Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Milli Menfaat, Milliyetçilik, Ulus Devlet ve Hukuk

03.05.2022

Son yaşanan gelişmeler, “Milli menfaatler” kavramının hukuksuzluğu ve insan hakları ihlallerini meşrulaştıran bir araca dönüştüğünü gösteriyor. Türkiye, milli menfaatleri hukuk devletine öncelediği için bir türlü hukuk devletine dönüşemiyor.  Her devletin kendine özgü milli menfaatleri olacağı açıktır. Ancak bu menfaatler hukuk içerisinde kalmalıdır. Öyle görülüyor ki, bu kavram çoğu kez hukuk devleti ve adalet arayışını önleyen bir siyasal söyleme dönüşüyor.

            Meşruiyetini dinin temel ahlaki ilkelerinden almayan hiçbir kavramın İslami temeli yoktur. Milli menfaat kavramı, her halükarda devletin çıkarlarını her şeyin üstüne koyan bir anlayışa işaret eder. Oysa hiçbir kavram hukukun üstünde, dışında ve onu aşan bir yapıya sahip olamaz.

            Kuşku yok ki, milli menfaat kavramının bu kadar öne çıkması, ulus devlet formunun öne çıktığı tarihsel dönemin ürünü olan bir söylemin sonucudur. Ulus devlet, dinin evrensel anlayışına karşı toprağı, ulusu ve geleneği kutsayan bir felsefi zemine oturur.

            İslam ülkelerinin en büyük sorunu milli menfaatler kavramının ortaya çıkardığı farklılaşmalar ve bunun doğurduğu çatışmalardır. Avrupa devletleri, Birinci ve İkinci Dünya Savaşları gibi büyük savaşların ardından birlik kurmayı başaran ülkeler olmuşlardır. AB, böyle bir projenin ürünüdür. Oysa İslam ülkeleri aralarındaki anlaşmazlıkları ve geçmişte yaşadıkları sorunları aşıp birlik kuramıyorlar. Bu durum, İslam ülkelerinin en önemli sorunlarından biridir.

            İslam ülkeleri sahip oldukları farklı din anlayışlarını, milli kimliklerinin parçası haline getirdiler. Her devletin din anlayışı kendi milli devletini onaylayan bir araca dönüştü. Bu anlayışta din bütünleştirici değil, ayrıştırıcı bir fonksiyon üretiyor.

            Milli devletlerde din, milli menfaatleri meşrulaştıran bir araç olarak kullanılmaktadır. Kuşkusuz bu dinin siyasal amaçlarla araçsallaştırılmasına işaret etmektedir. Araçsallaştırılan her anlayış gibi din de araçsallaştırıldığında asli fonksiyonundan uzaklaşır.

            Bundan dolayı milli menfaatleri öne alan milliyetçilik, birleştirici değil ayrıştırıcı bir siyasal ideolojidir. İslam ülkelerinin AB benzeri bir yapı oluşturmaları için, milliyetçiliğe dayalı anlayışlarını törpülemeleri gerekir.

            Milliyetçiliğin din ile yaptığı sentez ise en tehlikeli olan ideolojiyi doğuruyor. Doğası gereği bütün insanları ontolojik olarak eşit kabul eden bir din, milli devletin her siyasetini onaylayan bir noktada duramaz. Bu durum dinin yeniden yorumlanması düşüncesini doğurmuştur. Bundan dolayı kurulan her ulus devlet, kendine özgü bir din yorumu yapmıştır. Cumhuriyet modernleşmesi sürecindeki din politikalarını bu gözlükle okumak gerekir. Bu süreçte dine yüklenen misyon, devletin politikalarını destekleme ve meşrulaştırma fonksiyonudur. Din, bu fonksiyonu üretirken aslı konumundan giderek uzaklaşmış ve ulusallaşmıştır. Tabiri caizse gerçek dinle aynı kavramsal sistemi kullanan karşı bir din doğmuştur. Bu Rahmetli Ali Şeriati’nin deyimiyle ‘dine karşı din” anlayışını ortaya çıkarmıştır. Artık yaşanan dine karşı dinin mücadelesidir. İşin ilginç yönü, her iki anlayışın birbirlerine karşı aynı kavramsal sistemi kullanmasıdır. Bu süreçte kader, tevekkül, cihat vb. kavramlara semantik bir müdahalede bulunularak yeniden tanımlanmış ve gerçek dinin önünde zulme aracı olmuş bir söyleme dönüşmüştür.

            Öyle görülüyor ki, milliyetçilik siyasal anlamda dini dönüştürmüş ve kendine benzetmiştir. İslam ülkeleri ve Türkiye siyasetini bekleyen en önemli tehlike budur. Çünkü milliyetçi anlayışın bayraklaştırdığı ve hukukun önüne koyduğu en büyük değer milli menfaatlerdir. Milli menfaat kavramı İnsan hakları, hukuk ve adalet gibi kavramların üstünde bir değere sahiptir. Türk siyaseti Milli menfaatleri acilen hukuk içine çeken bir anlayışı egemen kılmalıdır.

            Göçmen sorununa bakışımız da milli menfaatler üzerine kurulu olduğu için, sağlıklı bir zeminde yürümüyor. Soruna hukuk, adalet ve ahlak açısından değil, çıkarlar açısından bakıyoruz. Bu da tartışmayı hukuk ve ahlakın alanından çıkarıp duygusal bir alana taşıyor. Bir sorun hukukun alanından çıkarılıp duygusal alana taşındığında sağduyu ve akıl değil sloganlar egemen olur. Ne yazık ki, Türkiye siyaseti slogan üzerinden tartışıyor.

Bir Müslüman kategorik olarak, milli menfaat veya başka bir kavramı temel alarak hiç kimseyi koşulsuz dışlayamaz. Çünkü Müslüman olmayan her insan potansiyel Müslüman adayıdır.

Milli menfaat kavramı hukuku da derinden yaralamaktadır. Kavala sürecinin sonucu, tıpkı Cemal Kaşıkçı davasında olduğu gibi, ekonomik ve siyasal gelişmelere bağlı olarak değişebilir. Bu tür davaların sürecini hukuk değil, uluslararası politik ve ekonomik değişimler belirlemektedir.

Hiç kuşku yok ki çözüm; sürekli değişen milli menfaatleri değil, hukuku egemen kılmaktır. Hukuk milli menfaatler için istediğimiz şekilde eğip bükeceğimiz bir araç değildir.

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.