Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Paradigma İçine Hapsolmak

03.04.2021

Thomas Kuhn’un ürettiği ve bilim felsefesini temellendirirken kullandığı paradigma kavramını sosyal bilimler alanında kullanmak açıklayıcı olabilir. Kuhn, paradigma kavramı ile bir döneme ait hakim bilimsel zihniyeti anlatıyordu. Paradigmalar sorun çözebildiği ölçüde yaşamaya devam ediyor, sorun çözmede zorlandığı zamanlarda bunalıma giriyor ve yerini devrimci bir dönüşümle yeni bir paradigmaya bırakıyordu. Bilimsel değişim ve dönüşüm de bu şekilde oluşuyordu. 

Thomas Kuhn’un bilim felsefesini temellendirirken kullandığı kavramı, hiç kuşkusuz, siyasal ve toplumsal alanda da kullanabiliriz. Çünkü paradigma, geniş anlamda örnek, model, bakış açısı gibi anlamlara gelir. Bu anlamda bireyin hayatına anlam veren din, ideoloji, kültür ve siyasal düşünce de birer paradigmadır. Bilimsel kuramların farklılaşması paradigma değişimi olduğu gibi, büyük toplumsal değişimler, devrimler köklü bir paradigma değişimi olarak ortaya çıkarlar. Diğer yandan paradigma değişimi, sanıldığının aksine kolay bir süreç değildir.

Öte yandan, her kültür, her din, her ideoloji insana hayatına anlam veren köklü bir paradigma sunar. İnsan bu paradigmanın parametreleriyle hayatını sürdürür. Sanıldığının aksine paradigma içi kavramsal sistem kendi arasında tutarlıdır. Bir ideolojinin en güçlü yanı da budur. 

Türkiye Cumhuriyeti kurulurken yeni bir paradigma değişimi ile ortaya çıkmıştır. Bu paradigmanın çerçevesini laiklik, milliyetçilik, ilerlemecilik, batıcılık ve bilimsel anlayış olarak pozitivizm oluşturuyordu. Yeni Cumhuriyet bütün siyasetini bu amaçları gerçekleştirmek üzerine kurmuştur. Aslında bugün yaşanan bir paradigma bunalımıdır. Ak Parti iktidarı bu bunalımın eşiğinde ortaya çıkmıştır. Başlangıçta hakim paradigmayı sasıcı bir takım değişiklikler yapsa da, özellikle 15 Temmuz sonrası, hakim paradigmayı yeniden üretmek zorunda kalmıştır. Siyasal anlamda hakim paradigmanın değerleri üzerine siyaset yapan ve her halükarda yerleşik paradigmanın milliyetçi/Türkçü ayağını temsil eden MHP ile yaptığı ittifakı böyle değerlendirmek gerekir. 

Öte yandan, belli bir ütopyaya bağlanan zihnin, hatasız bir mantık örgüsü vardır. Çünkü ütopya uygulama alanı bulmadığı için gerçekliğinin tartışılması imkansızdır. Bir sosyalist, tüm kötülüklerin gelir farkından ve özel mülkiyetten kaynaklandığını sınıfsız toplum oluştuğunda tüm sorunların ortadan kalkacağını iddia eder. Bunun test imkanı yoktur. Aynı tuzağa bazı İslamcılarda düşmektedir. İslam düzeni kurulunca bütün sorunların ortadan kalkacağına inanırlar. Oysa insan ontolojisi bir sorunsuz dünya devleti oluşturma idealine uygun bir donanımda değildir. Aliya İzzetbegoviç’in dediği gibi ütopya doğası gereği materyalisttir, Müslüman’ın ütopyası olmaz. Bundan dolayı Müslüman zihnin amacı ideal bir dünya devleti oluşturmak değil, ideal bir düzen için mücadele etmektir. 

Zihnini belli bir ideolojinin paradigması içine hapseden kişinin fanatik bir militan olması kaçınılmazdır. Militan, doğruluğundan kuşku duymadığı ütopya için ölür ve öldürür; düşünmez, analiz etmez; yargılar ve tanımlar. Bu anlamda bir PKK, FETÖ ya da İŞİD militanı arasında fark yoktur. Eric Hoffer’in deyimiyle hepsi “kesin inançlıdır.”

