Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Muhafazakarlığın Zihin Haritası III – Muhafazakarlık Din İlişkisi

08.04.2024

Muhafazakârlığın toplumsal ve siyasal anlamda iki farklı yönünün olduğunu belirtmekte yarar vardır. Siyasal muhafazakarlığın doğuşunda aydınlanma düşüncesine duyulan tepki, aklın inşa edici rolünden duyulan endişe, Fransız İhtilali ile somutlaşan devrimci siyaset geleneği, ütopik sosyalist hareketler ve sanayi sonrası dönemde değişen toplumsal yapının doğurduğu sorunlardır.

Muhafazakârlık akıl yerine tarihsel tecrübeye, toplumu bireyin önüne koyan felsefeye, devleti en büyük siyasal otorite olarak gören siyasal yaklaşıma dayanır. Tanıl Bora, “Türk Sağının Üç Hali” adlı çalışmasında muhafazakârlığı maddenin gaz haline benzetir. Belki de bu özellik muhafazakârlığı çok değişik formlarda karşımıza çıkarmıştır. Ömer Çaha, “Dört Akım Dört Siyaset adlı çalışmasında, muhafazakârlığı kategorilere ayırır. Ona göre “Türkiye’deki muhafazakârlığı ‘kültürel’, ‘milliyetçi’, ‘devletçi’, ‘İslami’ ve ‘liberal’ olmak üzer beş alt kategoride toplayabiliriz.

Muhafazakâr düşünce, modernleşme felsefesi karşısında bir konum belirlerken dinin gücünden yaralanmaya çalışır. Bu anlamda muhafazakârlar dini modernleşmeye engel olan bir kurum olarak değerlendirmezler. Dini düşünce modernleşmeye karşıt bir kurum değildir. Bilgi ile inancı uzlaştırmaya çalışarak aralarında bir diyalog zemini oluştururlar.

Muhafazakârların din anlayışında dinin toplumsal düzeni belirleme anlamında başat bir rolü yoktur. Burada amaç modernleşme süreçlerine uyum sağlamış bir inanç sistemidir. Dolayısıyla din anlamında öze dönücü değil, toplumun devamını sağlayan yan bir unsur olarak görülür. Din ile muhafazakârlık arasındaki en büyük farklardan biri muhafazakârlığın seküler bir ideoloji olmasından dolayıdır. “Muhafazakârlık sekülerleşmeci bir ideolojidir. Modern paradigmanın en temel özelliği olarak sekülarizm muhafazakâr düşünceyi rahatsız etmeyen, aksine onu memnun eden bir olgudur. Çünkü muhafazakârlık devrimci ideolojilerin toplumu radikal bir yolla dönüştürmeye çalışması gibi dinin de gerektiğinde geleneği tasfiye ederek toplumu kendi ilkeleri doğrultusunda dönüştürmeye karşıdır. Din, muhafazakâr düşünce için önemlidir. Ancak bu din toplumsal bir kurum, geleneğin ürettiği ve toplumu bir arada tutan bir değer olarak önemlidir. Siyaset ve toplumsal taleplerle ortaya çıkan din muhafazakârlık açısından kabul edilebilir değildir.” (Hasan Ufuk Aktaşlı, Türk Muhafazakârlığı ve Kemalizm: Diyalektik Bir İlişki, Doğu Batı, Türk Muhafazakârlığının Eleştirisi, sayı: 58, sayfa: 48-49)

Muhafazakârlık, sistemin meşrulaştırıcı bir aracı olarak dini tanımlar ve onun toplum üzerindeki denetleyici gücünden faydalanmaya çalışır. Yani muhafazakârlığın dine yaklaşımı araçsaldır. “Muhafazakâr düşüncede dinin yerini daha çok toplumla kurduğu ilişki belirler. Bu çerçevede din, toplumun sahip olduğu bireyler ötesi kurumlardan biridir. Muhafazakârlar için din, imani bir faaliyet olmaktan çok toplum bağlamında fayda umulan dünyevi bir kurumdur.” (Erdem Dönmez, Arzu ve Tereddüt, Ötüken Neşriyat, s: 70)

Din- devlet ilişkisinde dinin belirleyici olmasını istemeyen muhafazakârlar, devletin dine karşı ilgisiz kalmasını da reddederler. Toplumun dini değerler içerisinde politize olması muhafazakârların asla benimsemeyeceği bir duruma işaret eder. Bundan dolayı muhafazakârlık İslamcılıkla ayrılır. İslamcılık dini değerleri temel alarak bir politik sistem oluşturmaya çalışırken, muhafazakârlık dini toplumun bütünlüğünü sağlayan araçlardan biri olarak görür. “Muhafazakârlığın, dinle ilişkisi, dinin kendisiyle kurulan bir ilişki olmaktan çok, dinin (milli) kültüre eklemlenmiş formuyla kurulan bir ilişkidir. Başka bir deyişle dinin kültürel değer, norm ve sembollerdeki gömülü anlamları muhafazakârlığın düşünsel dünyası için işlevsel olmaktadır. Bu durumda, din toplumun esas olarak geleneksel ve milli hassasiyetlerinden birisi olmaktadır. Türk muhafazakârlığının din algısı bu bakımdan bir ölçüde soy muhafazakârlıkla ayrılmaktadır. Muhafazakârlık esas olarak dini, geleneğin, düzenin, kültürün, bir hayat tarzının parçası olarak değerlendirmeye yatkındır, buna karşılık Türk muhafazakârlığı dini (İslam’ı) milletin mütemmim bir cüzü olarak ele alır; dini milleti tanımlamak ve anlamlandırmak için kullanır.” (Erdem Dönmez, Arzu ve Tereddüt, Ötüken Neşriyat, s:674) Türk muhafazakârlığı dinin toplumsal fonksiyonu bakımından Batı muhafazakârlığından farklılaşır. Dinin siyasal boyutu ise çok büyük ölçüde muhafazakârlığın ilgi alanı dışındadır.

