Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Müslümanların Tarih Ve Topluma Karşı Sorumluluğu

12.07.2021

Kuşku yok ki, yaşadığımız aktüel dünyanın özelde Müslümanları genelde insanlığı etkileyen yakıcı sorunları var. Bu sorunlara tanıklık etmek Müslüman âlim ve entelektüellerin temel görevidir. Çünkü İslam, bütün insanlığa gönderilmiş son mesajdır. Dolayısıyla Müslüman âlimin yeryüzünün herhangi bir yerinde ortaya çıkan bir sorunla ilgilenmeme gibi bir tutumu olamaz.

            Öte yandan İslam dünyasının yakıcı sorunları var. Bu sorunlarla yüzleşmediği, kendi eksikliklerini görmediği, kapsamlı bir özeleştiri yapmadığı sürece kendi sorunlarını da, insanlığın sorunlarını da çözme imkânı yoktur.

            Öyle görülüyor ki, İslam dünyası, eğitim, insan hakları, adalet, ekonomik dengesizlik, bireysel ve siyasal haklar, demokrasi, hesap verilebilirlik gibi konularda eleştirdiği modern dünyanın çok gerisinde bulunmaktadır. Bu mevcut durum geri kalmışlığı besleyen en önemli faktörlerdir.

            İslam dünyası, kendi geleneği içindeki insani, irfani ve vicdani damarı harekete geçirerek yeni bir model üretemediği sürece ne kendisi ne de insanlığın kurtuluşu için sağlıklı bir adım atabilir.

            İslam dünyasının en önemli sorunu, özellikle modernleşme sürecinde sorun çözme yeteneğini kaybetmesidir. Bu durum, İslam dünyasının karşılaştığı sorunları çözememekle sonuçlandığı gibi, yaşadıkları toprakları yabancı güçlerin müdahalesine açık hale getirmektedir. İslam dünyasının baştan aşağı sömürgeleştirilmesi ve ertesinde Batı müdahalelerine açık hale gelmesi bu sürecin sonucudur.

            İslam dünyası eğitimsizlik, ekonomik dengesizlik, kaynaklarını verimli kullanamama, adaletsizlik, hukuksuzluk, kadın hakları ihlalleri, toplumsal eşitsizliklerin pençesinde kıvranmaktadır. Bu yakıcı sorunları çözemeyen bir toplumun örneklik oluşturması mümkün değildir.

            Kuşku yok ki, sağlıklı bir ekonomik gelişim, sağlıklı bir yönetim ve adalet sisteminin olmasına bağlıdır. Adalet sistemi iyi çalışmıyor, adaletsizlik hissi toplumu sarmış, mafya bir hak arama kapısı haline gelmiş ise o topraklarda sağlıklı ve sürdürülebilir bir üretim ekonomisi oluşturmak mümkün değildir.

            İslam dünyası, sahip olduğu ekonomik değerleri bile sağlıklı kullanamamaktadır. Bu durumda elbette uluslararası sömürü siteminin ve kapitalist modelin önemli etkisi vardır. Ancak sosyal olaylarda dış faktörler etkileyicidir; belirleyici olan ise iç faktörlerdir. Bu durum, karşılaştığımız olumsuzluklardan birincil derecede bizim sorumlu olduğumuzu göstermektedir.

            Sosyal olaylarda sürekli dış faktörlere vurgu yapmak hem sorunların iç nedenlerini görmezden gelmeye ve ihmal etmeye, hem de sorumluluğu tümüyle dış faktörlere atarak rahatlamaya yol açmaktadır. Siyasal anlamda sürekli dış düşmanlara vurgu yapmak, iç eleştiriyi engelleyici bir fonksiyon üretmektedir. Kuşku yok ki, dış faktörlerin etkisi, iç faktörlerle doğrudan bağlantılıdır. İç sorunlarını çözmeyen, iç barışını sağlayamayan ülkeler dış müdahalelere açık hale gelmektedir.

            Öte yandan, bir ülkenin kalkınmasını engelleyecek dış güçlerin varlığı bir gerçekliktir. Ancak bu dış güçlerle sağlıklı bir şekilde mücadele etmek, iç barışın sağlanması ile ilgilidir. Farklı düşünen insanları ötekileştirerek dış güçlerle mücadele edilemez. Ne yazık ki, Türkiye böyle bir sorunu yaşayan ülkelerin başında gelmektedir.

            Öte yandan İslam ülkeleri, İsrail ve Batı düşmanlığını kendi askeri ya da yarı asker, monarşik krallık ve antidemokratik yönetimlerini sürdürmek için araçsallaştırmaktadır. Aslında İsrail ile samimi bir şekilde mücadele etmek gibi bir niyetleri yoktur. Asıl amaçları kendilerine yönelen eleştirileri İsrail karşıtlığı üzerinden rasyonelleştirmektir.

            Unutmamak gerekir ki, insanı hataya sürükleyen Şeytanın gücü değil, kendi zaaflarıdır. Şeytan dış güç, kendi zaaflar iç güçtür. Bu yüzden, içine düştüğümüz olumsuz durumun bizim zaaf ve eksikliklerimizden kaynaklandığı gerçeği ile yüzleşmeliyiz.

            Müslümanlara düşen görev, yaşadıkları dönemin siyasal, toplumsal ve ekonomik şartlarına müdahil olarak çözüm üretme sorunluluğudur. Kimsenin bu sorunlardan kaçmak gibi bir imkânı yoktur. Müslüman zihin, hukukun üstünlüğünü, yönetimde ortak aklı, ekonomide üretim ve adil paylaşımı savunmak ve bunun mümkün imkânlarını aramakla yükümlüdür.

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.