Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Liberalizm ve Ahlak

03.01.2022

Bir ideoloji olarak liberalizm ünlü ampirist düşünür J.Locke ile başlatılır. Diğer düşünür ise T.Hobbes’ur. T.Hobbes, insan karakteri hakkında negatif bir algıya sahiptir. Her iki düşünür de devlet teorisi konusunda “sosyal sözleşme” anlayışına sahiptir. Bu anlayışa göre doğa durumunda yaşayan insanlar bir araya gelerek bir sosyal sözleşme yapmışlardır. İşte bu sözleşme devletin temelidir. Şu farkla ki, Hobes’ta doğa durumunda olan insanlar birbirleriyle mücadele halindedir; J.Locke’a göre ise doğa durumunda mücadele halinde olmayıp Tanrı’nın insanlara verdiği hakları kullanırlar. Kuşku yok ki, doğa durumu bir insanın diğerinin haklarına tecavüz etmesine de açık bir yapıdır. İnsanların sözleşme sonucu ortaya çıkardıkları devletin amacı, doğal durumda Tanrı tarafından verilen mülkiyet hakkını korumaktır.

            J.Locke’a göre devletin amacı mülkiyet hakkını korumaktır. Aksi halde devletin meşruiyet gerekçesi ortadan kalkacaktır. Locke felsefesinde öne çıkan kavramlar rasyonel akıl, özgürlük ve mülkiyet kavramlarıdır.

            Liberalizmin diğer büyük düşünürü A.Simith’tir. Yazdığı “Ulusların Zenginliği” adlı eserinde, devlet korumacılığını reddeder ve devletin gücünün güvenlik, hukuk ve altyapı ile sınırlandırır.

            Diğer bir liberal düşünür olan J.S.Mill’in liberal anlayışı faydacılıktan yola çıkar. Ona göre bütün toplumsal sorunlarda fayda en yüksek ilkedir.

            Liberalizmin önemli liberal düşünür olan Hayek ise, akıl tek başına tek bilgi kaynağı ve toplumsal düzen için tek referans olamaz. Toplumsal hayat sürekli dönüşüp değiştiğinden, onun hakkındaki bilgimiz de nispi olacaktır. “Kölelik Yolu” adlı eserinde Hayek, planlamacı modeli totaliterizmin kaynağı olarak görür. Hayek’e göre piyasaya müdahale edilmemeli ve herkes buna riayet etmelidir. Devlet ise bu sürecin hiçbir aşamasında müdahil olmamalıdır.

            Liberal düşünürlerde piyasa, ekonomik anlamda insanüstü ve gerçekliğin ve adaletin belirleyicisi olarak duruyor. Burada asıl sorun şu: Piyasa, insanın uyacağı kuralları belirlerken insanı bağlayacak kurallar nasıl üretebilir? BU Piyasanın yanılmazlığı ile mümkün olabilir. Oysa piyasa insanın dışında ve üstünde bir alan değildir.

            Gerçek şu ki, liberal teori gerçeklikle aynı düzlemde yürümüyor. Libarel teoriye göre piyasa rekabet içinde hareket eder ve fiyatın belirlenmesi ona bağlıdır. Ancak tekel oluşturma serbest piyasayı sosyalist ekonomiye yaklaştırmaktadır. İlke en kaliteli malı en ucuza mal edip satmaktır. Peki, neden fiyatlar hep aynı düzlemde duruyor. Kazancı kışkırtan ve hiçbir ahlaki ilke tanımayan piyasa ekonomisinin hiçbir çekiciliği yok maalesef. Sadece ekonomi değil, sanıyorum ahlakın belirleyicisi de piyasa olarak tanımlanıyor.

            Şu var ki gerçek Tanrı yerini piyasa Tanrı’sına bırakıyor.

Piyasa Tanrısı tüketimi kışkırtıyor, rekabeti artırıyor, sade yaşamaktan, israf karşıtlığından ise nefret ediyor.

Modern hayat ve tüketim kültürü istekleri o kadar kışkırttı, tüketimi o kadar cazip hale getirdi ki, ahlaka, kanaate ve şükre yer kalmadı.

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.