Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Sahte Sorular

01.08.2022

Bilinmeyen bir konunun araştırılmasın en önemli anahtarı sorulardır. Bundan dolayı felsefede sorular cevaplardan önemlidir. Çünkü soru, arayışı başlatan etkendir. Sorular ne kadar anlamı ve gerçek ise cevaplar da o kadar sağlıklı olacaktır. Bir konunun doğru anlaşılması için doğru soruları sorarak başlamak gerekmektedir. Kuşkusuz bir konunun doğru analiz edilmesini engelleyen en önemli sorunların başında sahte sorular gelmektedir.

            Hz. Âdem’in ilk insan olup olmadığı, Meryem’in İsa’yı babasız doğurmasının imkânı, cennet ve cehennemin niteliği gibi tartışmaların tarafı olmamak gerekir. Bunlar en nihayetinde itikatla ilgilidir ve bilgimizin sınırları Kur’an’ın bildirdiği kadardır. Bu konuda soru soranlara ilgili ayetleri okuyup geçmek gerekir. Olayın bir diğer yönü de bu tip metafizik meseleleri sürekli gündemde tutmak, Müslümanları ilgilendiren yakıcı sorunları gündemden düşürmektedir. Kudüs ve Kürt sorunu, PKK, IŞID ve FETÖ örgütlerinin yarattığı travma, din istismarı, rüşvetin yaygınlığı, gelir dağılımı dengesizliği, yoksulluk sorunu, tüketim kültürü, sözün de durmamak ve yalan söylemek gibi yakıcı ve öncelikli sorunlarımız var.

Sahte sorularla zaman geçirmemek gerekir. Sahte soru, üzerinde ne kadar çaba harcanırsa harcansın çözülemeyecek sorudur. Emeğin ve zihinsel performansın boşa harcandığı sorudur. Yolsuzluk ve gelir dağılımı dengesizliği yerine Hz. Âdem’in babasının olup olmadığı sorusu üzerine kafa yormak insanı gerçeklerden koparır.

Sahte soru, insanın enerjisini tüketir ve gerçek gündemden uzaklaştırır. İnsana sahte bir dünya inşa eder. Bu durum, hayata müdahil olmak isteyen her düşüncenin önündeki en büyük engeldir. Ne yazık ki, İslam dünyası bu tip sahte sorularla uğraşmakta, kendisini ve dünyayı ilgilendiren yakıcı sorunlardan kopmaktadır.

Sahte soru, sorunun çözümüne değil, karmaşıklaşmasına ve derinleşmesine katkı yapar. Son üç yüz yıldır İslam dünyasının en büyük sorunu sahte sorular üzerine yoğunlaşmasıdır. Bu yüzden sonuçsuz tartışmaların içinde debelenmektedir.

İslam dünyası son zamanlarda hayata müdahil yakıcı sorunlarla yüzleşemediği için metafizik tartışmalarla zaman geçirmektedir. Bu durum, ayrışmaları daha da derinleştirmektedir.

İslam dünyasının bir an önce sahte soruların yarattığı tartışma ortamından uzaklaşarak yakıcı sorunlarla yüzleşmesi gerekir. İslam dünyasının yakıcı sorunları şunlardır:

1- Ekonomik sorunlar.

2- İnsan hakları ihlalleri.

3- Mezhepçilik.

4- Milliyetçilik ve ırkçı yaklaşımlar

5- Ulus devlet örgütlenmesinin doğurduğu sorunlar.

6- Otoriter yönetimler.

            Hayatın yakıcı sorunlarıyla yüzleşmek yerine bitmez tükenmez sonuçsuz felsefi tartışmalarla zaman geçirmek, İslam dünyasının çözüm üretme kapasitesini bir hayli zayıflatmaktadır.

            Sahte sorular, sayesinde Müslüman toplumlar giderek birbirine uzaklaşmakta ve yabancılaşmaktadır. Bu durum, Müslüman toplumların, emperyalist güçlere karşı mücadelesini zayıflatmaktadır.

            Sahte sorular, devamlı dış etkenleri öne çıkararak iç etkenleri ihmal eden sonuç doğururlar. Oysa dış sorunlar etkileyici iç sorunlar belirleyicidir. Türkiye siyaseti de büyük ölçüde dış koşullar üzerinden olayları anlamlandırmaktadır. Aslına bakılırsa beka sorunu da bu tip bir bakış acısının ürünüdür. Öyle görülüyor ki, sorun çözmekte başarısız olan siyasiler, başarısızlıkla yüzleşmek yerine dış faktörleri öne çıkararak kendi sorumluluklarının tartışılmasını önlemektedir. Büyük ölçüde Muaviye yönetimiyle yaygınlaşan kader anlayışı da, iktidar sahiplerinin sorumluluğunu ortadan kaldırıyordu. Bu tip savunma, İslam dünyasında özellikle siyaset alanında etkisini tüm ağırlığı ile sürdürmektedir. Oysa iç sorunlarını çözemeyen ve toplumsal barışı sağlayamayan iktidarlar, ülkelerini dış müdahaleye açık hale getirmektedir. Bugün Afganistan, Irak ve Suriye bu sürecin acı sonuçlarıyla yüzleşmektedir. Bu durum, İslam dünyasında yaşananların, emperyalist ülkelerin siyasetleriyle ilgisiz olduğunu söylemiyor. Elbette buldukları her fırsatta, kendi siyasetleri doğrultusunda faaliyet gösteriyor ve tüm imkânlarını kullanıyorlar. Ancak bu durum, iç aktörlerin etkisini ve sorumluluğunu ortadan kaldıracak şekilde yorumlanamaz. Sürekli yabancı güçleri işaret edip, kendi ülkelerindeki sorunların sorumluluğundan kurtulmak isteyen iktidarların tuzağına düşmemek gerekir.

            İslam toprakları işgal ve sömürü altındayken, adaletsizlik yaygınken, yolsuzluk artmışken, ekonomik sorular insanları canından bezdirirken mezhepler arası anlaşmazlıklarla uğraşmak ve incir çekirdeğini doldurmayacak sorunlarla zaman geçirmek, mezhep farklılıklarını imkân olarak değil, ayrışmayı derinleştirici faktör olarak kullanmak önemli bir sorun alanıdır.

            Sorunlarımızı çözmek istiyorsak öncelikler sahte sorunların yarattığı sahte iklimden süratle çıkıp, gerçek sorularla yüzleşme cesaretini göstermemiz gerekmektedir. Malik bin Nebi’nin de işaret ettiği gibi, “Niçin bizi sömürüyorlar” sorusu yerine, “Niçin sömürülmeye yatkın bir yapımız var” sorusunu sormak gerekir. Çünkü ikinci soru gerçek bir sorudur. Gerçek soru, bizi içten dışa doğru düşünmeye davet eder. Sahte soru ise dıştan içe doğru bir yol izler. Sorunlarımızla yüzleşmek için doğru soruların izinden gitmemiz gerekmektedir.

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.