Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Din Karşısında İnsan Kategorileri

05.06.2021

1- Samimi Dindarlar: Karşılığını sadece Allah’tan bekleyerek yaşamlarını düzenlerler; samimiyetle iman ederler ve sorumluluklarını bilirler; Allah’ın emir ve yasaklarına duyarlı, hassas ve bilinçlidirler. “Onlar gayba inanır; namaz kılar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler/(verirler). Sana indirilene ve senden önce indirilenlere iman eder, ahiret gününe de kesin bir şekilde inanırlar. İşte onlar Rableri tarafından doğru yol üzerindedir ve onlar kurtulanların ta kendileridir. (Bakara; 2/3-5 )

2- Dini Araçsallaştıranlar: Dini kendi politik, ekonomik, toplumsal mücadelesinde basamak olarak kullananlardır. Dini çıkarlarına ulaşmak için kullandıklarından eylemlerinde samimi değildirler. Bir anlamda onlar pragmatist bir ahlaka sahiptirler. Önemli olan gittikleri yol ve kullandıkları araç değil, varacakları sonuçtur. Bu tiplere siyasetten ticari hayata kadar hayatın bütün alanlarında rastlamak mümkündür. Dinin en temel değeri olan samimiyetten uzaktırlar. Onların amaçlarına ulaşmak için çiğnemekten çekinmeyecekleri değer yoktur. Tutarsızlıkları eleştirildiğinde dinin arkasına sığınmaktan da geri durmazlar. Kendileri dini değerleri kendi menfaatlerine kullandıkları halde, başkalarını dini istismar etmekle suçlamaktan geri durmazlar. Dindarlığın sınıf atlamada avantaj sağladığı dönemlerde en ön saftadırlar. Sloganik konuşmayı en geçerli retorik olarak kullanırlar. Oysa slogan, küçük zihinlerin tatmin aracıdır. Derinlemesine düşünce gerektirmeyen, analitik düşünemeyen zihinlerin sığınağıdır. Dini araçsallaştıranlar, dini kavramlara semantik müdahale yaparak yeniden tanımlar ve kendi çıkarlarına uygun hale getirerek kullanırlar.

Öte yandan samimi olup olmadığına bakmaksızın herkesi dini araçsallaştırmakla suçlamak sorunludur. Dini, ticarete, siyasete, hukuka alet etme eleştirisi bu alanları dinin dışına taşıma arayışını güçlendirdi. Ne yazık ki, bazı insanların dini bu alanlarda araçsallaştırmasına karşı yapılan eleştiriler, dini, ticaret, siyaset ve hukukun dışına taşıma ve tevhid ilkesinin parçalanmasına yol açtı. Hatta bazı dindarların zihninde bile dini siyaset ve ticaretin dışına taşımayı amaçlayan bu anlayış yer etmeye başladı. Oysa hayatın hiçbir alanı dinin dışında ondan bağımsız değildir. Hayata dair dinden bağımsız tasarladığımız bir olgu bile tevhid ilkesini paramparça eder.

Siyasal anlamda bütün ulus devletler dini kendi siyasetleri doğrultusunda araçsallaştırmaktadırlar. Bundan dolayı devletler üzerinden yapılan tarihsel eleştirilerde dikkatli olmak gerekir. Suudi Arabistan’ın devlet politikasındaki tutarsızlıkları temel alarak Sünnilik eleştirisi yapmak ne kadar hatalıysa, özellikle son yıllarda Suriye konusunda yürüttüğü siyasetten dolayı İran devleti üzerinden Şiilik eleştirisi yapmak ve mahkûm etmek de doğru bir yaklaşım değildir.

Dini araçsallaştırmanın tarihi dinin tarihi kadar eski bir davranış biçimidir. İslam tarihinde dini araçsallaştıran ilk grup Hariciler olarak bilinir. Hariciler, “Hüküm Allah’ındır” ayetini esas alarak Hz. Ali’nin kâfir olduğu ve öldürülmesi gerektiğini savunuyorlardı. Nitekim Hz. Ali bir harici tarafından şehit edilmişti. İlginç olan Hariciler, günümüz kavramsallaştırmasıyla Kur’an’cıydılar. Tek kaynağı Kur’an kabul edip, Sünnet dâhil başka bir kaynağı kabul etmiyorlardı. Çok büyük bölümü Kur’an’ı ezbere biliyordu ve iyi birer tartışmacıydılar. Ama bu binlerce Müslümanın katletmelerini engelleyemedi.

3- Münafıklar: Dindar olmadıkları ve inanmadıkları halde dindar görünüp politik ve ekonomik çıkar elde etmeye çalışanlar. Tam anlamıyla ikiyüzlüdürler. Çıkarlarına ulaşmak için kendilerini sürekli olarak gizlerler. Formel ibadetleri yerine getirmek hususunda oldukça özenli davranırlar.

Münafıklığın alameti üçtür diyor Hz. Peygamber:

1- Yalan söylemek,

2- Verdiği sözde durmamak

3- Emanete ihanet etmek.

Öyle görülüyor ki, Hz. Peygamber dönemin de münafıklar tanınmamak için namaz, oruç, hac gibi ibadetlerin tamamını yapıyorlardı. Üstelik ibadetlerine çok özenli davranıyorlardı. Dahası münafık, Müslüman gibi davranıp, içsel olarak samimi bir şekilde Allah’a inanmayan, dindar görünmeyi dünyevi çıkarları için yapan kişiler için kullanılan bir kategoridir.

Münafık, inanmadığı bir hayatı inanıyormuş gibi yaşamak zorunda kalan bir trajedinin içindedir. Din istismarcılarının başında münafıklar gelir. Münafık, küfründe samimi, imanında gösteriş ve ihanet içindedir. Münafık, kendi projesini uygulamanın eşiğine gelinceye kadar dindar görünmek zorundadır. O, aslında asla inanmadığı, karşı olduğu ve ortadan kaldırmayı amaçladığı bir rolü oynamaktadır. Kendisinin inanmadığı ama çevresinin inanacağı bir rolün sahibi olarak sürekli yakalanmanın tedirginliği içindedir. Bundan dolayı münafık formel ibadetlerini yaparken kusursuz olmaya özen gösterir. Sürekli ifşa olma korkusu içinde yaşar. Bu yüzden münafık daima ikiyüzlüdür.

Münafıklar yalancı oldukları halde yalanlarını yemin ederek desteklemeye çalışırlar; yemin onların davranışlarını gizleyecek en önemli araçtır; riyakâr, korkak ve sözlerine sadık değildirler; gizliden iman sahipleriyle alay ederler; fitne, karışıklık çıkarmak için Müslümanları ve karşıtlarını tahrik ederler; herhangi bir ahlaki sabiteleri yoktur; önemli olan onları hedefe götürecek davranıştır; bu anlamda pragmatist bir ahlaka sahiptirler; bir yandan en şedit İslam düşmanıyken, öte yandan düşmanının davranışlarını büyük bir dikkatle yapmaya çalışırlar.

Din istismarı, dindar görünerek ekonomik, politik ve siyasal çıkar elde etmekle ilgilidir. Münafık ise dinle ilişkisi hiç olmadığı halde dindar görünerek politik, sosyal ve ekonomik güç elde etmek arayışı ile ilgilidir. Normal yaşamında gündelik ibadetlerini yapan birinin siyasal eylemlerinde de yapması istismar olmayabilir. Ancak dini ibadetleri ve söylemi sadece seçim zamanlarında kullanan, ancak sair zamanlarda İslam’la ilgili herhangi bir endişesi olmayan kişinin davranışı münafıkçadır kuşkusuz.

4- Ateistler: Allah’a inanmadıklarını savunurlar ve bunu açıkça söylerler. Felsefi anlamda materyalisttirler. Dini toplumu geri bırakan bir yabancılaşma olarak görüp dini inançlara yer olmayan bir ütopya hayal ederler.(komünizm) Türk solunun dinle olan sorunlu ilişkisi, dahası aşağılayıcı ve dışlayıcı tavrı, dindarları sağ-muhafazakârlığın kucağına itmiştir. Said Nursi’nin ifadeleri bu konuda açıklayıcıdır: “CHP kafamızı, DP kolumuzu istiyor, elbette kolumuzu vermeyi tercih edeceğiz.” Kuşkusuz Üstad Nursi iki olumsuz arasında daha az zararlı olan yönünde bir tercihte bulunuyor. Türküyle Kürdüyle Anadolu dindarlığının tavrı hep böyle olmuştur, böyle olmaya da devam ediyor.

Türk radikal solunun temsilcileri olan Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan gibi sol ulusalcı devrimcilerin haksızlığa uğraması mücadelelerini haklı meşru ve kabul edilebilir olduğunu göstermez. Nihayetinde yoluna baş koydukları amaç, totaliter bir toplum projesiydi. Onların toplum projelerinde dine ve diğer farklılıklara yer yoktu. Tekçi, total, ulusalcı bir proje peşindelerdi. Hatta çoğu yarım kalan Kemalist projeyi tamamlamak istiyorlardı. Söylemlerinin aksine askerle işbirliği tutarak, demokrasiyi küçümseyerek amaçlarına para militer yöntemlerle gitmeye çalışıyorlardı. Bir siyasal proje salt emperyalizm karşıtlığından dolayı kabul edilemez. Dahası emperyalizm karşıtlığı altında çok sayıda totaliter projeye tanıklık etti insanlık. Ahlak ve inşa bilincinden yoksun yeni yetme devrimci İslamcıların devrim hayalleri, sol militanların Anadolu irfanına zerrece uymayan fantezileriyle örtüşüyor sanıyorum.

5- Agnostikler: (Bilinmezciler) Tanrının varlığı ya da yokluğunun bilinemeyeceğini savunurlar. Temellerini eski Yunan filozoflarından Sofistlere kadar götüreceğimiz bu tavır günümüzde yaygınlaşan bir felsefi tavır olarak karşımıza çıkmaktadır.

6- Deistler: Tanrıya inanmakla birlikte dini/(vahyi, peygamberliği, Tanrının evrene ve insana müdahalesi ve yargılamayı) reddeden bir anlayıştır. Tanrı’yı kabul etmekle birlikte kurumsallaşmış dine karşı çıkarlar. Dinin vicdan işi olduğunu savunup din ile siyaset, toplum, hukuk, eğitimi ayırmaya çalışanlar da bir anlamda deizme yaslanırlar. Deizme yönelişin altında, dinin dışında davranışları olan, dini istismar eden insanların da etkili olduğu açıktır. Ancak deizmi körükleyen asıl neden bu değildir. Kesin olan şu ki, laik bir toplumun oluşması deizm ile mümkündür. Yani Batı dışı toplumlarda deizm bir devlet politikasıdır. 

Laik hukuk, laik eğitim, laik yaşam deizm olmadan mümkün değildir. 
Yani bu ideal için Tanrı’yı yeryüzünden kovup, aklı işlevsel kılmak gerekir. Batı dışı toplumlarda modernleşmenin başarısızlığı toplumun yeterince deist olmamasından kaynaklanmaktadır.

7- Pozitivistler/(siyantizm/ bilimperest): Dinin insanlık tarihinin ilkel zamanlarında korkudan oluşan bir tapınma biçimi olduğunu, bilimin ilerlemesi ile dinin ortadan kalkacağını, dinin yerini bilimin alacağını savunurlar. En önemi temsilcisi Fransız felsefeci Auguste Comte’tur. Auguste Comte, eserine “Pozitivizmin İlmihali” adını vermişti. Kuşkusuz bu bilinçli bir tercihti. İnanıyordu ki, bilim insanlığın bütün sorunlarını çözecek ve dinin yerine geçecektir. Artık insana yol gösterecek tek bir ilmihal vardır; o da bilimin ilmihalidir. Batı dışı toplumlarda bu düşünce kendini “Hayatta en hakiki mürşit bilimdir, fendir.” şeklinde ifade eder. Bu cümle Türkiye’deki hâkim bilimsel paradigmanın da çerçevesini oluşturur. Bilimin ilerlemesi ile dinin gerileyeceği tezine hala inanan Türk pozitivistlerinin ağırlıklı olarak sol ve ulusalcı olmaları tesadüf değildir.

İslam dinine en çok zararı dini araçsallaştıranlar ve münafıklar vermektedir. Çünkü onlar İslam’ın temel değerlerine semantik müdahale yaparak kendi ideolojileri doğrultusunda bir dini söylem üretirler. Görünürde dini kavramlar kullanırlar, ancak kullandıkları sadece dillerinde kalan bir söylemdir.

Din, içerdiği ahlak ilkeleri ile hayatın her alanına nüfuz etmesi gerekir. Çünkü dinin özü olan ahlakın olamayacağı, olmaması gereken bir toplumsal alan yoktur. Bununla birlikte din, bireyin çıkar sağlamak için kullandığı bir argüman olmamalıdır. Ama dini birileri çıkarlarına alet ediyor diye siyasetin, ticaretin, ekonominin dışına itemeyiz. Çünkü dinin özü ahlaktır ve hayatın hiçbir alanında onu ihmal edemeyiz.  Bu yüzden dinin ahlakı evrensel ilkeleri hayatın her alanında egemen olmalıdır. Eğer biri hayatının bir alanını, din ve ahlakın dışında kalan bir alan olarak tanımlıyorsa, orada bir yolsuzluğa uygun bir ortam yaratmak istiyordur. Dinin istismar edilmesine karşı alınacak önlem ticareti, siyaseti, hayatı dinin dışına taşımak değildir, yapılacak olan dinin sahih mesajını dillendirmek ve uygulamakta ısrar etmektir. Eğer bir din, ekonomi, siyaset ve toplumsal hayatla ilgili değilse, ona inanmanın hiçbir yararı yoktur.

 

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

 

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir