Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Eleştiri ve Temsil Sorumluluğu

18.09.2023

Günümüz dindarlarının en önemli sorunlarının başında eleştiri sorumluluğunu yerine getirememeleridir. Kuşkusuz eleştiriden sakınmak konusunda yakın ve uzak beklentiler etkili olmaktadır. Bu beklentilerin önemli bir bölümünün siyasetle ilgili olması, iktidardan beklentisi olan kitlelerin, yapılan haksızlıklar konusunda sessiz kalmasına neden olmaktadır. Oysa dindarların en önemli özelliği “iyiliği emretme ve kötülükten sakındırma” davranışıdır. Uzun zamandır bu konuda yaşanan sessizlik dikkat çekmektedir.

Siyasal iktidara ve muhafazakâr dindarların yaşadıkları tutarsızlıklara itirazımız ve eleştirimiz İslam’a olan bağlılığımızdan ve sadakatimizden dolayıdır. Eleştirilerimiz bir bölümü diğer muhalif kesimlerle özdeşleşse ya da özdeşleştirilmeye çalışılsa bile çözüm önerimiz liberal, sol- sosyalist, ulusalcı, muhafazakâr dindar ve milliyetçilere özdeşleştirilemez. Yaptığımız eleştirileri PKK ve FETÖ benzeri terör yapılarıyla özdeşleştirerek, bizi suçlamaya kalkışanları Allah’ın adaletine havale ediyoruz. Şunu açıkça ilan ediyoruz: Silahı bir mücadele aracı olarak kullanan terör örgütleri ve Harici yapılanmalarla; faşizme, Tek Parti Dönemine, milliyetçiliğe, muhafazakâr dindarlığa çağıran siyasi yapılarla; entegrist dini anlayışlara hiçbir akrabalığımız yoktur.

Toplumda haksızlığa uğrayan, ezilen, yok sayılan herkes, bizimle aynı inancı paylaşmasa bile, yol arkadaşımızdır. Çünkü iktidarları en çok rahatlatan olgu, farklı gerekçeleri bahane ederek, haksızlığa uğrayanların bir araya gelememeleridir. Bu konuda Hz. Peygamberin katıldığı “Hılfu’l Fudul”(Erdemliler İttifakı) bizim için temel referanstır. Bu referans tarihin her döneminde bir haksızlığa karşı toplumun farklı kesimlerinin ortaklık yapabileceğini gösteriyor.

Eleştirilerimiz Kur’an’ın bize yüklediği adil şahitler olma sorumluluğu ile ilgilidir. Yanlışı yapan bir zamanlar beraber yürüdüğümüz dostlarımız olsa bile, onları eleştirmekten ve uyarmaktan geri durmayacağız. Çünkü Kur’an’ın bize yüklediği sorumluluğu ortadan kaldıracak, erteleyecek ya da onun yerini tutabilecek bir değerimiz yoktur. Bir zamanlar yola çıktığımız kişileri eleştirimiz, onların daha fazla yanlış yapmalarını önlemek içindir. Doğru ve haklı eleştirinin, adil şahitlik yapmanın hayati önem taşıdığını düşünüyoruz.

Hiçbir değerin Allah’ın rızasını kazanmanın önüne geçemeyeceğini düşünüyoruz. Salt iktidarda kalmak ve ne pahasına olursa olsun korumak bir Müslüman için amaç olamaz. Ahlaki ve adil bir düzen aramak idealinden uzaklaşmış istek, diğer bütün eylemlerin hiçbir anlamı yoktur. Koşullar ve çeşitli gerekçeler öne sürülerek adalet ertelenemez. Çünkü “Adalet maslahata her kurban edildiğinde, her sessiz kalmayla bir seçim yapıyor ve bir adım atıyoruz kabusa doğru.” (Mehmet Efe, Zulüm Bizden, s.35)

Karşımıza çıkan politik koşullar ne olursa olsun, Allah’ın bize yüklediği sorumluluğun izinden yürümeye devam edeceğiz. Bu yüzden kamuda yeniden uygulamaya konulacağından söz edilen mülakat sistemine karşı duruyoruz. Çünkü Mülakat, bürokraside fırsat eşitliğine, adalete, liyakate aykırıdır. Hukuki ve ahlaki değildir. Öznelliğe, kadrolaşmaya, nepotizme açıktır.

Öte yandan dindarların dini araçsallaştırma davranışları siyasetten ekonomiye bütün hayatı etkilemektedir. Bir konuda kolaylıkla yalan söyleyen, verdiği sözü tutmayan, komşuluk hakkına saygı göstermeyen kişilerin dinlerine bağlılığı samimi değildir. Çünkü formel ibadetleri, içerik ve ahlak bakımından yetersiz olduğundan, onların davranışlarını etkilememektedir. Çağımızın en büyük sorunu giyiniş bakımından İslami görünen ve formel ibadetlerini yapan ancak bunu ahlakına yansıtmayan insanların yarattığı tahribattır. İslam karşıtı söylem sürekli bunları örnek göstermektedir. Yapılması gereken iyi temsildir; teori ile pratik arasında uyum sağlamaktır. İyi temsil, ancak inançları ile yaşadıkları hayat arasında paralellik olduğunda ortaya çıkar. Bugün dindarların en büyük sorunu, yaptıkları çarpık davranışlardan dolayı, toplumda güvenilirliklerini önemli ölçüde kaybetmeleridir.

            Müslümanlar sarığı, sakalı çarşafı ile değil, ahlakı, güvenilirliği ve saygınlığı ile toplumda yer tutmalıdır. Salt sakal, sarık, çarşaf İslam’ı temsile yetmiyor. Hatta bu form ile yalan, aldatma, hile gibi gayri ahlaki eylemlerde bulunmak dine ve dindar büyük zarar veriyor. Ana sorunumuz doğru temsildir. Bu metinden sakal, sarık ve çarşaf karşıtlığı üretmek için mantıksız olmak bile yetmez; kötü niyetli de olmak gerekir.

Müslümanlar davranışlarında tutarlı olmakla yükümlüdür. İslam’ın ahlak ilkeleri hayatın her alanında geçerlidir. Bu yüzden müslümanlar yaşadıkları toplumun sorunlarına duyarsız kalamazlar. “Bir Müslüman genel olarak tek bir kişi olarak var olamaz. Şayet yaşamak istiyorsa, bir çevre, bir toplum ve nizam oluşturmalıdır. Dünya onu değiştirmeden onun dünyayı değiştirmesi gerekir. Tarihte gerçek bir İslam hareketi olup da, aynı zamanda siyasi bir hareket hükmü taşımayan hiçbir hareket yoktur. Bunun sebebi İslâm’ın bir din olmanın yanı sıra, bir felsefe, bir ahlâk, bir nizam, bir tarz, bir atmosfer, kısacası, bütünüyle bir yaşam tarzı oluşudur. İslâm’a inanıp da İslâm’a aykırı çalışmak, ticaret yapmak, eğlenmek ve yönetmek olmaz. Bu çelişkili durumda ya münafıklık ya ne Kur’an’la yollarını ayırabilen ne de yaşadığı ortamı değiştirmeye güçleri yeten mutsuz ve fikir ayrılığı yaşayan insanlar, ya yaşadıkları ortam İslâm’a uymadığı için bu ortamdan kendi köşelerine çekilen sıra dışı keşişler, ya da böyle bir çelişkinin sonucu olarak İslâm’dan dönen ve başkalarının dayattığı hayatı olduğu gibi kabul eden kişiler ortaya çıkar.” (Aliya İzetbegoviç, İslam Deklarasyonu)

            İç eleştirimizi yaparak yola devam edeceğiz. Ancak sahip olduğumuz öğretiden asla kuşkuya düşmeyeceğiz. Ahmet Keleş’in dediği gibi;

“Heyhat…

Bir zamanlar, büyük laflar ettiğimiz küçük bir dünyamız vardı…

Zamanla dünyamız büyüdü fakat sözlerimiz küçüldü…

Öyle bir noktaya geldik ki söylenecek tek bir sözümüz bile kalmadı.

Uzunca bir süredir susuyoruz…

Ümit ederim ki bir gün yeniden konuşacağız.

Fakat bu defa sözlerimiz küçük/ mütevazı fakat dünyamız büyük olacak…”

( Ahmet Keleş, Din Üzerine Düşünmek, Mana yayınları, s: 348)

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.