl baliğ olma gibi şartlar yanında, onu küçük düşüren bütün davranışlardan uzak olmasını sağlayan manevi ve ahlaki özelliklerini de içine alır. Bu anlamdaki adalet, çoğunlukla, ravide aranan zihnî özellikleri ifade eden zabt terimi ile birlikte kullanılır.”(Abdullah Aydınlı, TDV İslam Ansiklopedisi, 1.Cilt, s: 344)

            Genel anlamda adalet, bir şeyi yerli yerine koymak anlamında kullanılmıştır. Bu anlayışa göre ait olduğu yerde bulunmamak adaletsizliği ortaya çıkarır.

            Adalet eşitlik kavramını içermesine karşın onunla eşitlenemez. Çünkü eşitlik adaleti zedeleyen bir kavram olabilir.

            Adaletin zıttı zulümdür. Zulmün olduğu bir yerde adaletten söz etmeye imkan yoktur.

            İslam dininde adalet kişi ve toplum boyutunda ele alınır. Kişi boyutunda davranışlarda dengeli olmak ve başkalarına haksızlık yapmamak; toplum düzeyinde ise hukuki adalet anlamına gelir. İlahi adalet ise Allah’ın hiç kimseye haksızlık etmemesi anlamında kullanılır.

            Kuşku yok ki, Allah’ın adaleti mutlak, insanların adaleti ise hataya açıktır. Çünkü insan ontolojisi gereği yanılgıya açık, bilgisi sınırlı ve tarihsel bir varlıktır. Bundan dolayı mutlak adaleti gerçekleştirmesi imkansızdır.

            Kişi ve ahlak düzeyinde adalet;

1-Aşırılıktan uzak durma

2- Takva ve doğru yoldan sapmama

3- Cimrilikten uzak durma

4- Saçıp savuran biri olmama

5- Tevazu

6- Kibirden uzak durma gibi anlamlara gelmektedir.

            Kur’an’da adalet kavramı doğruluk, hüküm, doğru karar gibi anlamlarda kullanılmıştır.

“Onun için sen çağrını yap. Emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma. De ki: Ben Allah’ın indirdiği bütün kitaplara inandım. Bana sizin aranızda adaleti gözetmem emredildi. “( Şura/15)

“ Hükmettiğin zaman aralarında adalet ile hükmet. Çünkü Allah adil olanları sever.”(Maide/42)

“ Şüphesiz Allah emaneti ehline vermenizi ve insanlar arasında hüküm verdiğinizde adaletle hükmetmenizi emreder.”(Nisa/58)

“ Ey iman edenler. Kendi aleyhinize veya ana babanız ve yakınlarınızın aleyhine bile olsa adaleti titizlikle ayakta tutun ve Allah için şahitlik yapan kimselerden olun. Hakkında şahitlik ettiğiniz kimseler zengin de olsa fakir de olsa adaletten ayrılmayın. Çünkü Allah onlara sizden daha hayırlıdır. Sakın hislerinize uyarak adaleti terk etmeyin. Eğer sözü eğip bükerek gerçeği çarpıtır veya şahitlikten vazgeçerseniz, şüphesiz ki Allah yaptığınız her şeyi çok iyi bilmektedir.”(Nisa/135)

Adalet hadislerde genellikle devlet yönetimi anlamında kullanılmaktadır

“Adil devlet başkanı ve idareciler mahşer yerinde Allah’ın lütfüne ve himayesine mahzar olacaklardır”(  Ahmet İbn Hanbel)

“ Kıyamet gününde insanların Allah’a en sevgili ve en yakın olanı adil devlet başkanlarıdır.”(Tırmizi)

            Adalet kavramının siyasal iktidar anlamında ele alınması adaletin en çok dikkat edilmesi gereken alanın iktidar alanı olduğunu göstermektedir.

            Siyasal, toplumsal veya kültürel anlamda doğrudan ya da dolaylı olarak gerçeklerin bir kısmını görmezden gelmek, çaptırmak veya aksini söylemek adaletten ayrılmak demektir.

            Aile içinde adalet herkese hak ettiği gibi davranmaktır. Ayırımcılık, kayırmacılık, şiddet adaleti ortadan kaldırır. Siyasal hayatta ise adalet insanlar arasında güveni sağlar. Adaletin terk edildiği yerde zulmün olacağını unutmamak gerekir.

            Hadis ilminde adaletin, raviler üzerinden anlamlandırıldığını görüyoruz. Bu noktada aranan özellikler şunlardır:

“1-Müslüman olmak.

2- Hadis rivayetlerini anlayıp inceleyebilecek derecede akıl, zeka ve kültür sahibi olmak.

3- Aktardığı hadis bilgisinin önemini ve yaptığı işin sorumluluğunu kavrayabilecek derecede olgunluk sahibi(akıl ve baliğ) olmak.

4- Büyük günahlardan kaçınmak ve küçük günahları işlemekte ısrarcı olmamak anlamında takva sahibi olmak.

5- Onurunu zedeleyen iş ve davranışlardan uzak durmak anlamında şahsiyet sahibi olmak.”( Temel İslam Ansiklopedisi, Cilt I, s: 120)

            Adalet Kur’an’ın merkezi kavramlarından biridir. Bundan dolayı adaletin çeşitli boyutlarından söz eder. Bu boyutlar, sözde, hükümde, Allah’ın emirlerini uygulamada, barışta, savaşta, şahitlikte, ticarette, ahlaki ve sosyal anlamda adaleti korumak şeklinde dile getirilir.

            Adalet, haklı ile haksızı ayırt etmek, ifrat ile tefrit arasında orta yol, Hakka riayet etmek, hakkı gözetmek, hukukun üstünlüğü ve herkese hakkının verilmesidir.

            İslam ahlakçılarına göre adaletin şubeleri sadakat, ülfet, vefa, dostluk, arkadaşlık, ihsan, akrabaları ziyaret, şefkat, ıslah etmek ve arabuluculuk yaparak uzlaştırmadır.

Öyle görülüyor ki, adalet İslam’ın temel kurucu kavramlarından biridir. Ne yazık ki, bugünkü İslam dünyası gerek siyasi, gerek ekonomik, gerekse toplumsal anlamda adaletten bir hayli uzaktır.

Özellikle siyasal hayatın vazgeçilmez ölçütü adalet olmalıdır. “Adil bir siyasi hayat, ancak toplumsal eşitlik ilkesi üzerine kurulabilir. İslam dini bu eşitliği getirmiş ve eşitliğin İslami terminolojideki zıttı olan “yeryüzünde üstünlük taslamayı” yasaklamıştır… (İslam Medeniyetinde Anayasal Kriz, Şankıti, Mana yayınları,  s:131)

Siyasal iktidar, elinde bulundurduğu iktidarı adalet ilkesinin dışına taşıyarak zulüm aracı haline getiremez. İslam tarihinde iktidar sahipleri çoğunlukla kendilerini ayrıcalıklı konumda görmüşlerdir. “Yöneticilerin şer’i hükümler karşısında kendilerini yönetilenlerle eşit sayması, İslam tarihinde nadir görülen durumlardandır. Evet, birçok yöneticinin halk arasında adaletle hükmettiği ve genel olarak onların birbirlerine zulmetmesine mani olduğu doğrudur; fakat bu yöneticiler kendilerini halkları için uyguladıkları adalet kıstasından istisna saymışlardır. İbn Haldun bunu gözlemlemiş ve halkın zulmünden, siyasi otorite ve baskı vasıtasıyla alıkonulduğunu, fakat zulüm bizzat yöneticiden geldiğinde bunun istisna bir durum teşkil ettiğini söylemiştir.” (İslam Medeniyetinde Anayasal Kriz, Şankıti, Mana yayınları,  s:176)

Bugün İslam dünyasında yaşanan en büyük sorun budur. Zulüm ve haksızlık siyasal iktidardan kaynaklandığında, insanları koruyacak mekanizmalar henüz tam manasıyla oluşturulmuş değildir. Devleti, düzeni, gücü, adaletin önüne kayma zihniyetinin temelinde kuşku yok ki, tarihsel hafıza bulunmaktadır.

Hz. Osman döneminde başlayan sorunlar ve ardından yaşanan gelişmeler siyasal alanda büyük kırılmalara yol açmıştır. Muaviye’nin bilinen yöntemlerle iktidarı gasp etmesi iktidar konusunda adaleti temel almayan bir modeli ortaya çıkarmıştır. Yöneticileri Allah’ın halifesi olarak gören bu model, geliştirdiği kader teorisi ile siyasal iktidarı yaptıklarından sorumlu olmayan bir konuma getirmiş ve adalet bakımından sorunlu bir miras bırakmıştır.

Kuşku yok ki, siyasal adalet konusunda kapsamlı bir paradigma değişimine ihtiyacımız vardır. Bu modelin ana parametreleri Nebevi siyaset olmalıdır. Başvuracağımız en değerli metin de katılımcılığı ve müzakereyi öne çıkaran “Medine Vesikası” olmalıdır. Tarihsel süreçte siyasal anlamda başvuracağımız en önemli metin unutulmuş, yerini Allah’ın halifesi kavramıyla otoriter ve sorgulanamaz yönetimlere bırakmıştır. Değiştirmemiz gereken temel husus budur.

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.