Muhafazakâr düşünce, toplum tasarımı ve dinin toplumsal fonksiyonu konusunda, din ile ilişkileri bir hayli sorunlu olan bir düşünce biçimidir. “Görülüyor ki, muhafazakâr düşünce, gelenek ve değişimde olduğu gibi, dinle de sorunlu bir ilişki içerisindedir. Bu sorunluluk, muhafazakârlığın sürekli arkadan gelen, kaybetmişlik psikolojisiyle hareket eden ve sıklıkla değişime maruz kalan bir kavram olmasından kaynaklanır. Modernist bir tutum sergileyerek dini bir araç hüviyetinde gören muhafazakârlık değişim-gelenek-uyum çatışmasının doğurduğu gerilimi en hafif duyarlılığa dönüştürmek ister.” (Erdem Dönmez, Arzu ve Tereddüt, Ötüken Neşriyat, s:)

Türk muhafazakârlığının önde gelen isimlerinden Yahya Kemalin din ve millet hakkındaki düşünceleri, muhafazakârlığın din algısı konusunda açıklayıcı değerlendirmeler içerir. “Yahya Kemal’in din ve millet hakkındaki tutumu da muhafazakâr düşünürlerle benzer bir çizgidedir. O dine, itikat, iman ilmihal yönünden ziyade, cemaat ve atmosfer olarak önem verişiyle tipik bir muhafazakârdır. Mücerret İslam’a karşı, cemaatin tabi hali olan, yerli ve yaşayan İslam’ı öne çıkarır.” (İsmail Safi, Türkiye’de Muhafazakâr Siyaset ve Yeni Arayışlar, Lotus yayınları, s: 197) Muhafazakârlığın önemli düşünce adamları arasında Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl Kısakürek, Nurettin Topçu, Mümtaz Turhan, Erol Güngör, Semiha Ayverdi, Abdülhak Şinasi Hisar, Ali Fuat Başgil sayılabilir.

Öte yandan muhafazakârlık sadece sağ düşünceye ait bir dünya görüşü değildir. Muhafazakârlık, bir siyasal tutum olarak tüm ideolojilerin içine sızabilir. Bu anlamda İslami, sağ ve milliyetçi bir muhafazakârlıktan söz edileceği gibi, benzer şekilde sosyalist, sol, Kemalist bir muhafazakârlıktan da söz edilebilir. Muhafazakârlık, bir düşünce iktidar olup, bürokratik düzeni kurduğunda, onu korumaya yönelik bir tavır olarak karşımıza çıkar.

Kemalizm, başlangıçta yenilikçi ve devrimci bir ideoloji olduğu halde zamanla kendi statükosunu oluşturarak, her tür değişim talebine direnmeye, mevcut düzeni korumaya dönük tutucu ve statükocu bir yapıya evrilmiştir.

Muhafazakârlık, toplumsal anlamda dine önem verir. Din, toplumsal birliğin sağlanması açısından önemli ve vazgeçilmez bir değere sahiptir. Ancak din toplumu düzenleyen bir sistem olarak görülmez. Muhafazakâr düşünürler içerisinde dindar olmayanların, hatta ateist olanların bile bulunduğu bir gerçektir. Ancak dindar ya da ateist olsun muhafazakârlar dine büyük önem verirler. Muhafazakârlar, dinin kanaatkâr vatandaş tipi oluşturmak bakımından önemli bir işleve sahip olduğunu savunurlar. Muhafazakârlar din ile toplumsal düzen arasında sıkı bir ilişki olduğuna inanırlar.

Siyasal alanda muhafazakârlık genellikle sağ partiler tarafından temsil edilmiştir. Kendini muhafazakâr demokrat olarak tanımlayan Ak Parti de, Türkiye muhafazakârlığının en önemli isimlerinden biri olan Necip Fazıl’dan geniş ölçüde etkilenmiştir. Ancak Ak Parti iktidarının ilk on yılında Ak Parti statüko ile mücadele ederek devrimci ve değişimci olarak geniş bir toplumsal destek bulmuştur.

Ak Parti, özellikle Gezi Olaylarından sonra başlayan süreçte muhafazakâr bir kimliğe bürünmüştür. Hendek Olayları ve 15 Temmuz, Ak Parti yöneticilerinde eskiden beri süregelen açılım ve demokratikleşme hamlelerini büyük ölçüde sonlandırmış, Özellikle 15 Temmuz sonrası bürokrasiye egemen olan ve MHP ile işbirliğine giden Ak Parti statükonun koruyucusu olarak, değişim taleplerinin önünde,  muhafazakâr bir kimliğe bürünmüştür. Bu kimlik dönüşümü Ak Parti’yi sistem karşısında değişimci bir parti olmaktan uzaklaştırmış, güvenlik ve istikrarı öne çıkaran muhafazakâr bir partiye dönüştürmüştür.

 

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.