Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Özgür Düşünce

11.04.2022

“Ben olsam, Müslüman Doğu’daki bütün mekteplere eleştirel düşünce dersleri koyardım. Batı’nın aksine Doğu bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafın kaynağı budur” 

         Aliya İzzetbegoviç.

            Yusuf el- Kardavi’nin güzel bir tespiti var. Diyor ki: “Bizler tekfir makineleri değiliz.” Kardavi’nin yaklaşımı, İslam dünyasında önemli bir zaafa işaret eden, son derece değerli bir yaklaşımdır. Ne yazık ki, özellikle son zamanlarda, faklı düşünceler öne sürenlerin Müslümanlığını ve imanını tartışan tekfirci bir zihin yapısı egemen olmaya başladı. Bu tekfirci, dışlayıcı, ötekileştirici ve farklı yorumları yok edici mantık, özgür düşüncenin ve içtihadın önündeki en büyük engeldir. Unutmayalım Hariciler Hz. Ali’yi tekfir ediyorlardı. İşin garip tarafı Hariciler bu tekfir faaliyetini Kur’an’ın “Hüküm Allah’ındır” ayetine dayandırmalarıdır. Benzer şekilde Ebu Hanife de “Ümmetin fitnecisi” olmakla tekfir edilmiştir. Üstelik tarih boyunca bu tekfir faaliyetinden İmam Malik, Ahmed ibn Hanbel, Hariciler, Meşai filozofları ve tarihte çok sayıda isim nasibini aldı. Peki, ne oldu? Ümmet bu faaliyetten sızan kan davası ile uğraşıyor. En belirgin sonuç ise İslam dünyasında fikir özgürlüğü yok edildi ve tarihte muhteşem bir ilim geleneği oluşturan Müslümanlar koyu bir karanlığa gömüldü. Biz bu karanlık dönemin çocuklarıyız.

            Ne yazık ki, genelde İslam dünyası, özelde Türkiye’de entelektüel alan öylesine kısırlaştı ve yozlaştı ki, dini alanda farklı görüşler öne sürenlerin yaşama ihtimali kalmadı. Bugün bırakın Mutezile ve Meşai filozoflarını, Ebu Hanife, İmam Malik, İmam Şafi, Ahmed İbn Hanbel ve Şatibi gibi isimlerin bile tekfir edileceği bir fanatizm ortaya çıktı. Nitekim dün Fazlurrahman Pakistan’da, Nasr Ebu Zeyd Mısır’da barınamadı; bugün de Abdulkerim Suruş İran’da, Mustafa Öztürk Türkiye’de barınamıyor. Entelektüel bakımdan böylesi kıyıcı bir ortamda düşünce gelişebilir, içtihat yapılabilir mi?

            Ana akım medyada Mehmet Okuyan, Mustafa İslamoğlu, Mustafa Öztürk, İlhami Güler, Engin Noyan gibi farklı ve özgün isimlere yer kalmadı. Meydan Mevlana eksenli muhafazakâr dindarların kıssacı temsilcilerine kaldı. Din alanı farklı yorumları dışlayan ve giderek yokluğa mahkûm eden, daha da kötüsü bu kısırlığı onaylayan bir yaklaşımın keskin denetimine girdi.

            Tekfir baltasını toprağa gömüp, eleştirel düşüncenin yaratıcılığını hâkim kılmaz istek, İslam dünyası ve Türkiye içinde bulunduğu durumdan kurtulamaz.

            Soru sormaktan kaçınan, eleştirel düşünce yeteneğini kaybetmiş bir toplumdan yaratıcı bir medeniyet hamlesi beklenemez. İslam dünyası maalesef bu durumdadır. İslam dünyasının tarihin en karanlık dönemlerinden birini yaşaması tesadüf değildir.

            İslamcılık, İslam dünyasının Kur’an’dan uzaklaşma, içtihat kapısını kapatma, cihat ruhunun sönmesi, gelenekçiliğin artması, sömürgeleşmeye karşı bir isyan hareketi olarak başlamıştı. İslamcılığın geldiği nokta ne olursa olsun, tespitler hala güncelliğini ve geçerliliğini korumaktadır. Bu yüzden İslamcılık bu toprakların tek sahih çıkış kapısıdır. Çünkü İslamcılık, sorunun teşhisi için en doğru soruları sordu.

            Baskının yoğunlaştığı dönemlerde düşünce eserleri yazmak bedel ödemeyi göze almakla mümkündür. Bu yüzden entelektüel alanda sembolik dil öne çıkar. Doğal olarak edebiyat ve özellikle de sembolik dilin imkânlarını çok iyi kullanan şair ve roman yazarları öne çıkar.

            Özgür düşüncenin ve içtihadın yasak olduğu yerde, hukuk ihlallerinin olması ve adaletten uzaklaşma doğal bir sonuçtur.

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.