Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Futbol Fanatizmi

25.03.2024

Geçen hafta sonu oynanan Trabzonspor- Fenerbahçe maçı sonrasında yaşanan olaylar, sadece futbolda değil, hayatın her alanında ortaya çıkan yaygın bir şiddet kültürünün olduğunu gösterdi. Futboldaki şiddet tartışması, şiddet eğiliminin toplumun her katmanına yaygınlaştığını gösteriyor. Genellikle bir takımın taraftarı olan kişilerin sadece karşı tarafı suçlayan ve futboldaki şiddet olgusunu gölgeleyen yorumlarına bakınca nefret dilinin ne kadar büyük bir sorun olduğu görülüyor. Bu mantıkla düşman öteki parti, cemaat, futbol takımıdır. Bu noktada analiz edilmesi gereken asıl soru şudur: Toplumda şiddet, şiddet eğilimi ve şiddet dili neden bu denli yaygın?

            Kuşku yok ki, şiddetin bu denli yaygın olmasının nedeni fanatizm kültürüdür. Fanatik, kendi grubunun en iyi örneklerini, karşı grubun ise en kötü örneklerini seçer ve yargısını oluşturur. Fanatiğin yargısı önceden bellidir. İyi ve kötü zaten ontolojik olarak kuşkuya yer bırakmayacak derecede açıktır. Geriye bu yargıyı destekleyecek bilgiler kalır. Bu noktada fanatiğin yardımına seçmeci yaklaşım yetişir. Kendini bir partiye, gruba, takıma, cemaate adayan militan fanatiğin kaderidir bu. Onun araştırmaya değil, yargılamaya ve suçlamaya ihtiyacı vardır. Fanatiğe göre şiddet daima karşı taraftan gelir. Fanatik, kendi içinden çıkan şiddete ise ya onaylayıcı yaklaşır ya da sessiz kalır.

            Fanatizmin en çok dillendirdiği slogan adalet isteğidir. Görünen o ki, taraftarın adalet isteği sahici değildir. Taraftar, bu söylemin altında ayrıcalık talep etmektedir. Gerçek bir adalet talebi mağdur olanın, zayıfın yanında durmaktır. Oysa taraftar kendi takımı lehine yapılan hataya karşı suskundur. Onun karşı olduğu rakip takım lehine yapılan hatadır. Şu bir gerçek ki, Türkiye futbol tarihinde hakem hataları büyük çoğunlukla dört büyük takım (Galatasaray, Fenerbahçe, Beşiktaş ve Trabzonspor) lehine olmaktadır. Gerçekten adalet talep ediyorsak bunun dört büyük takım lehine olmayacağı açıktır. Adalet mazlumun, mağdurun, haksızlığa uğrayanın yanında durmaktır. Yani dört büyük takım dışında yıllardır haksızlığa uğrayan takımların yanında durmaktır. Çünkü onların taraftar desteği, siyasal gücü, medya desteği, fanatik muhabirleri, haklarını savunacak taraftarları yoktur. Gücü, otoriteyi üstün olmayı, kazanmayı her tür ahlaki değerin önüne koyan bir toplum, ahlaki anlamda çürümüş bir toplumdur. Taraftar ise bu ahlaki çürümeden en çok payını alan toplum kesimdir. Çoğunluğu taraftar olan ve tek görevi kendi takımını savunmak olan fanatik yazarların yanında Cem Dizdar, Erdal Hoş, Mustafa Sapmaz gibi olayları daha serinkanlı değerlendiren spor yazarları da vardır. Bu isimler fanatizmin ötesine geçerek futbola düşünsel bir derinlik kazandırmak istiyorlar. Onların düşünsel çabalarını desteklemek ve takdir etmek gerekiyor.

            Öte yandan fanatizmin ürettiği dil son derce dışlayıcı ve ötekileştiricidir. “Fenerbahçe düşmanları”, “Galatasaray düşmanları”, “Beşiktaş düşmanları”, “Trabzon düşmanları” gibi söylemlerin yoğun olduğu bir toplumun özeti şudur: Bu toplumda herkes herkese düşman olarak kodlanmıştır. Böyle bir toplumda şiddetin eksik olması mümkün müdür?

            Fanatizm, bir tavır olarak, bilginin önündeki en büyük engeldir. Son zamanlarda futbol yorumlarının çok azı istisna çoğunluğunda fanatizmin hâkim olduğu görülüyor. Fanatizm, çoğunlukla futbol seyircisinde ve futbol bileşenlerinde olsa da, hayatın diğer alanlarında da etkindir. Siyaset, cemaat, mezhep ve ideolojik gruplarda da (Milliyetçilik, Kemalizm, Sosyalizm, Muhafazakârlık) fanatizm bir hayli yaygındır.

            Fanatik taraftar, eleştiri ahlakına en uzak toplum kesimdir. Dili sert, kaba, ahlak dışı, ırkçı ve ötekileştiricidir. Tuttuğu takımın dışındaki herkese karşı hınç ve öfke doludur. Kendi düşüncesini paylaşmayan herkese düşman gözüyle bakar. Seçtiği ve yayınladığı videolar, sokak dilini yücelten, şiddeti öne çıkaran, muhataba hakaret eden bir boyuttadır. Aslında fanatik taraftar psikolojik anlamda sorunlu bir kişilik yapısına işaret eder. Kendisi gibi düşünmeyenlere duyduğu ve açıkça dillendiremediği hıncını taraftar kimliği üzerinden doyurmaya çalışır. Militan taraftar sevgisizdir, dengesizdir, öfkelidir; kendisi gibi düşünmeyen herkesten nefret eder. Taraftarlık, hayatla barışık olmayan, sorunlu kişilerin sığınağıdır.

            Fanatik taraftar, adaletin değil gücün yanındadır. Olaylara üstten ve objektif bakamaz. Ait olduğu grubun içinden baktığı için durduğu yerin doğru yer olduğu yanılgısı içindedir. İçinde olduğu yapıyı eleştirecek entelektüel birikimi ve cesareti yoktur. Olayları değerlendirirken entelektüel bir dil yerine sokak dilini kullanır. Muhatabı hakkında söz söylerken en küçük bir ahlaki endişesi yoktur.

             Fanatizm ve fanatiklerden hayatın her alanında uzak durmak gerekir. Onların hakikati tuttuğu takımın çıkarlarıdır. Fanatizm, duygunun aklı perdelediği durumlarda ortaya çıkar. Sadece futbolda değil, hayatın her alanında takım taraftarı olan bu tip insanların olması üzüntü vericidir.

            Siyasette olduğu gibi futbolda da yapısal çözümlere kimse yanaşmıyor. Yanaşmıyor, çünkü yapısal çözümlerin dört takımın egemenliği ve bir ölçüde ayrıcalığı üzerine kurulu düzeni ortadan kaldırma riski vardır. Son günlerde tartışılan yabancı hakem konusu da böyledir. Dillendirilir ancak kimse sorunun çözümü yolunda gerçekçi bir adım atmaz. Bilinir ki tarafsız hakem gerçekten olursa, hakem kararlarından en çok pozitif destek gören büyük takımlar bu avantajlarını kaybedecektir. Bu bakımdan Fenerbahçe ve Galatasaray’ın zaman zaman dillendirdiği bu düşünce samimi olmaktan ziyade birbirlerinin hakem kararlarından daha çok yaralanması için kamuoyu oluşturmaya dönük içeriksiz ve pragmatist demeçlerdir. Tüm bu kaotik ortamda fanatik militana düşen de bu içeriksiz söylemin peşine düşüp, yazılı ve görsel medyadan kendi lehine olduğunu düşündüğü görsel videoları ve yazıları paylaşmaktır.

            Galatasaray ve Fenerbahçe’nin haklı olduğu konu, birbirlerini hakem konusunda, daha çok avantaj sağladığı yolundaki suçlamalarıdır. Bu konuda ikisi de haklıdır; çünkü her iki takım da diğer takımlara göre hakem kararlarından avantaj sağlamaktadır.

            Futboldaki tartışma ve taraftarlık kültürü, siyasette de karşılığını bulmaktadır. Takım taraftarlığı ve siyasal parti taraftarlığı yaklaşım ve yöntem bakımından örtüşüyor. Siyasetteki iç ve dış düşmanlar tabiri, futbolda yerini iç düşmanlara bırakıyor. Bu iç düşman söylemi, ülkeyi birbirine düşüren, insanları ötekileştiren bir söylem olarak toplumsal barışın önündeki en büyük tehlikedir. Kendi takımını savunmak için seçmeci bir yöntemle yazı ve video yayınlayan fanatik militandan ise bunu anlayacak feraseti beklemek imkânsızdır. Asıl sorunumuz parti ve takımlara olan fanatik bağlılığımızdır. Fanatizm, aklı gölgede bırakan tehlikeli bir tutuma işaret eder.

            Ayrıcalığa, rüşvete, kayırmacılığa, dayıcılığa (nepotizm) bu kadar açık bir toplumda özellikle egemenlerin adalet talebi çok naif görünüyor. İstenen adalet kılıfı altında ayrıcalıktır. Çünkü adaletsizliği kurumlaştıran ve kendi lehine kullananlar onlardır. Adalet isteği samimi olanlar bu dağılımdan en az pay alanların, ezilenlerin samimi çığlığıdır.

Bir toplumsal sorunun değerlendirilmesinde ve çözümünde suçu sürekli karşıda arayan, gerçekte çözümün değil sorunun büyük parçalarından biridir.

            Öte yandan otoriter geleneğin siyasetteki ve futboldaki sloganı aynıdır: Biz yoksak sistem çöker. Kendilerini sistemin devamı için zorunlu görenler aslında adaletsiz sistemin sahipleridir.

            Futbol fanatizmi tartışmaları söz konusu olduğunda, Trabzon özelinde milliyetçiliğin ayrıştırıcı ve etnik dilinin futbol üzerinden ortaya konduğu ve zaman zaman şiddete dönüştüğü bir zeminin varlığını da kabul etmek gerekiyor. Bu şiddete açık fanatizmin sosyolojik kökleri mutlaka analiz edilmelidir. Trabzonlular sadece rakiplerini suçlayarak bu milliyetçilik temelindeki şiddeti meşrulaştıramazlar. Bu nedenle seyircinin seyirci olmanın ötesine geçip şiddete başvurduğu vandalizm asla kabul edilemez.

            Futbol fanatizmi konusunda bir diğer önemli konu da takım kimliği üzerine inşa edilen ahlak anlayışıdır. Fenerbahçeli, Galatasaraylı, Beşiktaşlı, Trabzonsporlu duruşu gibi ahlaki anlamda hiçbir içeriği olmayan ve o takım taraftarını tümüyle arındırmaya dönük metafizik söylemler ve büyük anlatılar anlamsızdır. Çünkü diğer takımlara bağlı olanlar bu duruştan mahrum, ilkesiz kişiler olarak kodlanmıştır. Çünkü ta başından yaptıkları tercih yanlıştır. Ahlak bireylerin davranışlarında anlam kazanır. Takımların değil, bireylerin ahlakından söz edebiliriz. Her takımın taraftarları arasında ahlaklı kişiler olduğu gibi ahlaksız kişiler de vardır. Futbol takımlarının taraftarını metafizik bir seviyeye çıkaran bu tür söylemlerin hiçbir ahlaki karşılığı yoktur. Çünkü bir takıma aidiyet, tek başına, insanı ahlaklı yapmaya yetmez.

            Bütün futbol takımlarının derdi, verdikleri demeçlerle önümüzdeki zamanlarda kendilerine daha çok avantaj sağlayacakları bir ortam hazırlamaktır. Bundan dolayı, çözüm bekleyen sorunlarda, yıllardır bir arpa boyu yol alınamıyor. Sonuç alınamamasının nedeni,  verilen güzel sözlerin arkasında samimiyetin olmayışıdır.

Futbol fanatizminin sosyolojik analizi, fanatizmin sadece futbolda değil diğer alanlarda da etkin olduğunu gösteriyor. Bu konu, hakkında yorum yaparken indirgemeci, seçmeci, dışlayıcı yorum ve değerlendirmelerden uzak durmak gerekir. Fanatiklerin duygusal, seçmeci, akıl dışı, dışlayıcı, ötekileştirici diline teslim olmamak konunun sağlıklı analizi için önemlidir. Fanatizmin sadece futbol ile sınırlı olmadığını kabul etmek gerekir. Takım taraftarlığının yer yer bir din gibi algıladığını, tutulan takımlara metafizik bir değer atfedildiğini, bunun da bireyleri etkilediği açıktır. Hangi takımı tutarsa tutsun fanatiklerin birbirine benzediğini, takımları lehine olanı öne çıkarıp, aleyhine olanları görmezden geldiğini, her takım fanatiği için en güçlü kendilerinin olduğunu, diğer takımların kollandığını savundukları tespit edilmelidir. Fanatikler, toplum katmanlarına yayılmış durumdadır. Bundan dolayı her meslekten fanatiğe rastlamak mümkündür. Tabi ki eğitim seviyesi düştükçe fanatizm artmaktadır. Bu noktada en çok şaşırtıcı olan felsefeci ve sosyologlar arasında bile futbol fanatizminin bu kadar yaygın olmasıdır. Hangi takımı tutarsa tutsun fanatikler birbirine benzerler. Hatta var olmak için birbirlerine muhtaçtırlar. Sevgisiz oldukları için ötekileştirecek başka bir fanatiğe ihtiyaç duyarlar. Bu bakımdan fanatikler faşizme çok yatkın bir zihin yapısına sahiptirler.

Futboldaki tartışmanın bir yanı da etnik aidiyete gönderme yapan seviyesiz, ırkçı ve faşist dildir. (Fenerbahçe’yi Koç ailesi, Trabzon’u Pontus üzerinden küçümseyen ve ötekileştirme dil eşit derece ırkçı ve insanlık dışıdır.)

            Fanatizmden çıkış yolu, içinde bulunduğu gruba eleştirel bakanların çoğalmasıdır. Çünkü onlar taraftar olmaktan uzaklaşmayı başarabilen, sorunları duygularıyla değil, akıllarıyla çözmeye çalışan insanlardır.

Aydınların görevi toplumun her katmanına sirayet eden fanatizm ile mücadele etmektir. Taraftar, sadece olayın sonuçlarına yönelirken aydın, olayın nedenleri üzerine yoğunlaşır. Taraftar duygularıyla, aydın, aklıyla analiz yapar. Bu yüzden taraftar, sevginin ve nefretin adamıdır, aydın ise hakikatin.

Siyasetten futbola kadar taraftardan adalet ve hakkaniyet beklenmez. Taraftar, duygularının aklını örttüğü kişidir. Taraftarı var eden içinde bulunduğu gruba akıl dışı bağlılık, karşı tarafa akıl dışı nefrettir. Taraftarın dili sert, ahlaki seviyesi sınırlıdır.

Taraftar, sadece kendi duygularını okşayan yorumları yüceltir. Dolayısıyla seçmecidir; karşı tarafın diline kör ve sağırdır. Bu yüzden ondan ahlaki bir duruş, entelektüel bir bakış, akılcı bir değerlendirme beklenemez.

Sonuç olarak futbol özelinde karşımıza çıkan ancak toplumun tüm alanlarına yayılan fanatizmin nedenlerini şöyle sıralayabiliriz:

1- “Seyirci her zaman haklıdır” gibi ahlaki anlamda hiçbir karşılığı olmayan, ahlak dışı bir sloganın sürekli dillendirilerek seyircinin yaptığı her eylemi meşrulaştırmak.

2- Normal hayatta geçerli ahlak ve hukuk kurallarının söz konusu seyirci olduğunda görmezden gelinmesi ve seyircinin kutsanması.

3- Suçluyu daima karşı tarafta arama ve içinde bulunduğu grubu ve tuttuğu takımı masumlaştırma çabası.

4- Özeleştiri bilincinin olmayışı. İstisnasız tüm takımların kendini koruma refleksi.

5- Fanatik taraftarların sadece kendi grubunu meşrulaştırmaya zemin hazırlayan demeçleri

6- Fanatizmi besleyen taraftarlık bilincinin aklı örtmesi.

7- Siyasetten futbola karşı tarafı ötekileştirme ve düşmanlaştırma anlayışı.

8- Yapılan eylemlerin çeşitli gerekçelerle cezalandırılmaması.

9- Bölgesel milliyetçiliğin nefret dili.

10- Futbol değil takım yazarlarının kışkırtıcı dili.

11- Sorunların hukuk yoluyla değil şiddetle çözme alışkanlığının yarattığı mafya hukukunun egemenliği.

12- Futbol fanatiklerinin şiddeti kutsayan paylaşım ve yorumları.

Fanatizmi önlemek, hiç olmazsa etkisizleştirmek için, toplumda fanatizmi besleyen zemini ortadan kaldırmak gerekir.

 

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.