Fanatik militan olmaktan kurtulmak mutlakçılık düşüncesinden uzak durmakla mümkündür. Bundan dolayı, hiçbir siyasal parti, mezhep, örgüt, sivil toplum kuruluşu, iktidar ya da muhalefet partisi, tek başına mutlak doğruyu temsil edemez. Çünkü, tüm partiler, ontolojik yapısı gereği, hata yapması muhtemel olan insan tarafından yönetilmektedir.

Bir ideolojiye veya partiye fanatik bağlılıktan doğan ideolojik körlük, kişinin içinde bulunduğu parti, cemaat veya örgütü kusursuz zannetmekle sonuçlanır. Bu kusursuzluk algısı, kaçınılmaz olarak aynı paradigmayı paylaşmayanları ötekileştirmekle sonuçlanır. Türkiye’de yaşanan kutuplaşma temelini bu psikolojiden almaktadır. 

İnsanlar karşılaştıkları olayları bağlı bulunduğu paradigmanın (İslam, Sosyalizm, Kemalizm, Milliyetçilik, Muhafazakarlık, Sol, Sağ, Ulusalcılık) ışığında değerlendirir. Kuşkusuz her paradigma insana iyi-kötü, faydalı-zararlı, doğru yanlış konusunda parametreler sunar. Müslümanların ölçüt alacağı parametreler Kur’an ve Sahih Sünnette belirlenmiştir. Orada belirlenen ahlaki evrensel, aşkın kaynaktan gelen ilkelere uymakla yükümlüdürler. 

Bir paradigmaya bağlı olanları bekleyen tehlikelerde vardır. Bunlardan en önemlisi, insanların olayları değerlendirirken uyacakları paradigmanın yanlış olması ihtimalidir. Bu durumda ölçüt yanlış olduğundan yapacağı bütün değerlendirmeleri de yanlış olacaktır. İnsan için en trajik olan yanlış bir paradigma içine hapsolmak ve hayatını onun uğruna mücadeleye adamaktır. 

Kuşku yok ki, iman etmek köklü bir paradigma değişimini gerektirir. Çünkü bireyin, şimdiye dek inandığı, hayatını yönlendirdiği bütün kavramlar yapı bozumuna uğrayacaktır. Bundan dolayı bir paradigmayı terk ederek başka bir paradigmaya geçmek kolay bir süreç değildir. 

Hz. Peygamber, Hira Dağı’ndan Mekke sokaklarına indiğinde aslında köklü bir paradigma değişiminin temsilciliğini yapıyordu. Hz. Peygamber’in yakın arkadaşları, bu köklü paradigma değişimini kabul edince bütün düşünce sistematikleri değişime uğramıştır. İman edip Cahiliye düşüncesinden İslam’a geçen ve büyük bir paradigma değişimi yaşayan insanlar en sevdikleri tarafından dışlanmış ve düşman ilan edilmiştir. Bu durum her dönemde paradigma değişimi yaşayan insanların başına gelebilecek bir durumdur. 

Siyasal veya toplumsal bir bunalımla karşılaşıldığında talep edilen paradigma değişimi kadar, hangi paradigmayı teklif ettiğimiz de önemlidir. Siyasal alanda bir bunalımın yaşandığı günümüzde Müslümanlar müzakereye açık, kutuplaşmayı önleyici, çoğulcu, bütün toplumsal kesimlerin katıldığı bir anayasa ve siyasal model talep etmelidir. Bu paradigmanın parametreleri, özgürlük, insan hakları, din ve vicdan özgürlüğü, adalet ve eşitlik olmalıdır. Hılf’ul Fudul ve Medine Vesikası uygulamaları, tarihin her döneminde Müslümanların, erdem ve adalet temelinde kendisi gibi düşünmeyen ve inanmayan kişilerle birlikte hareket edebileceğini göstermektedir.

 

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

Bu yazıda yer alan fikirler yazara aittir. Farklı Bakış’ın bakış açısını yansıtmayabilir.

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir