Yusuf Yavuzyılmaz Yazdı: Siyasal Cemaatçilik, Seccade, Kürtler ve Siyaset

10.04.2023

Her iki ittifakın da beğendiği cemaatler var. Her iki ittifakın desteği ya da eleştirisi cemaatlerin siyasal tercihleri ile ilgilidir. Kendilerine destek verenleri övüyor, karşı çıkanları eleştiriyorlar. Süleymancılar ve Menzil cemaatleri hakkında söylenenler, yapılan övgüler ve eleştiriler bulundukları ya da destekledikleri ittifakla ilgilidir.

Fanatik militan, eleştirisinde seçmecidir, birini eleştirir, ötekini destekler ya da sessiz kalır. Çünkü fanatik militanın cemaatler ve siyaset hakkında, tarihsel, felsefi ve sosyolojik düşünmeye vakti yoktur. Fanatik militan, Cumhur ittifakını destekliyor ise Süleymancıları, Millet İttifakını destekliyorsa Menzilcileri suçlayacak, eleştirecek ve sorgulayacaktır.

Fanatik militanın HDP ve HÜDA Par yaklaşımları da benzer bir tutumdan besleniyor. Kendi tarafında olana destek ve suskunluk, karşı tarafta olana eleştiri ve suçlama tavrı öne çıkıyor. Oysa her iki tarafın da Türkiye’nin temel sorunu olan Kürtler meşru siyasetin içinde nasıl yer bulabilir, silahlı mücadeleden sivil siyasete nasıl geçilebilir gibi gerçek sorunlarla ilgisi yok.

Her iki taraf ta Kürt siyasetinin temsilcisi olan parti ve kişileri terörist olarak değerlendiriyor. Bu tutum bilinçaltında, sivil siyasetin alanının Kürtlere göre olmadığına işaret ediyor. Oysa HDP ve HÜDA-PAR karşısındaki tavır, kimlikleri, ideolojileri ve temsil ettikleri toplum kesimleri değil, yaptıkları ittifak tercihi ile şekilleniyor. Oysa aydın tavrı, geçmişinde veya halen bir terör örgütüyle ilişkili olan hareketlerin sivil siyasete atılmış kanatlarını desteklemelerini gerekli kılar. Silahlı mücadeleyi önlemenin bir yolu da bir zamanlar silahlı mücadeleyi bir hak arama aracı olarak gören, ardından sivil siyasete yönelmiş partileri desteklemektir. Fanatik militan, sadece seçimin kazanılmasına kendini adamıştır. Onun Türkiye toplumunun geleceği ile ilgili en ufak bir endişesi yoktur. Bu yüzden eleştirilerini hep karşı taraf üzerinden yürütür.

Fanatik militan özeleştiri yapmaz. Seçimi kazandığında halkın tercihini, “aydınlık Türkiye,” kaybettiğinde “cahil, gerici halk” diye açıklamaya çalışır. İnsanların ötekileştirmenin etkisiyle giderek fanatikleşmesi sorunlu bir yapı üretiyor.  

            Bir partiye angaje olanın gerçeği bilmek gibi bir derdi yoktur. O, partisinin çıkarına hizmet eden haberi seçer ve öne çıkarır. Bundan dolayı yöntem olarak en büyük tuzağa düşer: Seçmecilik tuzağı. Bu tuzağın içine düşen insanın özeleştiri yapması ve kendi grubunun zaaflarını görmesi imkânsızdır. Cumhur ittifakında da Millet ittifakında da bu tür insanlardan fazlasıyla var. Bu tür insanların tek davranış tipi var: Karşı tarafı eleştirmek, kendini savunmak.

            Bireysel olarak kendinizi, kurumsal olarak içinde bulunduğunuz yapıyı, siyasal olarak kendi partinizi eleştirmekten kaçınmamak gerekir. Sadece karşı tarafı eleştirmek en kolay olandır. Zor olan kendini eleştirinin nesnesi yapabilmektir. Sadece ötekini eleştirmek rahatlatıcıdır, ama sorun çözmez. Daha da kötüsü, bu süreç kendi zaaflarınızı gizlemekle sonuçlanır. Özeleştiri ve tövbe bunun için çok önemlidir. Bunu yapan insanlar azdır, ama çabaları son derece değerlidir.

            Eleştirinin en kötüsü menfaati gerçekleşmeyince, daha önce içinde bulunduğu gruba dönük yapılan eleştiridir. Bu durumda eleştiren kişinin söyledikleri doğru da olabilir. Ancak dikkate alınmaz veya istenen etkiyi yapmaz. Çünkü eleştiri menfaat için araçsallaştırılmıştır.

            Siyasal taraftarlık, her kesimin içine sinmiş bir yaklaşım tarzıdır. Böyle durumlarda bir kampın militanı olmamak eleştirel bir konumda bulunmak gerekir. Bu durumda ilkeler üzerinden gitmek tercih edilmelidir. Dolayısıyla hiçbir siyasal kampın diline mahkûm olamamak hak ve adaletin arayışı içinde olmak gerekir. Siyasal mensubiyeti itikat alanına taşıyıp bunun üzerinden tekfir yapmaktan ise özenle kaçınılmalıdır.

Bazı yorumlar Kemal Kılıçdaroğlu’nun seccadeye bilerek ve kasten bastığını iddia ediyor. Bu yorum bana saçma ve mantıksız görülüyor. Bir kişi mutlak İslam düşmanı olsa dahi, seçim arifesinde böyle bir davranışı yapmaz. Çünkü toplumun sosyolojisini bilir ve dindar seçmeni ürkütecek davranışlardan kaçınır. Kaldı ki, Kılıçdaroğlu yaptığı davranıştan özür dilemiştir. Demek ki, farkında olmadan böyle bir davranış içinde bulunmuştur. Bunun ötesinde niyet okumak, müminlere yakışmaz. Kaldı ki, muhalefetin de eleştirilecek onlarca hatası var.

Başkalarının suçları bizi aziz yapmaz. Dindarların içine düştüğü ahlaki krizin kaynağı, dini menfaatleri için araçsallaştıran dindarların tutarsız ve ilkesiz davranışlarıdır. Eğer tespiti doğru yapamazsak, çözüme gidemeyiz. Başka kişilerin yaptığı hatalar, asıl soruna odaklanmamızı engellememeli. Derin ve kapsamlı bir özeleştiriye ihtiyacımız var. Her sorunda başkalarını suçlamamız, var olan gerçekliğimizin ve sorunlarımızın üzerini örten bir işleve dönüşüyor.

Seccade olayının gösterdiği bir sosyolojik gerçekte şu: Bir olayın ahlaki yönü değil, siyasal anlamdaki getirisi üzerinden tartışmak, tartışmanın entelektüel zeminini yok ediyor.

            Siyasal eleştiride taraftarlık psikolojisinden uzaklaşmak gerekir. Taraftar, doğası gereği seçmecidir. Olayın ahlaki boyutuna değil, olayı kimin yaptığına odaklanır. Bundan dolayı ilkesel değildir. Taraftar, beğendiklerinin kusurlarını beğenmediklerinin iyi yönlerini görmek istemez. Eleştirileri de savunuları da çıkarcıdır. Çünkü taraftarın içinde bulunduğu grubun çıkarları her şeyin önündedir. Aynı hatayı kendi grubundan biri yaparsa mazeret bulmaya ya da görmezden gelmeye çalışırken, karşı taraf yaptığında sert bir biçimde eleştirir.

Taraftar ilkesel olmadığı için, genellikle kendini şöyle savunur: “Ama siz de benzer şeyler yapmıştınız.” Taraftar, kendi yanlışını başkasının yanlışı üzerinden rasyonelleştirmeye çalışır.

Siyaseti taraftar psikolojisinin ötesine taşımak en öncelikli görevimizdir.

Yusuf Yavuzyılmaz’ın Tüm Yazıları

Önerilen Yazılar

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.